Öykü Şerif Lokum

Şerif Lokum ve Ahbaplarının Aşırı Enteresan Maceraları: 2. Bölüm

By on 7 Şubat 2015

Rast’tan gelen mesaj: “Bu cinayet farklı. Hissediyorum biz de içindeyiz. Elimde bazı belgeler var. Yanına geliyorum. Eda da birazdan orada olacak.” Rast genellikle “hissetmek” fiilini kullanmazdı. Bu fiili kullanması Şerif’in içini ürpertmişti. Dün geceyi hatırlamaya çalıştı: tantuni, beyaz kazaklı kız, geyikler, tantuni, cinayet, 6 Ocak… Bunlar Şerif için pek bir mana ifade etmiyordu. Çayından bir yudum aldı ve beklemeye koyuldu. Beklemek bu dünya da yaptığı en iyi işti lâkin bekletilmekten nefret ederdi. Rast uzun paltosu ile kantine geldiğinde elindeki büyük çanta dikkatini çekti. Başı ile selam verdikten sonra çantanın içinden eski laptopunu çıkardı. Bilgisayarı açtı. Bir yandan konuşmaya başladı. “Dün eve gidince uyku tutmadı. Adamın o sema yapılırmış gibi ölmesi dikkatimi çok çekti. Bir arkadaşımdan rica ettim bana o civardaki mobese kayıtlarını gönderdi. Şu görüntülere dikkatlice bak.” Görüntülere dikkatlice baktı. İşte kendisi gelmiş ve tantunisini almıştı. Ondan sonra iki adam daha gelmişti tantuni almaya ama bu sefer adamın suratı değişmişti. O kişilere tantuni verdikten sonra arabanın ön koltuğuna geçip farları yakmıştı.10 dakika boyunca kimse geçmemişti sokaktan. Sonra bir anda ekran kararıyordu. Şerif sordu. “Hacı abi gerisi nerede?” “Yok. Bu saatten sonra civardaki tüm mobese sistemi arızalanmış.” Şerif durdu” İyi de abi bunda ne var ki?” “Adam öldürüleceğini hissediyor. Ve durduk yerde farları yakıyor lâkin farlar dikkat ettiysen düz yanmıyor. Bir uzun bir kısa. Sol lambaya baktığın zaman: kısa, uzun stop uzun, kısa, uzun, stop hep bu şekilde devam ediyor. Sağ lamba ise biraz daha karışık. Ama çözdüm. Bu mors alfabesi. Sol lambanın verdiği mesaj: AK.” Şerif şaşırmıştı. “Siyasi bir cinayet mi olduğunu düşünüyorsun?” Rast tebessüm etti. “İlk AK’ı görünce şaşırdım. Siyasi bir cinayet olabilir dedim belki de olabilir kim bilir ama ilginç olan sağ lambanın verdiği mesaj.” “Ne diyor ki?” “Gandalf” “Gandalf mı? Ne alaka?” “Ben de anlamadım ilk başta. 10 kere izledim. Tek tek not aldım. Gandalf çıkıyor. Ak Gandalf” “Bir insan ölürken neden Ak Gandalf diye mesaj verir ki?” Sonra bir arkadaşımdan rica ettim o gün oradan geçen birkaç kişi ile konuştu bu sabah. Tezgahın arkasında Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü afişi yer alıyormuş lâkin biz gittiğimizde yoktu diye hatırlıyorum. Eda gelsin. Ondaki fotoğraflara da bakarız. Sen tantuni alırken hatırlıyor musun o afişi?” Şerif düşündü, zorladı hafızasını ama hatırlayamadı. Elif Damla koşarak kantine gelmişti. Elinde ince bir tablet ile. Rast hoş geldin bile demeden fotoğrafları göstersene dedi. Elif çektiği fotoğrafları gösterdi lâkin afiş yoktu. Rast sinirlenerek “lânet olası afiş nerede” diye bağırdı. Bu sırada Elif Damla arabanın plakasının fotoğrafını gösterdi. 06 TAN 76. “Bunu anlamlandırmaya çalıştım dün gece ama çok saçmaladım olmadı.” Şerif’in gözleri açıldı. “Araba farları AK GANDALF diyordu. Burada da TAN var.” Rast ve Elif Damla aradaki bağı tam kuramamıştı. “Eeee” dediler. “Tan şafak vakti demek… Gandalf’ın meşhur repliği ne: ‘5. Günün şafağında doğuya bakın.” Rast ile Elif Damla “yani…” deyince Şerif benden bu kadar gençler dedi. Benim mezarlığa gitmem lazım bugün. Rast arabasının anahtarını fırlattı Şerif’e al bununla git dedi. Rast’ın kendisinin arabası yoktu ama bir arkadaşından rica edince arkadaşı ona Porsche’unu uzunca bir süreliğine kullanması için ödünç vermişti.

