Öykü Şerif Lokum

Şerif Lokum: Çember Daralıyor

By on 17 Mart 2015

“Erkeksen ortaya çık.” Bir gazete Fuat Avni için böyle bir manşet atmıştı. Elif Damla sokakta yürürken bu manşeti görmüş, gülmüş ve geçmişti. Şu an kafasında son cinayet vardı. Bir tantunicinin ölümünün arkasındaki sır perdesi ne olabilirdi ki? Her gün her yaştan insanlar ölüyordu bu dünyada. Eğer ünlü iseniz Twitter’da gereksiz bir anılmaya sahip oluyor. Şarkıcı falansanız eğer başka şarkıcılar sizin şarkılarınızı söylüyor. İnsanlar garipti doğrusu, herkesin öleceği belli olan şu dünyada hiç ölmeyecekmiş gibi insanları kabullenmek ne de garipti. Hepimiz ölecek yaşta değil miydik? Tüm bu düşünceler aklından geçerken yolun üstündeki başka bir marketten bir adet Coco Star aldı. Yakında babası yurt dışından dönecekti. Hem onu çok özlemişti hem de bu cinayeti çözme konusunda kendilerine yardımcı olabilirdi. Telefonuna baktı. Rast’tan bir mesaj gelmişti. “Mümkün olan en kısa zamanda buluşalım. Seninle konuşmamız gereken konular var.” Uzun süre Rast evinden dışarı çıkmamıştı. Ne Elif Damla ile ne de Şerif ile konuşmuş, uzun bir sessizliğe bürünmüştü. Bu mesajı aldıktan sonra Elif Damla, Rast’ı aradı. “Nerede bulaşalım?” “Kafe de Kafe” “Tamam” Hemen bir taksi çevirdi. Taksiye atladığı gibi Kafe De Kafe’nin yolunu tuttu.

Rast bu sırada ne mi yapmıştı peki?

Rast yaptıkları beyin fırtınasından sonra hikâyede bir parçanın eksik olduğunu hissediyordu. Tüm bu yaşanan olaylarda eksik olan bir şeyler vardı. Olayın çözülmesi adına bir adım atabilmek için o eksik olan şeyi bulmaları lazımdı. Tefekkürhanesinde çılgınlar gibi bunu düşündü. Tüm konuştuklarını tek tek elleri ile kâğıda yazdı. Eda’nın söyledikleri, Şerlok’un söyledikleri, tüm fotoğraflar, gazete ilanı… Kısaca her şeyi gözden geçirmişti Rast. Ammavelakin herhangi bir sonuca ulaşamamıştı. Tüm bu sıkıntıların ardından kendisine bir Türk kahvesi pişirip, balkona çıktı. Soğuk havanın zihnini açabileceğini düşünüyordu. Balkonda otururken sokaktan bir satıcı: “Tantuni ayran gerisi yalannnn” diye bağırıyordu. Olayların yaşandığı ilk günü hatırladı Rast tebessüm ederek. Kafe de Kafe’de oturmuşlar, Şerlok tantuni yerken, Rast ise beyaz kazaklı kızı kesiyordu. Güzel kızdı doğrusu. Neva’dan sonra ilk defa bir kıza güzel demişti. Aklına baş başa iken Şerlok’un anlattıkları geldi. Şerlok bayılmıştı mezarda ama ondan önce beyaz kazaklı kızı gördüğünü söylemişti ama ne kendisi ne de diğerleri bunu üstünde durmamıştı. Basit bir ayrıntı gibi duran bu durum karşısında Rast hemen bir arkadaşını aradı. O gün kafe de kafe ye gelen o beyaz kazaklı kızın mobese kayıtlarına bakılıp, ne yaptığının araştırılmasını istemişti. Arkadaşından haber beklerken beyaz kazaklı kızı hatırlamaya çalıştı. Elbisesinde geyikler vardı onun dışında bir şey hatırlayamadı. Bu sırada mail kutusuna bir mail geldi. Rica ettiği arkadaşı ona o günden günümüze kadar olan tüm mobese kayıtlarını atmıştı. Kız kafe de kafe oturuyordu. Sonra çıkıyordu. Belli bir güzergâh mobese kayıtlarında görüldükten sonra kayboluyordu. Şerlok’un bayıldığı günün kayıtlarına gelince Rast mini bir şok yaşadı. Zira kız aslında mezarlığa değil Tantunici İsmet Abi’nin evine gitmiş idi. Elinde de bir dosya vardı. Kayıtlardan dosyaya zoom yaptığında, dosyanın üstünde “Very very so so much top secret: Büyük Orta Dünya Projesi” yazdığını gördü. Rast’ın kafasında Ak Gandalf ve Yırtık Afiş biraz daha yerine oturmuştu. Büyük bir ihtimal o dosyaya ulaştıkları an cinayetin büyük bir kısmı çözülecekti. Lâkin hala kafasına yatmayan içine sinmeyen şeyler vardı. Tüm bunları anlatmak için Eda’ya mesaj atmış. Hazırlanıp belgeleri ile evden çıkmıştı. Acaba Şerlok’a da haber verse miydi diye düşündü sonra vazgeçti.

