Öykü X'de Gördüm Seni

76 da Son Kez Gördüm Seni

By on 14 Mart 2015

Söğüdün yaprağı narindir narin

İçerim yanıyor dışarım serin

Zeynebi bu hafta ettiler gelin

Sâki odasında yalnız başına idi. Bir yandan çay içiyor bir yandan da Zeynebim adlı türküyü dinliyordu.

İnsanlar eskiden ne büyük aşklar yaşamışlardı. Babasının annesine yazdığı mektupları gizlice okuyunca bu durumu daha da iyi idrak etmişti. Acı bir tebessüm etti. Sâki’nin tek yapabildiği attığım Snap’e bakmış mı, WhatsApp’ta çevrimiçi mi, Mesajımı okudu mu, Last Seen’i en son ne olmuş… ila ahir sorulardı. Bu çağda yaşamaktan bu okulda okumaktan usanmıştı. Onu olduğu yere bağlayan hiçbir şey yoktu arkadaşları ve ailesi dışında.

Does anybody know what we are looking for

Does anybody know what we are living for

Hicâz neyi ile Queen’den Show Must Go On’u çalmaya çalışıyor bir yandan da sigarasını içiyordu. Geçen dönem arası yaşadıklarından sonra artık hayatı ıskalamamaya karar vermiş ve yapmak istediği şeyler için hiçbir bahane bulmamaya özen gösteriyordu. Ebru kursuna yazılmış aynı zamanda Görme Engelliler’e yardım projesine katılmıştı. Hayattan zevk aldığı söylenebilirdi. Her ne kadar bir sevgilisi veya buna namzet bir aday olmasa da sıkıntı değildi zira kendisi herhangi bir arayış içinde de değildi. Sahip oldukları ile yetinmek gerektiğini çok iyi anlamıştı. Hayatı daha çok Adam Smith tarzı yaşıyor, bırakın yapsınlar, bırakın etsinler felsefesi ile dünya görüşünü şekillendiriyordu. Sigarasından bir fırt daha çekip, hicaz taksimini çalmaya başladı.

Dertlerin kalkınca şaha

Bir sitem yolla Allah’a

Görecek günler var daha

Aldırma gönül aldırma

Ahval okulundaki son döneme girerken mezun olmanın dayanılmaz acısını yüreğinde hissetmeye başlamıştı. Ne olacağına hala karar verememiş, üstüne binecek sorumluluklar, 5 yıl boyunca alıştığı çevreden çıkıp, başka bir çevreye dahil olmak en kötüsü de öğrencilik yıllarına artık bir nokta koyacak olması onu derinden etkiliyordu. İçinde yaşadığı bu fırtınalı dünyada dertler üst üste binince bir 35’lik alıp odasına gelmişti. Bu okuldan gidiyordu. Heybesinde birçok dostluk biriktirmiş, bazılarının ne kadar suni bazılarının ise ne kadar hakiki olduğunu idrak etmiş idi. Huzuru arayabileceği her yerde aramıştı. Maneviyatını güçlendirdi olmadı, meyhane meyhane dolaştı o da olmadı, kendini çılgınlar gibi derse verdi o da olmadı… Şimdi sadece hayatı rölanteye almak için, belki de geçen 4,5 yılın şerefine içiyordu. Zira akşam şehre inmişti ve Ahval hüzünlenmişti.

Sarhoş gönül dur bir dinlen

Çöz kendini kendinden

Aşk yolunda ölmek kolay

Şair odasında daralmış, dışarıya çıkmıştı. İkinci dönem hemen başlamış, daha tatilin tadını alamadan vizelerle boğuşmaya başlamıştı. Tatil her ne kadar kısa sürse de bu tatilde Su’ya karşı olan duygularının şiddeti azalmıştı. Henüz daha Su’yu görmemiş bu yönde de bir çabası olmamıştı. Dersler bir yana, Su bir yana ne yapacağını bilmez bir halde ruh gibi dolaşıyordu. Bu durum her ne kadar Ahval, Hicaz ve Sâki’nin dikkatini çekse de artık sözleri Şair’i etkilemiyordu. Şair’in kalbinde çıkan yangın her şeyi yakıp yıkıp kül etmişti. Küller yeniden alev alır mıydı hiç? Tüm bu düşüncelerle yokuş yukarı, yurtlara doğru çıkıyordu. Elinde kütüphaneden almış olduğu kahve vardı. 76’ya gidip odaya atıştırmalık birkaç şey alması gerekiyordu. 76 ya doğru giderken yolun üstünde olan ağaca şöyle bir baktı. “Kimbilir sen neler yaşadın ey koca çınar?” deyip ağacın sırtını sıvazlarken karşıdan gelen güzeller güzeli, ay parçası olan Su’yu gördü. Göz göze geldiler. Su yine yanından öylesine geçip gitti. Su uzaklaştıktan sonra ağaca dönüp dedi ki “Ben cidden garibim iki manada da öyleyim.” Ağacın yanına oturmuş Ankara manzarasına bakarken ağaçtan bir sesin geldiğini işitti: “Yakarsa dünyayı garipler yakar.” Şair devam etti: “Benim dünyayı yakmak gibi bir derdim yok bir niyetim yok. Şu düştüğüm ne olduğu belirsiz duruma…” daha cümlesini tamamlayamadan ağaçtan yine cevap geldi: “İtirazım var.” Şair tebessüm etti, zihninde ağacı konuşturma fikri çok hoşuna gitmişti. Ağacın adını Müslüm koydu. 76 ya doğru yürürken Sâki’ye “76 ya gel”  diye mesaj attı.

Uslan artık deli gönül,

Bak gelip geçiyor ömür,

Uslan artık deli divane gönül.

Sâki 76 ya gelir gelmez Şair ona kendisine yeşil çay almasını söyleyerek kasaya yönlendirdi. Sâki çaylarla masaya geldiğinde, Şair lafı dolandırmadan direk sordu. “Bu gönül meselelerinin bir çözümü var mıdır?” Sâki tebessüm etti.

