Öykü Şerif Lokum

Şerif Lokum – 9. Bölüm – Zambakların Rayihası

By on 25 Nisan 2015

“I believe in Şerif Lokum” diye söze başladı Hulusi Candan. Kardeşi ile olay yerini inceledikten sonra bir şeyler atıştırmak için Vuslat Kafe’ye gitmişlerdi. Şerif Lokum tantuni sipariş ederken, Hulusi Candan “Dürüm-ü Dinar” söyledi.

            Dürüm-ü Dinar: Sobada kızartılmış yufkaya halis muhlis tereyağı sürülüp, içine köy peyniri konularak hazırlanan bu yemeğin yanında ev kurması zeytin ve haşhaş servis edilir.

Hulusi Candan söze başladı.

  • Ne düşünüyorsun bu cinayet hakkında? Sence neden gerçekleşmiş olabilir?
  • Abi, olay yerinde ne gördün? Muhsin Atalar’ın odasında iken.
  • Dağılmış bir sürü kağıt. Rafta birçok hukuk kitabı. Birkaç şiir kitabı Sezai Karakoç, Nazım Hikmet falan. Sonra birkaç Türk filmi: Polis, Kış Uykusu, Issız Adam vesaire. Dolu bir küllük. Dökülmüş mürekkep lekeleri. Bir adet MacBook Pro. Peki ya sen?

Şerif gözlerini kapattı, eliyle kapıyı açıyormuş gibi yapıp gördüklerini anlatmaya başladı.

  • Dağınık bir masa gördüm yani dağınık bir zihin. İnsanın zihni yaşadığı yere sirayet eder. Mürekkep lekeleri zikzak şeklinde yani eli titremiş yazamamış demek ki ya çok sinirli ya da çok üzgün, sinirlerine hakim olamamış. Bazı kağıtlarda kırmızı lekeler.
  • Kan lekesi gibi gözüküyor ama kan o kadar duru olmaz. Pıhtılaşması gerek.
  • Çöp kutusunda nar kabukları vardı. Nar lekesi. Ayrıca çöp kutusunda buruşturulmuş birçok kağıt vardı. Hepsinin özelliği üstünde sadece tek bir kelime yazıyordu. Sonrasında ise o kelimeyi dağıtan göz yaşları…
  • Hangi kelime?
  • Zehra!..

Elif Damla uçak yolculuğunun ardından yorgun argın evine gelmişti. Salonun kapısını açtığı zaman, tam da hayal ettiği gibi bir manzara ile karşılaştı. Yemyeşil gözleri, yanağındaki gamzeleri ile güzeller güzeli arkadaşı Bahar, eline bir yeşil elma almış, televizyonun karşısına kurulmuş, büyük bir heyecanla Müge Anlı ile Tatlı Sert izliyordu.

  • Katil kim Bahar?
  • Bence babaanneyi kesin torunu öldürdü. Hem yan binanın çatısından o binaya giriş olduğunu bilecek, hem kapı zorlanmadan açılacak, hem de öldürürken fail, süjenin yüzünü kapatacak ki yakın akrabalar bunu yapar, hem anne ile oğlunun şüpheli halleri… Kesin torun katil.
  • Hmm… neden peki?
  • Para ya uyuşturucu parası yüzünden.
  • Ben kurt gibi açım. Kahvaltı hazırlayacağım bana eşlik eder misin?
  • Yok canım ya. Ben diyetteyim de malum yaz geldi 🙂
  • Bence gayet ideal kilondasın Bahar, diyet yapmana gerek yok.
  • Elif, ideal kilosunda olan bir kız yoktur. İdeal kilomdayım diyen kız da kusura bakma ama yalan söylüyordur.
  • Çok realist bir tavır olmadı mı?
  • Bak sana bir şey daha diyeyim. Realistlik aşık oluncaya kadar, feministlik koca buluncaya kadar sürer.
  • Neyse ben kendime patates kızartması ve de sucuklu yumurta yapacağım. Dünyada bu kadar güzel nimet varken, kendini kısıtlamak niye. Hepimiz evlendikten sonra kilo almayacak mıyız? Bu ölümden sonraki en büyük 4. Hakikat.
  • İlk üçü ne?
  • Vakti gelince onları da söylerim canım şişman(!) aşkım benim. Bu sırada tatilde iken bir rüya gördüm
  • Eee anlat bakalım.