Peki, Şerlok yani Şerif Lokum ne yapıyordu?

O hala Elif Damla ile terasta konuştukları konunun etkisinden çıkamamıştı. Elif Damla ile iyi anlaşıyorlardı lâkin sevgili olma fikri o an bir parazit gibi kafasına yerleşmişti. Yakın arkadaş ile sevgili arasındaki fark neydi ki zaten? Veya amcaoğlu ile sevgili arasındaki fark… Bir kavga olsa mesela amca oğlu gelirdi sevgili değil. Hisler dünyasına boğulmadan önce şu cinayeti çözmek istiyordu. Bundan önce birkaç cinayeti çözmüş hatta gazetelere haber olmuştu. Şerif Lokum ismi ile aslında ufak bir üne sahip denilebilirdi. Onu diğer dedektiflerden veya amirlerden ayıran özellik olaylara farklı bir pencereden bakması, irrasyonel yaklaşması ve maktullerin kalbine inanması idi. Son maddenin çok saçma olduğunun kendisi de farkında idi ama küçükken izlediği çizgi filmde ne diyordu Yugi, “Kartların kalbine inanmalısın.” Tabii kendisinin boynunda piramit bir kolye yoktu onun yerine içinde Ayetel Kürsi olan bir muska vardı bir de bir ninenin duası. Ayetel Kürsi’yi ezbere biliyordu ama dua ne hakkında idi hiçbir fikri yoktu. Şu cinayeti çözmek bana bir şey kazandıracak mı, sorusu aklına geldi. Bu işi aslında para için değil zevk için daha çok da egosunu tatmin için yapıyordu. Bu dünyanın kasvetli alanından oraya kaçıyordu. Az biraz yeteneği de vardı. Dedektif olmasaydı seri katil danışmanı olacağını söylerdi hep. Kendisi adam öldüremezdi ama nasıl öldürmesi gerektiğini anlatabilirdi. Arkadaşları da çok çalışıyordu. Elif Damla, Rast. Kafasında kesin kararını vermişti. Bu olayı ana medya aracılığıyla tüm Türkiye’de duyuracaktı. Artık büyük oynamanın zamanı gelmişti. Gazetede çalışan arkadaşını arama fikri geldi. Bu arkadaşı Konya’da bir gazetenin temsilciliğinde çalışıyor idi. Genç yaşına rağmen aldığı iş fena sayılmazdı. Arkadaşını aradı: “Hey Yazancan nasılsın?” “Ooo Şerif baba, iyiyim sen nasılsın?” “Ne olsun işte iş güç” “Öğrencilik nasıl gidiyor?” “Fena değil ama elimde bi…” “Ya olayı falan bırak sana bir şey diyecektim bak hatırladım şimdi ama aramızda kalacak ha kimseye söyleme.” “Tamam, söylemem oğlum.” “Geçenlerde gazetede bir ilan çıktı gördün mü?” “Bir sürü ilan çıkıyor ki” “Ya hani tantunici ölmüştü.” Şerif iyi işkillenmeye başladı. “Eeee” “Hani Lokumcuzade Şerif Paşa bir ilan vermişti.” “Hatırlıyorum.” “O ilanı kimin verdiğini biliyorum.” “Kim?” “Emekli bir albay ismi de Gani Dalfidan mıydı neydi? Tam hatırlayamadım. Akrabalık falan var mı? Onu merak ettim” diye sorsa da Şerif yaşadığı şokun etkisiyle telefonu kapatmıştı. Gani Dalfidan. Emekli Albay. Neva ile yaptıkları bir konuşmada dedesinin emekli albay olduğunu söylemişti. Neva Dalfidan ve Gani Dalfidan. Bundan öte bundan ziyade Şerif bu isme karşı kötü bir his hissetmişti ki… Şimdi okuyucu diyeceksin ki hissedebilir yani ne var bunda ama Şerif Türkiye şampiyonu olduğu satranç turnuvasında hislerinin yönlendirmesi dışında hiçbir hamle yapmamıştı. Şerif’in hissiyatı mantığından öte ve mantığından ziyade idi. Gani Dalfidan dedi… Acı bir tebessüm.