“Şair ben seni tanıyana kadar gönül derdine düşecek bir zamane genci olduğunu sanmıyordum. Seni istisna kabul edersek, ben bu çağda gönül meselesi falan görmüyorum. Bu devirde her şeyin temeli bence cinselliğe dayanıyor Şair. Freud doğru söylemiş ama yanlış zamanda söylemiş. Öyle eski aşklar falan yalan… Açık konuşmak gerekirse Şair senin durumunda çok saçma bir hal. Kızı tanımıyorsun, bilmiyorsun, yok orada gördüm yok burada gördüm, yok şurada karşıma çıktı, yok tevafuk… En çok eleştirdiğin Romantik İslamcılar gibi davranmaya başladığının farkında mısın? Hem şiirle peynir gemisi yürümez. Biraz erkekliğini takın. Ben şayet bir kız olsam ve senin durumunda bir çocuk olsa bu korkak der reddederdim. Söylemekten çekindiğin şey ayıp mı? Şimdi Şair gönül meselelerini aslında sen ben daha iyi bilirsin. Sen ne düşünüyorsun?”

“Çok ön yargılısın bu çağ hakkında. Hala güzel adamlar var yeter ki bul onları. Bana yaptığın eleştirilerde haklısın. Gönül meselesine gelince ‘Bağrından her güzel bir gül seçerdi/Bundan mı sarardın soldun ey gönül/Kadınlar geçerdi, kızlar geçerdi/Bir zaman aşk için yoldun ey gönül’ demiş Çamlıbel. Şiirin sonunda da saydıktan sonra demiş ki “Sanmam ki bahtiyar oldun, ey gönül!” Şimdi bu gönül meselesi çok garip be Sâki. Ne yaparsan yap, hep eksik bir şeyler olacak. Hep bir şeyler isteyecek ama ne tür bir şey istediğini de galiba hiçbir zaman anlayamayacağız. Hangi pencereden bakacağımı şaşırmış bir haldeyim. Seven ve sevilmiş nafile bekliyor sanki. Hani diyorlar ya seviyorsan git konuş… Bence seviyorsak ölene dek susmalıyız.”

“Susup da eline ne geçecek Şair? Kendi kurduğun hayal dünyana bir namahrem değmeyecek haklısın. Lâkin ayakların yere bassın biraz.”  Bu sırada İnşirah yanlarına geldi. Selam verip, o da direk konuya daldı. “Şimdi bu adam Su’ya aşık veya hoşlanıyor her ne ise. Neden? Çünkü onu güzellik ya da sevebilme konusunda bir sınır görüyor. Yani Bilkent’te ondan güzel kız yok veya ondan ziyade sevilmeye layık kız yok diye düşünüyor. Tanısa bu düşüncesi değişeceği için ve dolayısıyla sınır ortadan kalkacağı için bu yüzden açılmak istemiyor olabilir.” “Kesinlikle haklısın İnşirah kardeş. Şair sen de az çok farkındasın ki Su hayalindeki gibi bir kız değil. Zaten kalbini açmaktan korkuyorsun çünkü sen ona güvenemiyorsun.” Hicaz da 76 da online olmuştu. Sâki sazı tekrardan eline aldı: “Bakın Hicaz kardeşimin yakında arabası da olacak. Gidelim diğer üniversitelere, oradaki arkadaşlarla konuşalım. Hacettepe şurası, ODTÜ de yakın bir Gazi ile Ankara biraz uzakta kalıyor. Buradaki kız profilleri beyler ne yazık ki bize uygun değil. Tabii ki de iyi kızlar vardır. Amenna ama çok nadir çok çok nadir… Bir de anlamıyorum Şair senin o kadar kriterin varken nasıl böyle oldun bilemiyorum şaka gibisin.” İnşirah çayından besmele çekerek bir yudum aldıktan sonra devam etti: “Burada biraz tasavvufa giriyorum ama güzellikte veya en çok sevilmeye değer şeyde üst sınır Allah’tır. Sen bunun farkına vardığın zaman gönlün de ruhun da huzura kavuşacak. Sevdiğini Allah için seversen nema problema. Ayrıca gençler nikah göklerde kıyılmış ise yerde herkes lâl olur. Yok kıyılmamış ise sen istersen yanıp tutuş hiçbir şey olmaz.”

Arkadaşlarının bu konuşmaları Şair’in kafasını allak bullak etmişti. Konu değişmiş şu an karşı cinsten yakın bir arkadaş ile sevgili arasında ne fark olduğunu konuşuyorlardı. Hicâz sadece hisler diyor ama baktığı zaman etrafındaki bu çiftlerin sonradan sevgili olduğunu söylüyordu. Sâki ise tamamen farklı olduğunu, yakın kız arkadaşınla beraber küfürlü konuşabilirsin ama sevgilinle yapamazsın derken, İnşirah beraber küfredecek kadar iyi anlaşıyorsanız neden olmasın ki diye soruyordu. Bu sırada içeriye iki kız el ele girdiler. Karşıdaki masaya oturup, konuşmaya başladılar. Hal ve hareketlerin iki yakın arkadaştan ziyade sevgili oldukları belli oluyordu. Zaten iki kız da Bilkent LGBTİ kulübünün aktif üyelerinden idi. Her türlü etkinlikte boy gösterdiklerinden insanlar bu çifti tanırdı genellikle. Kısa saçlı olan kız, diğer kıza 76 da ayağa kalkıp yüksek bir sesle şu şiiri okudu: “ey kadın kokla beni/ hayatım yasaksınız/ gelinmiyor akşam zaman kaplanı/ kaçmıştım yeni bir ırmak şeklinde /hayvanların ilkbahar sıcakları bölümünde/ kıvrılıp yeniden yakalanıyorum/ cam kesiyor göğüslerimi/ boynuma zümrüt bir gerdanlık atmışım/ hem şarklıyım ben/gövdem yara dolu / sevdiğim kolla beni.” Şair bu duruma şaşırmıştı zira şiiri okuyan ile şiirin şairi büyük bir ihtimal taban tabana zıt görüştelerdi. İşte edebiyatın birleştirici gücü bu olmalı idi. Şair gidip kızı tebrik etmek istedi zira genellikle insanlar karşı görüşte olduğu birinin ortaya koyduğu eserleri okumadan yok sayıyor bir de okumuş gibi eleştiriyordu. Şair arkadaşlarından müsaade isteyip, dışarı çıktı.