Elif Damla bir an durdu. Eğer rüyasında bir dedektife aşık olduğunu ve onun evlenme teklifini kabul ettiğini söyleseydi büyük bir ihtimal uzun süre Bahar’ın dilinden düşmezdi. Zaten altı üstü bir rüya idi. Çoğu şeyi unutmuştu. Ayrıca Bahar yine çöpçatanlık yapmaya başlarsa ömür billah önünü alamazdı.

  • Eee Elif anlatsana…
  • Hatırlayamadım canım ya ama güzel bir rüyaydı.

Elif, salondan çıkıp mutfağa doğru yürürken bu rüyadan neden bu kadar etkilendiğini düşünüyordu.


Hulusi Candan ile Şerif Lokum masada otururken Yaman ile Tahsin de Vuslat Kafe’ye gelmişti. İlk başta abi – kardeşin yanına oturmayalım, rahatsız etmeyelim diye düşündüler lakin Şerif onları çoktan masaya davet etmişti. Masaya oturur oturmaz, Yaman eline akıllı telefonunu aldı. Şerif de bir hamle ile Yaman’ın elinden telefonu aldı.

Ş.L: Bu renkli ekranın ardındaki dünyada dolaşmak vakit kaybı.

T.T: Bu pikseller bu pikseller, delilik vehminden üstün

Y.Ö: Ne demek vakit kaybı. Teknoloji dünyalarımızı birbirine daha yakın kılıyor. Aşklar daha yaşanabilir, hissedilebilinir oluyor.

Ş.L: Mektubu, birkaç KB’lık verilere değişen aşk tacirleri…

T.T: Ya Hulusi abi, kardeşin ve onun oda arkadaşı 21. yüzyıl olmuş, hala gerici bir kafa ile aşk var falan diyorlar. Aşk yalan kardeşim… Yalan. Teknik olarak sana 100.000 bin çikolata gücünde bir çikolata yedirsem hissedeceğin şeyler aynı. Hele bu çağda aşk kapitalist sistemin bir tuzağı. Baksana ünlülere hangi ünlü çiftin uzun süren bir ilişkisi var? Varsa bile hangisi gündemde? Çorap değiştirir gibi sevgili değiştirmek normal gösteriliyor. Siz gençliğinde bir sürü çiçekten bal toplayan bir arının, evlenince bir anda tek çiçeğe sadık kalacağına inanıyor musunuz? Hayır yani Yaman sen düşünebiliyor musun böyle bir şey? Yani ben Tahsin Talim olarak kalıbımı basarım. Böyle şey olmaz. Âşık oluyorsun hediye al falan. Yapılan bir araştırmaya göre âşık olan gençler telefonda %34 oranında daha fazla vakit geçiriyormuş. Haklı değil miyim Hulusi abi?

H.C: Aşk söz konusu olduğunda adımı aşkın üzerine ben kendim yazarım.

Y.Ö: Teknoloji bu kadar ilerlemiş; yüz yüze konuşmak imkanı artık varken, hala kağıt üstünden duyguları anlatmak bence saçma. Sırf bazı romantik şeyleri beslemek için mektup abartılıyor. Bu şuna benziyor. Eskiden taşa yazılırmış kitaplar, parşömene geçilince birtakım kimseler demiş ki: “Yahu parşömende taşın havası yok, bak dokunuyon falan. Hissediyon yani. Parşömen yalan.” Aradan süre geçmiş. Parşömenden kâğıda geçilecek yine bir takım kimseler: “Yav parşömen mis gibi, kâğıt da ne öyle hem parşömen elimde olmadıkça olmaz.” Aradan yıllar geçti şimdi kâğıttan e-booklara geçiyoruz. Yine birtakım kimseler diyor ki: “Yav kitap olacak böyle çizicen altını, kokacak o kitap…” Bu misal mektup da abartılıyor.

Masadaki tartışma alevlenince bir köşesinde kitap okuyan Halit Karamürselli nam-ı diğer Halit Reis, destur isteyip masaya oturdu.

H.R: “başkalarının aşkıyla başlıyor aşkımız/ bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya/ aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı.” yine diyor bir şair “benim aşkım uymaz öyle her saza/ en güzel şarkıyı bir kurşun söyler” Aşk üzerine en yeteneklisinden en yeteneksizine kadar herkes konuşur. Aşkı konuşmak kolay çünkü. Yok Vuslat Kafe’de Gördüm Seni yok Sevdiği Katil Çıkınca… Bırakalım böyle ergenlikleri gençler diyeceğim ama ülke olarak ergeniz biz. Herkes ergen. Ben de ergenim. Neyse bu konular hep aynı yerde döner dolaşır. Hulusi abi senin düğün ne zaman?

