Öykü X'de Gördüm Seni

İftarda Gördüm Seni

By on 19 Haziran 2016

“Oruçlu doğar herkes, aşkın iftar sofrasına*”

Yusuf Berke, uyandığında kendisini böceğe dönüşmüş olarak bulmak yerine dili damağı kurumuş bir insan olarak buldu. Saate baktığında “olamaz olamaz” diye haykırdı. Daha ezanın okunmasına 3 saat 33 dakika vardı. Sabaha kadar uykusuz kalmasına rağmen erkenden uyuyor bazen de öğlen uyumaya çalışıyordu. Ancak bu çabaları bir sonuç vermiyordu. Bu sefer ümitli idi ancak başarısız olmuştu. Şimdi ise önünde upuzun bir süre vardı ve dili damağı kurumuş bir haldeydi.

Yanı başında duran telefonunu eline alıp ajandasına baktı. Bugün bir arkadaşının ailesi onu iftar yemeğine davet etmişti. İçten içe mutlu oldu. Öğrenci milletini en mutlu eden şeylerden birisidir iftara çağırılmak. Her ne kadar Yusuf Berke çok kalabalık ortamları sevmese de ramazan ayının yüzü suyu hürmetine davetlere gitmemezlik yapmıyordu. Açlığa karşı dayanıyordu ama susuzluk onu çileden çıkarıyordu.

İftara gitmeden önce acaba gitmesem mi diye aklından geçirdi. Çünkü pijamaları ile yurt mutfağında Nihat Hatipoğlu izleyerek rahat rahat iftar açmak varken şimdi davette nasıl rahat edecekti ki!? Çok fazla yemek yiyemediği için zaten ev sahiplerinden hep azar işitiyordu. Ancak söz verilmişti ve bu sözden dönmek olmazdı.

Televizyonlarda meşhur bir program olan “Bugün Ne Giysem?” in jeneriğini kendi kendine söyleyerek dolabını açtı. Siyah kot pantolonu ile çizgili gömleğini giymeye karar verdi. Allah’tan iftara gidecekleri yere bir arkadaşı onu alıp götürecekti.

Odada dururken vakit geçsin diye telefonunu eline aldı. Twitter’da insanlar milli takıma söverken, Instagram mezuniyet fotoğraflarından geçilmiyordu. Bazı çiftlerin koydukları fotoğrafları görünce içten içe “Vay be ne güzel” dedi. Kendisi mezun olduğunda ailesini bir gelin adayıyla tanıştırabilecek miydi? Tüm bu sorular kafasından geçerken bir anda “Bismillah, Bismillah” sesleri geldi telefonundan. Ramazana özel olarak alarmını Nihat Hatipoğlu Bismillah’ı yapmıştı.

O çalınca gökyüzüne şöyle bir baktı ve “Haklısın Allah’ım haklısın, bu kulun boş yere çok dert çekti.” dedi. Oysaki Yusuf Berke hayal kurmaya dahi besmele ile başlaması gerektiğini bilmiyordu. Çünkü besmele her hayrın başıdır. Her hayrın…

Birini beklediğin zaman vakit geçmek bilmiyordu. Kitap okumak istiyor ama nedense okuyası gelmiyordu. Ne dizi izleyesi ne de film izleyesi geliyordu. Normal yaptığı bu üst düzey boşluk vicdanını rahatsız ederdi ancak ramazanda “ne de olsa oruçluyum” diyerek kendi kendini teskin ediyordu. Bu yüzden öyle boş boş uzanıyor, yemekte ne var tahmini yapmaya çalışıyordu. Hatta kendisi bunun için bir puanlama sistemi bile geliştirmişti. Çorba 3 puan Ana yemek 5 puan Tatlı 2 puan diğer yan şeylerin olup olmaması ise +1 olarak değerlendiriliyordu. Eğer olup olmayan şeylerde yanlış tahmin yaparsa -2 puan, olan bir şeyi düşünememişse -1 puan alıyordu.

Bu oyunu oynamaya başlarken dışarıdan bir korna sesi duydu. Arkadaşı sonunda gelmişti. Yarım saat süren yolun ardından nihayet arkadaşı ile davet edildikleri eve vardılar. Yoldayken hafiften yağmur çiselemeye başlamıştı.