Hangimiz düşmedik kara sevdaya

Hangimiz sevmedik çılgınlar gibi

Şair dışarı çıktığında ağaç böyle seslenmişti kendisine. Ağacın yanında Neşet dertli dertli oturuyordu. Şair selam verince başı ile selam vererek: “Cahildim dünyanın rengine kandım/Hayale aldandım boşuna yandım/Seni ilelebet benimsin sandım” dedi. Böyle deyince şöyle bir Müslüm’e baktı. Müslüm sessizce “ilk ve son aşkımdın gençlik çağımda/sevgi çiçeğimdin gönül bağımda/öyle yer etmiştin gönül otağında/sıla mı gurbet mi/adını sen koy” diye bu şarkıyı terennüm ediyordu. Şair mütebessim bir şekilde yürümeye devam etti zira bu sözler Neşet’i anlatmakta idi. Aşağı doğru inerken Dolunay’ı yine dağınık bir halde tek başına yürürken gördü. Dolunay Şair’i görünce kulağındaki büyük kahverengi kulaklığı çıkardı: ““Bir bakış ki açıyor gönül muammasını/ İki sevdalı kalbin en gizli yarasını/ Bir bakış ki kudreti hiçbir lisanda yoktur/ Bir bakış ki bazen şifa, bazen zehirli oktur” demiş Çamlıbel. Sen günler, haftalar, aylar geçmesine rağmen hala berduş takılıyorsun.” “Sorarlar vuslat nedir, aşk nedir bilmezler, berduş deyip geçerler” diye cevapladı Şair. “Aşık olduğunu mu düşünüyorsun?” “Aşk demesek de bir gönül muamması içinde olduğum bir hakikat. Beni boş ver asıl sen hala anılar defterindeki unutulmuş gül yaprağı olmaya devam mı ediyorsun?” “Ben bu halimle bir harabe gibiyim Şair ama nice harabe vardır ki defineye maliktir. Ayrıca her şey olacağına varır bu dünyada. Bir ara gel de beraber müzik dinleyip, şiir okuyalım hem sana bazlamaya hamsili bile yapabilirim.” Şair tebessüm ederek: “İlk ikisi neyse de son dediğin ile ikna oldum” diyerekten yürümeye devam etti. Arkadaşlarının dediklerini düşünüyordu. Geçen dönem yaşadığı ruhsal buhranların yüzünden belki de bu gönül meselesine kaçmıştı. Tüm bu düşünceler kafasından geçerek odaya geldi. Tek istediği deliksiz bir uyku idi.

Mühürlü kaderim ben gibi erir misin

Mühürlü kaderim bir yol verir misin

Gün olur o rüyadan ben de geçerim

O gün sen de bitersin.

Bahar gelmiş her yer günlük güneşlik idi. Ayva ağaçları çiçek açmış, yazın geleceğini haber verirken, Şair’in kafasındaki ses de acaba gönül bu sevdadan vaz mı geçecek diye soruyordu. Bu düşünce ile yürürken bankta üç tane kızın oturduğunu gördü. Kızlar Şair’i görünce ceplerinden çakmak çıkarıp, hep bir ağızdan: “Aşkı için ölecek/ Nerde kaldı öyle yürek/ Delikanlı (burada Şair’i göstererek) yoruldu/ Bir o yana bir bu yana (burada kendileri bir o yana bir bu yana sallanmakta)/ Sararıp soldu” dediler ve kayboldular. Şair 76 ya doğru giderken Müslüm adını koyduğu ağacın çiçekleri öyle bir açmıştı ki sanki Müslüm Gürses’in silüeti oluşmuştu ağaçta. Ağacın hemen yanı başında güzel bir masa hazırlanmıştı. Masanın bir tarafında Su oturuyordu. Şair de gidip diğer tarafa oturdu. O sırada Sâki gelip bir şey içer misiniz diye sordu. Su, su içmek istediğini söylerken Şair ise “Eyvallah der o şarabı ben de içerim, o gün sen de bitersin” dedi. Bu sırada Su elini çırpınca hemen 4 tane genç gitarı ile baterisi ile geldi ve Seksendört’ten K.G.B. yi çalmaya başladılar. Şair alaycı bir şekilde güldü: “Olmuyor, bir türlü başlamıyor, sen olmazsan şu kalbim, kimseye boyun eğmiyor, beğenmiyor… yani öyle mi diyorsun. Gözlerimle o kadar mektup yazdım sen ne yaptın hiçbir şey.” Su, bir yudum su alarak devam etti: “Öyle deme iki gözüm, bak seneler geçiyor, gönül ektiğini biçiyor, gel kavuşalım artık.” Şair tüm bu olanlara anlam veremiyordu. Su çok dengesiz bir şekilde davranıyordu. Su devam etti: “Aşkın özünde sefalet yoktur. Sefil olmana gerek yok.” “Sorularıma adam akıllı cevap vermiyorsun.” Su gülüp, masanın ortasında oturan nilüfer çiçeğin bir yaprağını yiyince, tüm elbisesi baştan aşağıya beyaz olmuştu. “Artık seviye atladım. Gri Su’dan Ak Su oldum. Şair, eğer seni kırdıysam darıl bana ama bir gün beni ararsan bak ruhuna..” “Kusura bakma Su, zamanın eli değdi bize çoktan değişti her şey aynı değiliz ikimizde, zaaflarına bir gece, hatalarına bir nilüfer sevgisizliğine bir kalp verdim. Artık geri ver… Her şeyi al bana beni geri ver.” “Hatasız kul olmaz Şair, hatamla sev beni.” “Orhan Gencebay sevmem pek ve ben gidiyorum.” “Ellere düş, hadi dillere düş, hadi git de yabancı gönüllere düş. İnan en kolay şey hemen çekip gitmek…” “İşte gidiyorum çeşm-i siyahım.” “Git bir daha dönme geri, istemem bundan gayrı ellerini, git yollar senin olsun.” “Herhalde nerelere gideyim sen yanımda olmayınca dememi beklemiyorsun.” “Yok ama gidesin gelmiyor çünkü doymadın aşka gel de gör başka neler neler yaşar içinde ve şu yaşadığın acın dinmiyor bir türlü.” “Su, ancak holosko artı bir miktar para sana şu an buradan gitmeme engel olabilir. Ve istersen hiç başlamasın, bu hikaye eksik kalsın, onca yaşanılanın ardından yeni bir hikaye yaratamazsın.” “İyi de Şair biz hiçbir şey yaşamadık ki” “Ben ikimizin yerine de yaşadım Su, sen merak etme.” Su boynunu bükerek “Aşkımız bitecek böyle giderse, bende hiç günah yok, kabahat sende.” Şair masadan kalktığında hava kararmış ve gökyüzünde dolunay çıkmıştı. Masadan kalkıp biraz daha yürüdüğünde Hicaz gözleri çakmak çakmak olan bir kızla el ele tutuşmuş yürüyordu. Hicazın her halinden yere bakan yürek yakanlardan olduğu apaçık belli oluyordu. Çimlik alana doğru gittikçe bir grup genç Stalker Risalesi okuyup, Mustafa Sandal’dan Aya Benzer adlı şarkıyı dinliyordu. Şöyle durdu bir arkasına baktı. Bir sürü çocuk Su’yun peşinden koşuyordu. Tebessüm etti. Bir adım daha atınca büyük bir uçuruma yuvarlandı.”