H.C: Gönle aşk düşünce nikâhtan başka çare yoktur derler. Gönle aşk bi düşsün, sonra nikah falan kolay. Siz çeyrekleri hazırlayın şimdiden.

Y.Ö: Bak Hulusi Abi, Şerif’in kısmetini kapatma, sen varsın diye kendini cinayetlere veriyor ki aklına bir kız hayali bile düşmüyor.

Masadakiler bu sözün üstüne Şerif’e bakarak güldükten sonra, Hulusi Candan müsaade isteyip ayrıldı. Halit Reis ise kitap okumaya çekildi. Yaman sigara içmek için dışarı çıktı. Tahsin de Iraz Sultan’ın yanına gitti. Şerif ise kulaklığını takıp düşüncelere daldı. Muhsin Atalar adlı çalma listesini açtı. 4 şarkıdan oluşuyordu bu liste: Olmasa Mektubun/ Son Mektup/ Böyle Bir Sevda Kara Toprakla Biter/ Bu Akşam Ölürüm. Şerif Lokum olay yerini incelerken, Muhsin Hoca’nın son dinlediği şarkılara bilgisayarından bakmıştı. Özellikle son 3 gündür Son Mektup adlı şarkıyı Hakkı Bulut’tan baya dinlemişti. (her ne kadar Şerif Lokum Zerrin Özer yorumunu beğense de) Şiir kitaplarına bakmıştı, sadece Sezai Karakoç’un kitabı biraz fazla okunmuştu onun dışında ne işaretli bir sayfa ne de altı çizili bir mısra vardı. Şerif kendi kendine konuşmaya başladı: “Yazılamayan mektuplar, bu şarkılar gösteriyor ki ortada bir mektup var. Ve bu mektup da gösteriyor ki hocalar da aşık olur hem de delicesine. Eğer bu ölüm bombalı bir saldırı sonucu gerçekleşmiş olmasaydı, derdim ki kesin intihar. İntihar etmek de garip değil mi? İntihar edecek kadar sevmek… Tekvir suresi 29. Ayet’te diyor ki “Allah dilemedikçe siz de dileyemezsiniz.” Neyse konudan sapmayayım. Yani eğer diğer iki kişi ölmeseydi kendisi için kiralık katil tutmuş diyecektim. Bu işi çok temiz yapan insanlar var Arif gibi. Ne diyordum ben ölüm. Ölüm olmasa öldürme olmasa biz zor para kazanırız. O yüzden Yaşasın Ölüm!”


Şerif sabah uyandığında rüya görüp görmediğini hatırlamaya çalıştı. En son gördüğü şu Gandalflı, tantunili rüyadan sonra pek rüya göremez olmuştu. Yaman kulaklığını takmış, bas gitarı ile “Otherside” adlı şarkıyı çalıyordu. Dün akşam düşünmekten yorgun düşen zihnine uyku iyi gelmişti. Bilgisayarının başına geçti. Abisinden bir mail geldiğini görünce heyecandan maili açmak yerine sekmeyi kapattı. Sonra tekrardan maili açtı.

Gönderen: H. Candan

Alıcı: KireyziBoy_KingofDedektifFTSagopa_32@hotmail.com

“sana ekte Muhsin Atalar’a gelen mektubu gönderiyorum. Gönderen hakkında ismi dışında bir bilgiye sahip değiliz. Bir mektubun olduğu zarfın içinden kurutulmuş bir zambak varmış.”

<MEKTUP>

Ah Muhsin!

            Bu mektubu sana Ah’lar Ağacının altından yazıyorum. Sevgili kelimesi nicedir Ah’a dönüştü benim gönül dünyamda. Sana Ah Muhsin diye seslendim… Hatırlıyor musun ikinci buluşmamızda bana bir şiir kitabı hediye etmiştin ve içinden iki dize okumuştun:

            ‘kuşlar ölürlerse yere düşerler/ düşerler ve onları Zehra toplar’