 

“Seviyorum seni/ ekmeği sirkeye banıp oruç açar gibi**”

Eve vardıklarında zaten ezanın okunmasına 10-15 dk falan vardı. Evin bahçesine uzunca, Coca-Cola reklamlarındaki masalardan hallice bir masa hazırlamışlardı. Arkadaşı ile birlikte masaya yan yana oturdular. Diğer misafirleri selamladılar. Artık büyük bekleyiş başlamıştı. 17 saat çok çabuk geçer de sofra başındaki 7 dakika geçmek bilmez. Vakit yaklaşmasına rağmen masada hâlâ boşluklar vardı.

Telefonuna bakarken birden kapıda bir hareketlilik olduğunu fark etti. 5-6 kız kapıdan girmiş, ev sahiplerinden özür diliyorlardı. Onlar da masadakileri selamladıktan sonra masada boş yerlere oturdular. Yusuf Berke içten içe müezzine sinirlenmeye başlamıştı zira vakit girmiş ama hâlâ ezan okunmamıştı. O sırada masada çaprazında oturan kız sessizce : “Müezzin de 3 dakika uzatma verilen maçta 4. Dakikayı hâlâ oynatan hakem gibi.” dedi. Yusuf Berke bunu duyup ister istemez başını çevirince kızla göz göze geldi. O anda hem top atıldı hem de Yusuf Berke’nin kalbi güm güm atmaya başladı.

 

“Gönlümün orucunu seninle açtım.”

Mübarek üç aylar girdi gireli bu yana Yusuf Berke kimseye âşık olmamıştı. (kendi tabiriyle) Şimdi ise çaprazında oturan kişi ile arasında bir şey olduğunu hissediyordu. Çorbalar dağıtıldı. Aman Allah’ım kız ne kadar da nazik çorba içiyordu. Kaşığı tutuşu, ağzına götürüşü, ekmeği koparışı… Sanki bu kız hücrelerden değil de zarafet taneciklerinden oluşmuştu. Sağında oturan arkadaşları ile konuşurken sol elini saçlarına götürmesi bile sanki dünyanın en büyük sanat harikası idi.

Yusuf Berke heyecandan bir şey yapamadı. Kızın adını sanını dahi bilmiyor bilse bile stalklamak için yeteri kadar süresi olmadığı için kendisini sudan çıkmış balık gibi gözüne far tutulmuş tavşan gibi hissediyordu. Çorba faslı bitmiş ana yemek faslına geçilmişti. Yusuf Berke çorba tahminini bilememişti. Mercimek olacağını sanırken soğuk ayran aşı çorbası vardı. Ana yemek için ümitli idi derken masalara birden pizzalar gelmeye başladı. Pide falan çektirilmesine çocukluktan alışkındı ama pizza onu baya şaşırtmıştı. Pizzalar masalara konulurken tekrar göz göze geldiler kızla. Bakışarak bu durumu absürt bulduklarını anlattılar birbirlerine.

Ana yemek de bitince tatlı faslında güllaçlar geldi. Yusuf Berke kızın da duyabileceği şekilde “işte bu” dedi. Kız ona bakınca da muhabbet konusu açmak için bahsettiği oyunu anlattı ve sonra adını söyledi. Kız da isminin “Zarife Sude” olduğunu söyleyince Yusuf Berke sıcak ramazan pidesinin arasına koyulan tereyağı gibi eridi, gitti. Çünkü 8 harf ancak ve bir boşluk ancak bu kadar mı güzel olabilirdi. Kızla havadan sudan muhabbet ettiler. Zarife Sude’nin ağzından çıkan her cümle Yusuf Berke’nin kalbine ilmek ilmek işliyordu.

Her Ramazan olduğu gibi Nihat Hatipoğlu ve benzeri hocaların hikâyeciliğinden dem vurdular. Zarife Sude: “Zaten zar zor sadaka veren ya da vermeyen bir halka tutup en uç örnekler olan sahabeler anlatılınca insanlar gaza gelmek yerine sadece vay be deyip geçiyor. Hâlbuki insanlara kendilerine örnek olabilecek kişileri, durumları anlatmak lazım. Soruyorum size bir imamın cübbesi ağlıyorsa bundan halka ne?”