Şair düşme hissiyatı ile kan ter içerisinde uyandı. Saat 9 olmuştu. Kahvaltı yapmak için 76’ya gitti. Bir bazlamaya herşeyli söyledi yanına da Niğde Gazozu. O sırada Zorro kılıklı bir çocuk Şair’in yanına oturdu. “Su’yun peşini bırak. O seni sürüm sürüm süründürür. Bir dost” deyip kaçtı. Şair bu manasız harekete gülmüştü lâkin gülmesi pek uzun sürmedi. Bir anda sol kolu uyuştu, midesine bir kramp girdi. Olduğu yerde kalakaldı. Etraftaki insanlar koluna girip, Sağlık Merkezi’ne götürdü. Yediği yemekten zehirlenmişti. Şair’e serum taktılar. Şair ne buhranlarını düşünüyordu ne de Su’yu ne de derslerini. Tek istediği sağlığına kavuşmaktı. İstirahat ederken Ahval yanına geldi. “Şair beni iyi dinle. Aşk Araf’ta barınmaz. Şüphe ile iman da bir arada olmaz. Her ilişki iki sonuca gebedir: Ayrılık ya da Evlilik. Bugün şu kızla yarın bu kızla çıkayım diye bir düşüncen yoksa ya da üniversite yıllarım boş geçmesin takılayım birileriyle gibi bir düşüncen yoksa ki yok kimse ayrılacağını bile bile bir ilişkiye girmez. Girmemeli bence. Bana istersen çağın gerisinde kalmış de ama hakikat böyle. Diyebilirsin ki gelecek umutsuz olsa bile bu aşk kadere kafa tutar mı? Kader aşkı içinde barındırır. O yüzden aşkı kaderin üstüne bir noktaya taşımak saçma. Aşk isyandır. Evet isyan. Kural tanımaz, kusura bakmaz. Zaten Su’ya karşı hissettiğin bu durum, bir nevi senin kendi iç isyanındı. Koyduğun kriterlerin belki de hiçbirine uymuyordu ama aşk bu hiç söz dinler mi? Şair sevgi nedir?” “Emek” “Çok doğru. Neden sevgi emekçileri grev yapmıyor, isyan etmiyor? Şaşıyorum. Sevgi cefa görünce azalmaz, vefa görünce artmaz. Cidden Su’ya aşık olduğunu düşünsem diyeceğim ki: ‘Sen aşkına sahip çık, aşkla diren. Şu rasyonel zihinlerin dünyasında aşkınla isyan et. Sevmek sevilmek olabileceğini göster. En azından temsil ol ki insanlar robotlaşmasın.” Ahval müsaade isteyip Şair’in yanından ayrıldı.

 