Peki, Gani Dalfidan o sırada ne yapıyordu?

Yeğeni Hakan Dalfidan ile Pierre Loti’de buluşmuşlardı. Lafı pek uzatmadan konuya girdi Hakan. Birkaç mobese kaydı gösterdi, bir eve önce tek bir kız giriyor sonra da üç genç giriyordu. Gani Dalfidan dikkatlice bakınca kendisine gönderilen görüntülerin aynısı olduğunu anladı yalnız ilk giren kızdan haberi yoktu. Biraz daha dikkatli bakınca şoka uğramıştı. Gördüğü manevi torunu olan Neva idi. Neva dedi usulca. Hakan Dalfidan amcasının sırtını sıvazladı, doğru o da hemen şuradaki mezarlıkta yatıyor dedi. Gani Dalfidan hemen kendini topladı. Zira kendisi dışında hiç kimse Neva’nın yaşadığını bilmiyordu hatta Neva’nın kendisi bile. Aldığı bir tehdit üzerine Amerika’daki gizli dostları ile anlaşıp, Neva’nın tüm hafızasını sildirmiş, yüz nakli yaptırmış hatta ve hatta parmak izlerini bile değiştirtmişti. Lâkin ondan ayrılamamış onu tekrardan manevi torunu olarak himayesi altına almıştı. Tehlikenin geçtiğini düşünmüştü lâkin şu an bile bile kendini tehlikeye atıyordu. Anlat Hakan’ım dedi.

Amca, Tantunici İsmet Abi’yi tanıdığını biliyorum gençlik yıllarından. Kendisi öldürüldü. Adam meğer sıradan bir tantunici değilmiş biz bunu geç fark ettik. Kendisi Büyük Orta Dünya Projesi’nin başkanıymış.

Gani Dalfidan şaşırmıştı. O da ne dedi.

Amca bu oluşum çok yıllar önce oluşmuş bir oluşum. Amaçları Illuminati’yi engellemek.

İyi de bunlar Illuminati karşısında ne yapabilir ki?

Öyle deme amca. Tantunici İsmet Abi’nin aynı zamanda sana kimyacı olduğunu söylesem. Tantunilerinde kullandığı özel bir sos var. Bu sos aslında önemli bir kimyasal karışım.

Peki, Orta Dünya dediğimiz şey bir filmde geçmiyor muydu? Yüzüklerin Efendisi diye.

Tolkien de bu projenin elemanlarından. Kendisi üst düzey bir filoloji bilgisine sahipti. Böyle olunca Yüzüklerin Efendi ve diğer kitapları yazdı. Aynı zamanda bunlar için renklerden oluşan ayrı bir dil geliştirdi. Bizim şu an MİT’te kullandığımız şifreleme bunun bir benzeri lâkin bu renklendirme hala çözülebilmiş değil.

Şu an projenin lideri kim?

Tantunici İsmet Abi imiş. Ama o öldükten sonra kime teklif götürürler bilmiyorum. Zaten bu ekip yavaş yavaş bilinmek istiyor. Özellikle kitabın filme dönüştürülmesinde büyük katkı sağladılar.

Bir projenin liderinin bu kadar kolay ölmesi?

O çok ilginç bir durum amca. İşte bu konuda güvenebileceğimiz bir sen varsın. Emekli olduktan sonra kafanı dinlemek istiyorsun biliyorum ama senin eşsiz, engin tecrübene ihtiyacımız var. Vatanın için son iki göreve hazır mısın yaşlı kurt?

İki mi? İkincisi ne?

Hakan Dalfidan çantasından bir tomar kâğıt çıkardı. Birçok kısa kısa cümleler vardı.