Beyaz Kazaklı Kız’ın Günlüğü

Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil, ayaklarımdan belli diyen şair ne kadar da güzel yazmış. Zaten güzel yazmayana şair denmez. Şairlik öyle bir şeydir ki şiir yazmadan da şair olunur çünkü hayatı şiir tadında yaşarlar onlar. Günümüzde erkekler özellikle genç olanlar vücutlarına bakmaya çalışıyorlar. Spor salonları, protein tozu falan feşmekan… Daha kuvvetli bir vücut… Lâkin unuttukları bir şey var ki gönül kaslarını geliştiremiyorlar. Daha yolun yarısında yoruluyorlar. Sahi Birsen Ablam ne diyordu: “Delikanlı yoruldu.” En azından bir şey gösterebilmiş o delikanlı. Geçen gün kafede kesiştiğim çocuk… Eğer bir kız bir erkekten hoşlanırsa abartmalı. Seven erkek zaten abartmak ile mükelleftir. Neyse şu aralar mutluyum zira Hobbit filminin çıkmasına az kaldı.”

6 Aralık 2014 – Konya

<zahid bizi tan eyleme/hayy hayy/hak ismin okur dilimiz hey canım/heyy canım/>

Gani Dalfidan sabah ezanı ile uyanmıştı. Kendisi teknolojiye son derece karşı bir insandı. Mecbur kalmadıkça hiçbir teknolojik aleti kullanmaz. Eski usulle işlerini hallederdi. Her sabah hazırladığı fotoğraf albümüne bakar, böylelikle hafızasını canlı tutardı. Bu taktiği ise manevi torunu ile birlikte gittiği Kabadayı filminden öğrenmiş idi. Gençlik yıllarına ait fotoğraflarına baktı. Harbiye yıllarında en büyük zevkleri hafta sonu İsmet Abi’nin Yeri’nde tantuni yemekti. Bazen paraları tavuk tantuniye bile yetmezdi. İsmet Abi halden anlardı. Bol bol koyardı her zaman malzemeyi. Gençlere karşı bir borcu olduğunu hisseder, onlara bilgi verecek kadar bilgili olmadığına hayıflanır, burs verecek kadar zengin olmadığına üzülürdü zaman zaman. Elinden gelen gençlere en güzel tantuniyi hazırlayıp, servis etmek idi. Bunda ise başarılı idi. Zira gençler İsmet Abi’nin müdavimi olmuştu. Her tantuni hazırlamadan önce içinden besmele çeker sonra “Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız heyyy” diye nida atıp tantunisini hazırlardı. Fotoğrafta üç arkadaşı ve İsmet Abi vardı. Bir sayfa daha çevirdi. Biricik hayat arkadaşı ile ilk flörtleşmeye başladığı zamanlara ait bir fotoğrafı gördü. Suzan dedi. Gözleri doldu. Albümün kapağını kapattı. Yatağından mahzun bir şekilde kalktı. Günlük elbiselerini giyip, evin yakınındaki camiye namaz kılmaya gitti. Abdest alırken o bölgenin meczubu gelmiş, yanık sesiyle: “Ölümlü dünya, ölümlü insan/ Ha alim olsan, ha zalim olsan” diye şarkı söyleyip, ilginç bir şekilde dans ediyordu. Abdest alan bir iki kişi takunyaları meczuba fırlatarak onu kovdu. Kovanlar derinden “tövbe, estağfirullah” çekerek abdest almaya devam ettiler. O sırada câmiye dört genç bir tabut getirmişti. Sabah namazından sonra cenaze namazı kılınmasına pek şahit olmamıştı Gani Dalfidan. Sabah namazını kıldılar, sonra cenaze namazını kılacaklarken tabutun üstünde yeşil örtü yerine bembeyaz bir örtü bulunuyordu. Ve tabutun önüne de bir ayna konulmuştu. İlk başta cemaatten kimse anlam veremedi bu duruma. İmam tebessüm ederek: “Ölen rahmetli, bilge adammış vesselam, gider iken bile ölüm sizi de bulacak diye mesaj vermek istemiş.” Hep beraber cenaze namazını kıldılar. Cami mezarlığın yakınında idi, Gani Dalfidan da bilerek mezarlığa yakın bir ev tutmuştu zira mezarlıklar onun ruhunu rahatlatan nadir şeylerden idi. Tabutu getiren 4 gence, imam sordu: “Kimdir bu vefat eden?” Gençler hiçbir cevap vermedi sadece tabutu omuzlarına alıp mezarlığa doğru yürümeye başladılar. İmam, Gani Dalfidan ve cemaatten birkaç kişi daha gençleri takip etti. Rahmetliyi mezara yerleştirdi gençler. Biri üzerindeki uzun pardösüyü çıkardı ve semazen elbisesi ile usulca sema yapmaya başladı. Diğer üç gençten biri üstünde kırmızı zümrüt olan yeşil bir kutuyu cebinden çıkardı. Gani Dalfidan kutunun içine baktığına hilal şeklinde üç adet yüzük gördü. Gençler yüzükleri taktıktan sonra kutuyu üç kere öpüp alınlarına koyup, mezara yerleştirdiler…