Final

Şair Sağlık Merkezi’nden çıkacaktı lâkin yağmur yağıyordu. Hicaz’ı aradı bir şemsiye getirmesini söyledi. Hicaz ve Sâki beraber geldiler. Hicaz’ın şemsiyesi asa şeklinde olduğu için 4-5 kişi rahatlıkla sığabiliyordu. Tam gideceklerken doktor seslendi: “Kan değerleriniz zehirlenmeden dolayı düşmüş. Bir haftalık rapor yazdım. Biraz istirahat etmeniz gerekiyor. Özellikle güneşte durmanız gerekiyor ki vücudunuz D vitaminini üretsin.” Şair raporu aldı üçü beraber yürümeye başladılar. Hastalık vücudunu yıpratmıştı ama ruhuna da sanki bir reset atmıştı. Yurtlara doğru çıkarken Hicaz, Şair’e döndü: “Fark etmedin mi?” “Neyi?” “Su biraz önce yanımızdan geçip gitti.” “Azizim o defter kapandı.” Bu sözü öylesine bir ses tonu ile öylesine bir inanç ile söylemişti ki ikisi de bu durumu direk kabul ettiler. Sâki o zaman şu şarkıyı söylemek farz oldu diyerekten hep birlikte şarkıya başladılar: Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim/ yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver/ bu aşk burada biter iyi günler sevgilim/ ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider. O sırada V binasından dersten çıkan Ahval de gruba katılıp şarkıya eşlik etti. Yine bir bankta, sırılsıklam olmuş halde oturan Neşet de bu şarkıyı söylemeye başladı. Seslerini mescidden duyan İnşirah “Elhamdülillah” deyip secdeye kapanmıştı. Kimbilir kaç teheccüd namazından sonra ağlayarak Şair için dua etmişti. Şair yeni 76’dan zehirlenmiş olduğu için 76’ya değil Kıraç adlı lokantaya geçtiler. Güzelce yemek yedikten sonra muhabbet etmeye başladılar. Şair aldığı serumun etkisi ile hala yarı sersemdi. Kafasında bir düşünce vardı. İçinde artık iyice kaleler inşa etmeye başlamaktan korkuyor, yarattığı zindanlarda ışıksız kalmak fikri onu boğuyordu. Bu durumun onu daha da korkak hale getireceğine inanıyordu. Tüm bu düşünceler kafasından geçerken kapıdan Nusret Baba ile Kuşçu’nun geldiğini gördü. Oturdukları masaya Şair’i çağırdılar. Şair kalkıp yanınlarına gitti. Kuşçu söze başladı: “Güvercinim aşıkmış/ Yüreği dolaşıkmış/ Benliğinden geçmeyen/ Kör gözlere ışıkmış/ Güvercinim hû çeker/ Kaf dağından su çeker/ Göz açıp uçmayan/ Göklere pusu çeker/ Güvercinim gamlanır/ Kartal diye namlanır/ Aşk kevseri içmeyen/ Zehir ile demlenir. Gel Şair’im gel. Âşık olsan da gel olamasan da. Hayatında eksik olan şeyi bulsan da gel bulamasan da. Âşık insan aşkını zorla yutturmaz. Aşk odur ki sevdiğin kişi senden nefret etse bile aşkın eksilmez. Yoksa alışverişten farkı kalır mı aşkın? Aşk dediğin can vermektir. Can verilir değiş tokuş edilmez. Eee Şair’im şimdi sen cidden Su için can verebileceğini düşünüyor musun? Birinden hoşlanmak, sevmek bunlar insanın elinde olan şeyler değildir Şair’im.” Nusret Baba çayından bir yudum aldı söze girdi: “İnsanlar sevgililerinden çok sevilmeyi severler, sonra da kendilerini âşık sanırlar. Oysaki marifet sevilmeyi sevmek değil, sevmeyi sevmektir. Bunu yapabilen, âşıklık vasfına yakışır. Âşık adamın gıdası sevdiği değildir, gıda sevmenin kendisidir. O yüzden şimdilerde kendilerini âşık sananlar, sevgiyle beslenmiyorlar. Onlar sevgililerini yiyorlar, o nedenle onlar sevgi adına hiçbir şey bilmezler. Sevgilisini yiyenler ölür ama aşıklar yaşar. Ölen hayvandır aşıklar ölmez diye bu yüzden demişler. Bak delikanlı sen önceden de dememiş miydin bu iş bitti diye. Artık bu defteri kapattım diye sonra tekrardan bu gönül derdine düşmedin mi?” Şair bu hakikat karşısında utancı ile önüne baktı. Nusret Baba sözüne devam etti: “Anlıyorum içindeki tereddütleri. Başka birine benzer duyguları hissetmeye başladığından yine aynı döngüye girecek miyim diye korkuyorsun. Korkma. Allah var ya yukarıda ikimizde biliyoruz bu sevda biraz zorlama idi delikanlı. Sen bir imtihan geçirdin başarılı oldun ya da olamadın Allah biliyor. Sen kendini korkak olarak görüyorsun ama öyle değil. Kıza açılamadın çünkü istemiyordun belki de istenmiyordu. Sen içten içe her şeyin farkında idin aslında ama uyanman biraz geç sürdü be evladım.” Nusret Baba ve Kuşçu ayağa kalktı, tam gideceklerken Nusret Baba o iç ısıtan tebessümü ile dönüp “Evladım” dedi “Sen gönül gözü ile bak. O zaman anlarsın kalbinin kapılarını kime karşı rahatça açacağını.” Bu sırada lokantada bulunan incesaz ekibi İncesaz’dan Balat adlı şarkıyı çalmaya başlamıştı ki…

Sâki Şair’i dürterek uyandırdı. Serumdan olsa gerek Şair azıcık kestirmişti. Gördüğü rüyayı anlatsam mı diye düşündü sonra vazgeçti. Yüreği bir güvercin gibi hafiflemişti. Kıraçtan çıktılar. Şair ile Sâki beraber Şair’in odasına gidip, bavul hazırladılar. Şair bu bir hafta istirahatında İzmir’e gidecekti. Dünya’ya Hz. Süleyman ve Kanuni Sultan Süleyman’dan sonra gelen hocaların piri Süleyman Hoca’nın yanına gitmek Şair’i bir nebze rahatlatacaktı. Hem İzmir kendine ait efsunu ile Şair’in ruhuna iyi gelecekti.

İzmir’e gittiğinin ikinci günü Çamlaraltı’nda otururken telefonuna bir mail geldi. Mail tüm öğrencilere atılmıştı: “Kampüs içini güzelleştirme faaliyetleri adına 76. Yurt bünyesinde bulunan Bilka Öğrenci Kantini yıkılıp, yerine birkaç farklı kafeden oluşan bir küçük çarşı yapılacaktır. Ayrıca öğrencilerin kantin ihtiyaçlarını sağlamak amacı ile küçük bir market açılacaktır.” Şair’in 76’da yaşadıkları bir film şeridi gibi gözünün önünden geçti. Sanki Cennet Sineması son kez kapılarını Şair’in anıları için açmıştı. Su’yu düşündü. Aklına Şebnem Ferah’ın Sigara adlı şarkısı geldi: “Ben sigara dumanının altında/ Yana yana en sonunda kül oldum/ Sen kibritin hiç yanmayan ucunda/ Birinin hayatından geçmiş oldun.” Yüzünde bir tebessüm oluştu. Ceketinin cebinden defterini çıkardı. Buraya hoşuna giden şiirleri, sözleri yazardı. Hissederek bir sayfa açtı. Ve okudu:

            “Aşk bu! Kime, nasıl, nereden, ne şekilde zuhur edeceği bilinmez.”

 

Alternatif Final 1 (Şair ile Su Tanışsın)

  • Şair, Su ile tanışmalı. Bir kez olsun şansını denemeli (by Ayhan Sağlam)

Şair hastane de uzanırken yanına Ayhan adlı arkadaşı gelmişti.