Yusuf Berke başıyla onayladı. “İşte bu dedi” içinden ve devam etti “Ne kadar da zeki ne kadar da zarif ne kadar da çocuklarımızın annesi bir kadın.” Daha sonra konu tabii ki sahur vaktine geldi. “Erken, geç” tartışmaları herkesin yarım yamalak bilgisi ile masada sürerken Yusuf Berke pek oralı olmuyordu. Zarife Sude sebebini sorduğu zaman, “Ben diyanete göre kapatıyorum, sonra fecri bekliyorum” dedi. “Zaten Ramazan’da açlık beni etkilemez çok” Hayran gözlerle bakma sırası şimdi Zarife Sude’de idi ya da Yusuf Berke öyle sanıyordu. Yusuf Berke doğru söylüyordu ancak sahurda yarım kuzuyu gömüyor sahura kadar çayla birlikte ne kadar meyve ve çerez varsa aşırıyor, sahurda da 3 yufkayı 3 litre su içerek tüketiyordu. Sonra da diyordu ki “ben ramazanda o manevi havayı hissedemedim, nerede o eski ramazanlar…”

Kamu Spotu

*** Eski ramazanları biz kendimiz kendi ellerimizle öldürdük. Artık yeter! ***

Kamu Spotu

Çay faslına geçildiğinde ise insanlar masadan kalkmış, bahçede bulunan çardakların altında oturmaya başlamışlardı. Zarife Sude, onun arkadaşı, Yusuf Berke ve Yusuf Berke’nin arkadaşı bir çardak altında oturup muhabbete dalmıştı. Yaşlı insanlar bu durumdan pek hoşnut olmasalar da gençler takmıyordu. Konu nerelere nerelere gelmemişti ki… Doğru örnek teşkil etmekten tutun da Milli Takım’ın acınası hallerine oradan da son zamanda iyice zıvanadan çıkan İslami Romantiklere kadar. Zarife Su öyle bir konuşuyordu ki insanları eleştirirken de öylesine zarifti ki Yusuf Berke inceldikçe inceliyordu.

Daha sonra bir sessizlik oluştu. Arka çardakta oturan 4-5 kız konuşuyordu. Kemik gözlük takan bir kız “Abi, tamam evliliğin iyi yanları var ama evlendiğin zaman hayatın resmen bitiyor.” diyordu. Yusuf Berke için beklediği fırsat ayağına gelmişti. Evlilik bahanesi ile Zarife Sude’nin fikrini, bakışını öğrenecekti. Ancak nasıl giriş yapacağını bilmiyordu. Beklediği yardım Zarife Sude’nin arkadaşından geldi. “Asliye Sulha” isimli arkadaşının evlendiğini söyledi. İki kız hemen sosyal mecralardan damadın fotoğrafına bakıp yorum yaptılar.

Yusuf Berke dayanamayıp sordu: “Zarife Sude Hanım siz ne düşünüyorsunuz bu konular hakkında?” Zarife Sude tebessüm etti. Başka da bir şey demedi. Etraf yine sessizliğe bürünmüştü. Arka çardaktaki kızlar ellerinde gazoz snap, çekip “İftarlık Gazoz” diye hikâyelerine koyuyorlardı. Tam Yusuf Berke “galiba yanlış bir şey sordum…” diyecekti ki Zarife Sude cevapladı: “Ben sözlüyüm.” Yusuf Berke aniden kızın parmaklarına baktı ama yüzük yoktu. Zarif olduğu kadar zeki de olan Zarife Sude bunu fark etti ve konuşmasına devam etti. “Altına vb. metallere alerjim var o yüzden yüzük, kolye falan takmıyorum. Sözlüm şu an Harvard’da yüksek lisans yaptığı için katılamadı.”