O zamandan beridir formaldehit* kokusu üstümden çıkmaz oldu. Kuş ölülerini saklıyorum reçel yaptığım kavanozlarda artık. Bak şimdi hatırladım; o gün yine ‘ellerin ellerin ve parmakların’ diye başlayıp ilk defa elimi tutmuştun. Muhsin. Muhsin sana bu mektubu oradan, zambak rayihalarının ruhumu sardığı yerden yazıyorum. Bu mektubu bir Eylül akşamından beridir içimde büyütüyorum. Galiba erken doğuyor bu mektup. Ömrü uzun olur mu bilemiyorum. Elim boynuma gidiyor, boynumda bana hediye ettiğin gümüş gerdanlık…

Ah! Ben bundan sonra başkasını sevemem. Ben artık kimseyi sevemem Muhsin. Bu mektup doğarken öyle acılı öyle sancılı doğdu ki sevme yetimi de aldırmak zorunda kaldım. Fikrimin ince gülleri soldu.

Ah Muhsin ah! Neden ve niçin deme…

Sakın kadere isyan etme Muhsin.

Ayrılık olmazsa vuslat olur mu? Belki ben ölürüm ve rüyalarda buluşuruz veya belki sen ölürsün ve biz rüyalarda buluşuruz. Ve bizim kara sevdamız kara toprakla biter ve belki de o topraktan buram buram aşk kokan bir zambak filizlenir.

Sahi bana hediye ettiğin şiir kitabının adı ne de güzel özetliyor mektubumu

“Gidiyorum bu”

Elveda

Zehra.”

Şerif Lokum mektubu tekrar tekrar okudu. Hem sesli okudu hem sessiz okudu. İncesaz’dan Eylül adlı şarkıyı açıp okudu. “Böyle Bir Kara Sevda” yı dinleyerek okudu. Zehra’nın kim olduğunu bulabilse cinayette önemli bir adım atılacaktı ama Zehra nerede? Bildiği kadarı ile Ah’lar Ağacı bir şiir kitabı idi. Zambak rayihaların olduğu yer… Düşünüyor düşünüyor bir sonuca varamıyordu. Yaman hadi kahvaltıya gidelim dedi. Beraber aşağı indiler. Yaman ile Tahsin arabaya binmişlerdi ki Şerif binmeyeceğini söyledi.

Y: Oğlum hasta olursun, hava kapalı yağmur yağacak.

T: Zaten hassas bir bünyen var. Yürüme

Dedilerse de ikna edemediler. Yaman ile Tahsin Vuslat Kafe’ye doğru giderken arabada dinledikleri şarkı da Soner Arıca’dan Adın Bahardı adlı şarkı idi.

Şerif Lokum yolda yürürken birçok beyin fırtınası yaptı. Sonra içindeki Yusuf’un bir şeyler dediğini hissetti ve ona kulak verdi.

Y.C: Biraz zihnini rahat bırak

Ş.L: Sen anlamazsın sen irrasyonel adamın birisin.

Y.C: İrrasyonel olmak kötü değil ama rahatla başın çatlayacak gibi

Ş.L: Mektupta bir sır saklı olmalı

Y.C: Son zamanlarda kitap falan oku biraz.

Ş.L: Ya kitap okumak eskide kaldı.

Y.C: Bari benim için birkaç edebi bir şey oku ağzını kırdımın.

Şerif Lokum içindeki sesi dinlemekten vazgeçti. Edebi bir şeyler…

Edebi bir şeyler.

Şeyler.

Şiir.

O sırada yağmur yağmaya, şimşekler çakmaya başladı. Şerif Lokum’un ağzına bir iki dize dolandı: “Yağmurlardan sonra büyürmüş başak/ Meyveler zamanla olgunlaşırmış” Şerif bu dizelerin neden diline dolaştığını anlayamamıştı.

Durdu.

Gökyüzüne tebessüm ederek baktı. Tabi ya dedi. Nasıl da anlayamadım. Ve bağıra bağıra şu dizeleri okudu.

“Zambaklar en ıssız yerlerde açar/ Ve vardır her vahşi çiçekte gurur/ Bir mumun ardında bekleyen rüzgâr/ Işıksız ruhumu sallar da durur/ ZAMBAKLAR EN ISSIZ YERLERDE AÇAR

2. Bölümün Sonu

*formaldehit: çürümeyi ve bozulmayı önlemek amacı ile kadavraların damarlarına pompalanan sıvı. ağır bir kokusu vardır.

*Halit Karamürselli’nin okuduğu ilk dizeler İsmet Özel – Sebeb-i Telif adlı şiirden, ikinci dizeler ise Sezai Karakoç – Monna Roza adlı şiirdendir.

TAG
RELATED POSTS

Bir Cevap Yazın