  • Şair sen bu kıza açılsana, en azından bir şansını dene. Yapmayıp pişman olacağına yapıp pişman ol. Hem çekmediğin şutların %100 ünü kaçırırsın.
  • İyi de abi ben bu kıza karşı hissiyatımın baya bir kısmını kaybettim.
  • Ya sen boş ver. Bak kız güzel. Can da diyor iyi kız ben tanırım. Bence bir şansını dene.
  • Can önce Canan’ı tavlasın. Hep dışarılarda telefonla konuşuyor. Kapılıp gitmiş resmen kızın seline farkında değil.
  • Bak abicim taktik belli. Sen bu hissettiklerini yazıyorsun. Sonra bunu yazıcıdan çıkartıp, tak kızın önüne koyuyoruz. Bu devirde bir kız için hikaye yazan erkek bulunmaz.
  • Hani şiir falan yazsam daha kısa olmaz mı?
  • Yok ya şiir demode oldu artık
  • Deme
  • Dedim bile herkes şiir yazıyor. İki devrik cümle al sana şiir.
  • Tamam ben hastaneden çıkayım, bir hikaye yazayım. Hikayenin adı ne olsun?
  • Bilmem ki kız ile nasıl tanıştınız diyeceğim ama o da yok.
  • Yani işte ben bu kızı 76 da gördüm sonra etkilendim falan yani.
  • O zaman hikayenin başlığı 76 da Gördüm Seni olsun.
  • Öyle bir başlık mı olur ya? Hikaye yazacağız Ayhan bu iş ciddi bir iş lütfen.
  • Yok gayet hoş olur. 76 da Gördüm Seni: Şair’in Yolu… Hani kıza yürüyorsun ya naladın mı inceyi.
  • Ayhan git başımdan.
  • Tamam ama dediklerimi unutma.

Ayhan gittikten Şair, telefonunu çıkarıp hikayeyi yazmaya başladı. Kısa bir süre sonra hastaneden çıkmış. Odasında yazmaya devam etmişti. Yazıp bitirdikten sonra Ayhan’a mail olarak attı. Ayhan hemen çıktısını alıp, Su’nun en yakın arkadaşı olan Damla’ya hikayeyi verdi. Su hikayeyi okudu. Kendisini tanımadan böylesine etkilenmesi ilk başta tedirgin etmişti ama tanışmakta bir abes görmedi. Mozart’ta kahve içmek için aracılarla sözleştiler. Kahve içerken sözü Su açtı: “Hikayenizi okudum. Çok kibarsınız. Lâkin bu yaşta ben bu tür bir ilişkiye karşıyım. Gerek dünya görüşlerim olsun, gerek ailem olsun bana uygun değil. Bu konuşmayı yapmak için geldim çünkü merak ettim nasıl etkilendiniz diye ayrıca hikayenizin sonlarından anladığım kadarıyla hissiyatınız başlardaki kadar şiddetli değil. Bu yüzden arkadaş olursak, hem birbirimizi daha iyi tanırız. Vakti zamanı gelince eğer aramızda bir ilişki olacaksa olur, olmazsa da olmaz. Sonuçta her şey olacağına varır.” Şair tebessüm ederek Su’yu onayladı. Gerçekler anlaşılan zamanla anlaşılacaktı.

 

Alternatif Final 2 (Burak Aksak STAYLA)

            Eee sonra ne oldu diye büyük bir heyecanla Taksim ortaya atıldı. Ahval ayrıldıktan sonra ne oldu? Masada oturan Can, Yafes, Halil, Yasin’in gözü Yılmaz’ın üstünde idi. Her gün akşam 76’da buluşurlar, Yılmaz onlara hikaye anlatırdı. Lâkin bu hikayeyi baya uzun uzun anlatmış, artık finali anlatıp bitirmek istiyordu.

“Arkadaşlar aslında Şair gerçekten hasta bir çocuk. Hastalığı sebebiyle su içemiyor. O yüzden hayalindeki sevgilinin adı Su. Hem su içme hasreti ile yanıyor hem nasıl Mecnun Leyla için çöllere düşmüşse, Şair de Leyla’sını yani Su’yunu çöllerde arıyor ama çöllerde Su’yu bulmak ne mümkün. Anca seraplar görüyor ki Şair bu yüzden hep hayal dünyasında yaşıyor ve Su ile tanışmıyor. Çünkü su içemiyor. Hicaz’a gelince Yafes merak etmişti, modern tıpta Şair’in hastalığının bir çözümü yok. Babası eski Osmanlı kaynaklarına bakınca bu hastalara Hicaz makamında müzik dinletilerek tedavi edildiğini bulmuş. O yüzden Hicaz makamında müzik dinliyor. Sâki’ye gelince o Şair’in hayali arkadaşı gibi bir nevi süper kahramanı. Hikayenin başında Sâki Şair’e yeşilçay alıyordu ondan sonra baktığımız zaman Sâki hep böyle içecek getiriyor zaten Sâki kelime manası ile içki koyan demek. Bir de Sıla’nın bir şarkısı var Koy Saki İçiçez diye biliyorsunuz. Onun sözleri nasıl: “Tutamam ya nasıl gizledim/Ele sustum içime söyledim/Gizli aşk bu hiç kimse duymasın/Sapamam ya yolu özledim/Hayal miymiş rüya bir yana/Seçemem ya seni özledim/Ah be hiç haberin yok/Eş dost biz dama düşücez/Koy Sâki içiçez” diye devam ediyor Şair de zaten aşkını gizlemiyor mu Su’dan. Ahval’e gelince Şair’in annesi hep “Ahvalimiz nicedir” diyor. O da nice kelimesini büyük olarak algıladığından hayalinde öyle bir karakter oluşturmuş ama annesi bu lafı söylerken yüzünün hüzünlü bir hal alması Ahval karakterinin biraz dalgalı bir karakter yapmış. İnşirah’a gelince annesi Şair rahatlasın diye yanında hep İnşirah suresi okurmuş. Şair’in bir de abisi var. O Neşet Ertaş hayranı. Hep Neşet Ertaş dinliyor. Kardeşine anlatırken diyor ki: “Neşet Ertaş pakette kalan son sigara, GüvenPark’tan kalkan son otobüstür. Hüzünlüdür ama hüznün arkasında hep bir umut vardır.” Dolunay’a gelince Şair penceresinden bakıp bakıp Dolunay’ı izlemeyi çok seviyor. Fark ederseniz Dolunay ile hep gece karşılaşıyorlar. Onun o parlaklığı Şair’e huzur veriyor.”