Yusuf Berke mutluluklar diledi sonra da pek bir şey konuşamadı. Müsaade isteyip arkadaşı ile beraber iftar yaptıkları evden ayrılırken Yusuf Berke’nin canı çok sıkkındı. Arkadaşı arabaya geçtiklerinde A. Bayındır’ın sesini taklit ederek “ERKEN!” dedi. “Gönlünün orucunu ezan okunmadan açtın ya da müezzin erken okudu ezanı. Hadi yine iyisin bir gün kefalet gerekiyor diğer türlü 61 gün oooo…” diyerek güldü.

“Dalga geçme be Şair. Zaten canım sıkkın”

“Oğlum öyle şıpsevdi olursan böyle olur. Hem ben hep derim ki ‘Kime meyletse gönül hep bir falsosunu görür.’”

“Bırak bu teraneleri hadi Ramazan Eski Amca’nın çay ocağına gidelim. Cibran falan da belki oradadır.”

“Tamamdır ya üzülme. Sen de gidersin Harvard’a oradan sana buluruz bir kız. Hatta sizin aşkınızın hikayesinin filmini de ben çekeceğim. İsmi de şu “Harvard’da Gördüm Seni””

“Cidden çok orijinal bir fikir Şair bu. Aşırı orijinal öyle böyle değil. Bu fikri yazıp uçakların arkasına asıp şehir şehir dolaştırmak gerek. Neyse tatava yapma da ,gidelim.”

“Yalnız Asliye Sulha diye isim mi olur ya. Ailesi tam trollmüş. Kiracılarla çok başı dertte olur Asliye Sulha’nın. Eşinin adı da Allah bilir ya Hakem Tahkim’dir.”

 

Yusuf Berke sadece tebessüm etti.

Onlar iftar yerinden ayrılmışlardı çoktan ancak Yusuf Berke bir şeyin farkında değildi. O gerçeği fark etmesi zamanını alacaktı ve bugünü ne zaman hatırlasa yüzünde garip bir tebessüm olacaktı.

To Be Continued…

 

*: Adil Erdem Beyazıt’a ait olan dizenin orijinali: “Biliyorum yaklaşıyoruz her an/ Biliyorum oruçlu doğar insan/ Ölümün iftar sofrasına”

** Nazım Hikmet’a ait olan dizenin orijinali: “Seviyorum seni/ Ekmeği tuza banıp yer gibi”

TAGS
RELATED POSTS

Bir Cevap Yazın

Şahinzâde
Ankara

Kalbinden aşina ol; dıştan yabancı görün Böyle güzel yürüyüş cihanda nadir bulunur.

Kategoriler
Sosyal Medya
Twitter
  • Ankara'da öyle bir soğuk var ki dışarıda üç dakika dursanız; üşümeniz otuz dakika boyunca geçmiyor. Evde bile.

    Tweeted on 02:55 PM Dec 07

  • Dört güzel insan. https://t.co/HtV29aE5WT

    Tweeted on 01:24 PM Dec 04

  • Uzun sürenin ardından bir şey çiziktirdik. Buyurun. -- https://t.co/aPnRgKe8Dx

    Tweeted on 02:55 AM Dec 02

  • Yasadır değişmez: Ankara'da hava ne kadar soğuksa, Bilkent Kütüphanesi o kadar sıcaktır.

    Tweeted on 09:47 AM Nov 30

  • Şarabî parçası eşliğinde sanatçıların fotoğraflarının teker teker geldiği bu introdan daha iyi bir intro gelmedi. -… https://t.co/g1nq6O01GF

    Tweeted on 04:07 AM Nov 30

Teraneler Nedir?
Teraneler, modern dünyaya sıkılan bir kurşun, insanlara ise uzatılan bir demet çiçektir. Kalıplar dışına çıkmayı hedefleyen ve izahı olmayan şeylerin izahını mizahıyla birlikte yapmak, suratı asık olanlara bir tebessüm hediye etmek en büyük gayemizdir. Umutsuz, melankolik gençlere bir tokat olup onları gaflet uykusundan uyandırmak bizim görevlerimiz arasındadır. Sitenin felsefesi: “Bizi sıradanlık değil, çılgınca fikirler kurtaracak” olup kalıpları yıkmak ve sorgulamak bunu yaparken de güldürmek amacımız. Size “bırak bu teraneleri” diyenler olacak onlara aldırmayın, zira bu teraneler akl-ı selim teraneler.
Kumpanya Blogları