Bu ne?

Fuat Avni ismini duymuşsundur. Onun attığı tweetler. Şimdi ikinci görev olarak senden Fuat Avni’yi bulmanı istiyoruz.

Tamam ilk görev için tekrardan Ankara’ya dönmem gerekecek. Şu 3 genç ile konuşmam lazım.

Gani Dalfidan Mercedes’ine atlayıp doğruca Ankara’ya doğru yol aldı. Bu sırada Neva’nın bu işe girmesine kızıyor, diğer yandan tekrar tehdit edilir mi? diye korkuyordu. Ankara’ya ulaşınca direk Kafe de Kafe’ye gitti. Gençlerin telefon sinyallerinden orada olduğu anlaşılıyordu. Elif ile Rast’ın oturduğu masaya gelerek: “Gençler müsaadenizle oturabilir miyim?” dedi. İkisi de istemsiz olaraktan evet dedi. Gani Dalfidan gençlik yıllarından dem vuruyor, Suzan ile olan büyük aşkını anlatıyor, yalnızlığın çekilmez olduğundan bahsedip duygu sömürüsü yapıyordu. Amma velakin bu konuşması Rast ve Elif’in hoşuna gitmişti. Rast dedi ki: “Gani amca, eğer sen benim akranım olsaydın sana kısaca Gandalf derdim. GANi DALFidan ya.” Elif ile Gani Dalfidan kahkaha atarak gülmüştü bunun üstüne. Akl-ı Şerif bu tür konularda lazım oluyordu işte.

Bu sırada merak ettiniz mi Bay X ne yapıyor?

Bay X Şerif Lokum ismini görünce dosyayı okuyup birileri benimle dalga mı geçiyor diye sinirlenmişti. Bu sırada Amerika 3 gencin elindeki bilgiler alınıp, imha edilmesi ve gençlerin öldürülmesini istemişti bunu başarabildiği takdirde Ortadoğu Şube Müdürü olacaktı. Direk hay hay efendim dedi. Lâkin ikinci dosyaya bakmadan demişti. Nereden bilebilirdi ki öz kızının 3 gençten biri olduğunu…

Gelecek Bölüm:  21 Mart 2015

TAGS
RELATED POSTS

Bir Cevap Yazın

Şahinzâde
Ankara

Kalbinden aşina ol; dıştan yabancı görün Böyle güzel yürüyüş cihanda nadir bulunur.

Kategoriler
Sosyal Medya
Twitter
  • Ankara'da öyle bir soğuk var ki dışarıda üç dakika dursanız; üşümeniz otuz dakika boyunca geçmiyor. Evde bile.

    Tweeted on 02:55 PM Dec 07

  • Dört güzel insan. https://t.co/HtV29aE5WT

    Tweeted on 01:24 PM Dec 04

  • Uzun sürenin ardından bir şey çiziktirdik. Buyurun. -- https://t.co/aPnRgKe8Dx

    Tweeted on 02:55 AM Dec 02

  • Yasadır değişmez: Ankara'da hava ne kadar soğuksa, Bilkent Kütüphanesi o kadar sıcaktır.

    Tweeted on 09:47 AM Nov 30

  • Şarabî parçası eşliğinde sanatçıların fotoğraflarının teker teker geldiği bu introdan daha iyi bir intro gelmedi. -… https://t.co/g1nq6O01GF

    Tweeted on 04:07 AM Nov 30

Teraneler Nedir?
Teraneler, modern dünyaya sıkılan bir kurşun, insanlara ise uzatılan bir demet çiçektir. Kalıplar dışına çıkmayı hedefleyen ve izahı olmayan şeylerin izahını mizahıyla birlikte yapmak, suratı asık olanlara bir tebessüm hediye etmek en büyük gayemizdir. Umutsuz, melankolik gençlere bir tokat olup onları gaflet uykusundan uyandırmak bizim görevlerimiz arasındadır. Sitenin felsefesi: “Bizi sıradanlık değil, çılgınca fikirler kurtaracak” olup kalıpları yıkmak ve sorgulamak bunu yaparken de güldürmek amacımız. Size “bırak bu teraneleri” diyenler olacak onlara aldırmayın, zira bu teraneler akl-ı selim teraneler.
Kumpanya Blogları