 

Alternatif Final 3 (Şair ile Dolunay)

  • Şair macera aramasın. Dolunay’a aşık olduğunu fark etsin. Beraber ceza genel çalışırken itiraf etsinler bence (by EvcimenHukukcu)

Ahval ayrıldıktan sonra Şair’in hastanede canı sıkılmaya başlamıştı. Eline telefonu aldı. Serumun bitmesine daha çok vardı. Twitter’a baktıktan sonra Dolunay’a mesaj atayım  bari dedi. Dolunay Bilkent’teki samimi olduğu hatta yakın bir arkadaşı idi. Tam Dolunay’a mesaj atacakken Dolunay kapıdan içeri girdi tabii elleri dolu bir şekilde. Şair’in hastalandığını duyunca, çorba yapıp yanına gelmişti. Dolunay bir anne edası ile Şair’i azarladıktan sonra klasik muhabbetlerine başladılar. Daha çok Dolunay bir şeyler anlatıyor, Şair dinliyordu. En son Dolunay tefrikalar.wordpress.com diye bir site keşfettiğini, çok güzel yazıların çıktığını söylüyor ama Şerif Lokum hikayesinin üslubunu pek beğenmediğini zira yazarın üslup kaygısı gütmeden yazdığını söyleyerek gömüyordu. Dolunay kalkıp gidince Şair’in aklına dün 76 daki yaptıkları tartışma geldi. Yakın arkadaş ile sevgili arasındaki fark hislerden başka ne idi? Tüm bunları düşünürken uyuyakalmıştı. “Rüyasında Dolunay’ı gelinlik içinde görmüştü. Dolunay gelinlik içinde o kadar güzel olmuştu ki ona annesi mezardan dirilmiş gibi bakmıştı. Yanında Roma yakılsa, dönüp bakmazdı. Dolunay cennetten mi emmişti güzellik sütünü. Şair bu güzellik karşısında iptal, Şair bu güzellik karşısında şok idi.” Hemşirenin sesi ile bu güzel rüyadan uyandı Şair. Serumu bitmişti, artık taburcu olabilirdi. Biraz hastanede uyuması iyi olmuştu zira yarından sonra Ceza Genel sınavı vardı. Odasına gitti. Üstünü değiştirip, kitaplarını alıp, kütüphaneye indi. Kütüphanede çalışırken Su’nun arkasına oturduğunu hissetti ama dönüp bakma ihtiyacı bile duymadı. Tam odaklanmış teşebbüsü okurken, karşıdan bir kızın geldiğini gördü. Kumral uzun saçları, ela gözleri, yüzündeki o mahcup gülümsemesi ve attığı her adımda etrafa zarafet saçan Dolunay’dan başkası değildi. Şair bir an kendini sorguladı daha düne kadar Su Su diye inlerken, nasıl bir anda Dolunay’a karşı böylesine kuvvetli duygular hissetmeye başlamıştı. Dolunay geldi, Şair’in tam karşısına oturdu. İkisi de aynı anda aynı derse çalışamıyorlardı. Zira gerek pencereden gerekse direkt olarak birbirlerine bakıyorlardı. Şair ayağa kalktı, Dolunay’ın yanına giderek, gel bir ara verelim hem bir kahve içeriz hem anlamadığım noktaları sana sorarım dedi. Dolunay ile Şair beraber üst kattaki Coffee Break’e gittiler. Orası daha sessiz ve oturma düzeni olarak daha rahattı. Kahvelerini aldıktan sonra Şair konu açmaya çalıştı ama olmadı. Ne konuşmaya başlasalar hep kısa sürüyor, uzun uzun bakışıyorlardı. Bir ara Şair öylesine heyecanlandı ki elindeki kahveden bir iki damla üstüne döküldü. Dolunay’ın karşısında ilk defa böyle eli ayağı birbirine dolaşmış hissederken bir anda aklına o dizeler geldi. Dolunay’ın gözlerinin içine bakarak okudu: “Sen aklıma düşünce/ Üstüme yemek dökecek kadar ihtiyarlıyorum/ Ellerim titriyor ellerim/ Çor tutmuş bağlar yeşeriyor birden bire/ Kızılderili reis tüylerini yeniden takıyor başına/ Oturan boğalar ayaklanıyor bozkırda köylülerle/ Sen aklıma düşünce kim gelse aklıma/ Unufak oluyorum.” Dolunay alkışlayarak: “Güzel şiir, sen de iyi okudun” dedi. Şair’in kafası karışmıştı acaba onun için okuduğunu anlamış mıydı yoksa yine öylesine okuduğunu mu sanmıştı? Şair girecekleri sınav ile ilgili soru sormaya başladı: “Teşebbüs ne zaman başlar?” “İcra hareketlerine geçildiği zaman” “Peki bu gönül ilişkilerinde teşebbüs ne zaman başlar yani icra hareketleri ne zaman, nasıl ortaya çıkar.” Dolunay tebessüm etti. Şair’in gözlerinin içine bakarak: “Eğer fail, mağdura direk olarak silahını yöneltmişse bunu icra hareketi olarak değerlendirebiliyorduk burada da fail, meçhulün gözlerinin içine bakarak, daha önce olmadığı kadar heyecanlı bir ses tonu ile şiir okursa, benim zannımca icra hareketlerine geçilmiş olur” dedi. İkisi de tebessüm ederek oturdukları yerden kalktılar. Şair kitaplarını alıp, Dolunay’ın yanına oturdu…

Sâki hikayeye burada ara verince, çocuklar: “Yaaa Sâki amca hep en heyecanlı yerinde kesiyorsun. Daha sonra ne oldu da annemle babam evlenmeye karar verdi?” diye sordular. Sâki tebessüm ederek, o uzun hikaye çocuklar, dedi. Başka bir zaman belki anlatırım. Haydi bana müsaade.

Alternatif Final 4 (Zeynep Saki’ye Yürüsün)

  • Zeynep Saki’ye yürüsün. (by Muhammed Ali Taksim)

Şair hastanede iken Sâki tek başına 76 da çay içiyordu. Kulağında uzun süreden beri dinlemekte olduğu Zeynebim adlı türkü vardı. İşin ilginç tarafı Zeynep isminde hiçbir kızı tanımamakta idi. Bu düşünceler aklından geçerken uzaktan iki kızın kendisini kestiğini fark etti. Soldaki kızı (Ayşe) tanıyordu sağdaki kızı ise ilk defa görmüştü. Ödev yapmak için bilgisayar laboratuvarına inerken  Ayşe seslendi. Sâki nereye gidiyorsun böyle? Ödevi yapmadım da onu yapmam gerekiyor. Diğer kız lafa girdi. Ben ödevi yaptım istersen sana verebilirim. Sâki için bu reddedilemeyecek bir teklif idi. Kabul etti bu sırada adını sordu. Zeynep dedi kız yalnız ödev USB de beraber gitmemiz gerekiyor. Sâki kabul etti. Zeynep ile Sâki laboratuvara doğru yürürken Zeynep Sâki’ye döndü ve dedi ki: “Ben senden hoşlanıyorum, sen de benden hoşlan.” “Peki” “Teşekkür ederim” “Önemli değil” Bu konuşmanın ardından Zeynep, Sâki’nin koluna girdi. Mezun olunca evlendiler.

Alternatif Final 5 (Su Şair’e Aşık Olsun)

  • Su Şair’e aşık olsun ama Şair onu reddetsin. (by Mehlika Selma)

Şair hastaneden çıkar çıkmaz karşısında Su’yu görmüş ve onunla göz göze gelmişti. Bir an düşündü ve Su’nun yanına gitti. “Merhaba Su hanım, müsaitseniz size birkaç cümle ile hâl-i pürmelâlimi bildirmek istiyorum. Ben sizi ilkin 76’da gördüm, hoşlandım lâkin açılamadım. Ortak arkadaş, mektup falan her şey aklıma geldi ama olmadı. Bu süreçte istemeden de olsa sizi rahatsız etmişsem özür dilerim. İyi günler.” Şair gittikten sonra Su baya şaşırmıştı. Su da az biraz Şair’den hoşlanıyordu ammavelâkin Şair’in duygularından tam emin olmadığı için kendisi de pek oralı gözükmüyordu. Şair hoş çocuktu, arkadaşları hep onu överdi. Belli bir duruşu karizması vardı. Tüm bu fikirler aklından geçerken, yakın arkadaşlarına bu konuyu açtı. Hepsinin de uzaktan tanıdığı Şair, tam evlenilecek çocuktu doğrusu. Su Şair’i stalklamaya başladı. Attığı twitler yazdığı mini öykülerde kendisine olan duygu yoğunluğunu hissedebiliyordu. Ertesi gün Su Şair yürürken yanına gitti. Gülümseyerek ve biraz da kibirli bir şekilde “Sana bir şans vereceğim” dedi. Şair acı bir tebessüm ile “Geçti istemem gelmeni/ Yokluğunda buldum seni/ Bırak vehmimde gölgeni/ Gelme artık neye yarar” deyince Su bir an duraksadı. “Şair, bu hikaye, senin yaşadıkların bir mutlu sonu hak etmiyor mu?” Şair tekrardan tebessüm ederek: “Devirdiğin hokkaların lekesini/ hangi ‘mutlu son’ temizlesin” dedi ve yürümeye devam etti.

 

76 Da Gördüm Seni adlı hikaye ile başlayan Şair ile Su’yun hikayesi bu hikaye ile nihayete erdi. Okuyanlara, destek olanlara teşekkürler. Fikir ve görüşlerinizi bana bildirirseniz çok mutlu olurum. Eğer yazıyı paylaşırsanız musmutlu olurum 🙂

Sürç-i lisan etmişsek affola.

TAGS
RELATED POSTS

Bir Cevap Yazın

Şahinzâde
Ankara

Kalbinden aşina ol; dıştan yabancı görün Böyle güzel yürüyüş cihanda nadir bulunur.

Kategoriler
Sosyal Medya
Twitter
  • Ankara'da öyle bir soğuk var ki dışarıda üç dakika dursanız; üşümeniz otuz dakika boyunca geçmiyor. Evde bile.

    Tweeted on 02:55 PM Dec 07

  • Dört güzel insan. https://t.co/HtV29aE5WT

    Tweeted on 01:24 PM Dec 04

  • Uzun sürenin ardından bir şey çiziktirdik. Buyurun. -- https://t.co/aPnRgKe8Dx

    Tweeted on 02:55 AM Dec 02

  • Yasadır değişmez: Ankara'da hava ne kadar soğuksa, Bilkent Kütüphanesi o kadar sıcaktır.

    Tweeted on 09:47 AM Nov 30

  • Şarabî parçası eşliğinde sanatçıların fotoğraflarının teker teker geldiği bu introdan daha iyi bir intro gelmedi. -… https://t.co/g1nq6O01GF

    Tweeted on 04:07 AM Nov 30

Teraneler Nedir?
Teraneler, modern dünyaya sıkılan bir kurşun, insanlara ise uzatılan bir demet çiçektir. Kalıplar dışına çıkmayı hedefleyen ve izahı olmayan şeylerin izahını mizahıyla birlikte yapmak, suratı asık olanlara bir tebessüm hediye etmek en büyük gayemizdir. Umutsuz, melankolik gençlere bir tokat olup onları gaflet uykusundan uyandırmak bizim görevlerimiz arasındadır. Sitenin felsefesi: “Bizi sıradanlık değil, çılgınca fikirler kurtaracak” olup kalıpları yıkmak ve sorgulamak bunu yaparken de güldürmek amacımız. Size “bırak bu teraneleri” diyenler olacak onlara aldırmayın, zira bu teraneler akl-ı selim teraneler.
Kumpanya Blogları