 

6 Aralık – Mezarlık

 

<uyan ey gözlerim gafletten uyan>

Şerif, arabayı mezarlığın uzağına park etti. Yürürken yoldaki marketten 5 litrelik damacana aldı. Zihninde babasının en çok sevdiği ilahi olan “uyan ey gözlerim” ilahisi çalıyordu. Mezarlık yine olabildiğince yalnızlığı ile şehrin dışında boynu bükük duruyordu. Girmeden bir salavat getirip, tüm ölenlerin ruhuna bir Fatiha okudu. Merdivenlerden ağır ağır çıktı. Aile mezarlıklarına doğru giderken karşıdan bir kızın geldiğini gördü. Bu kafede gördükleri beyaz kazaklı kız idi. Çok fazla dikkat etmedi. Aile mezarlığına geldiğinde yabani otların alındığındı temizlendiğini gördü. Damacanadaki suyu sırayla annesinin, babasının ve kardeşlerinin mezarına döktü. Biraz onlarla konuştu. Sonra ezberinden Yâsin suresini okudu, normalde sessiz okurdu ama kimse olmadığını için sesli sesli, ağlaya ağlaya okudu. Bitirdikten sonra damacana kalan son birkaç yudum suyu içti. Tam gidecekti ki asıl ne amaçla geldiğini unutmuştu. Her aile üyesinin mezar taşı vardı ve 4 mezar taşının üstünde bir tane büyük bir mezar taşı vardı. Büyük mezar taşının üstünde: “Yaşayan pek çok kişi ölümü hak eder. Ölülerden bazıları da yaşamı… Yaşamı onlara verebilir misin? Ölüm hakkında karar vermekte aceleci olma. En bilgeler bile her sonucu bilemez” yazıyordu. Babasının mezar taşının üstünde “Babalar oğullarını gömmemeli” yazıyordu. Sırası ile annesininkini ve kardeşlerinin yazılarını okudu. Ölüm tarihine baktı. Baktı. Baktı. Gözleri doldu. Yüreği sıkıştı. Gözü karardı. Sendeledi. Bağırmak istedi. Yapamadı. Bir an ruhunu ateşten dikenler sardı. Kalbini yılanlar ısırdı. Ve olduğu yerde bayıldı.

Ölüm Tarihi: 06.01.2005

6 Aralık 2014 – Konya/Mezarlık

… Gençler yüzükleri taktıktan sonra kutuyu üç kere öpüp alınlarına koyup, kutuyu mezara yerleştirdiler. Kutuyu çıkaran genç cebinden küçük bir hoparlör çıkardı. Cemaat şaşkınlıkla bu ilginç ritüeli izliyordu. Zahit Bizi Tan Eyleme çalmaya başladı. Gani Dalfidan bir an gençlik yıllarına gitti. Tantunici İsmet Abi bu ilahiyi çok sever ve dinlerdi. Biraz süre geçtikten sonra üç genç besleme çekti. Ağlayarak, “Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız heyyy” diyerek toprak atmaya başladıklarında Gani Dalfidan olduğu yerde bayılmıştı.

Gelecek Bölüm: 14.01.2015 (Sevgililer Günü Özel)

TAGS
RELATED POSTS

Bir Cevap Yazın

Şahinzâde
Ankara

Kalbinden aşina ol; dıştan yabancı görün Böyle güzel yürüyüş cihanda nadir bulunur.

Kategoriler
Sosyal Medya
Twitter
  • Ankara'da öyle bir soğuk var ki dışarıda üç dakika dursanız; üşümeniz otuz dakika boyunca geçmiyor. Evde bile.

    Tweeted on 02:55 PM Dec 07

  • Dört güzel insan. https://t.co/HtV29aE5WT

    Tweeted on 01:24 PM Dec 04

  • Uzun sürenin ardından bir şey çiziktirdik. Buyurun. -- https://t.co/aPnRgKe8Dx

    Tweeted on 02:55 AM Dec 02

  • Yasadır değişmez: Ankara'da hava ne kadar soğuksa, Bilkent Kütüphanesi o kadar sıcaktır.

    Tweeted on 09:47 AM Nov 30

  • Şarabî parçası eşliğinde sanatçıların fotoğraflarının teker teker geldiği bu introdan daha iyi bir intro gelmedi. -… https://t.co/g1nq6O01GF

    Tweeted on 04:07 AM Nov 30

Teraneler Nedir?
Teraneler, modern dünyaya sıkılan bir kurşun, insanlara ise uzatılan bir demet çiçektir. Kalıplar dışına çıkmayı hedefleyen ve izahı olmayan şeylerin izahını mizahıyla birlikte yapmak, suratı asık olanlara bir tebessüm hediye etmek en büyük gayemizdir. Umutsuz, melankolik gençlere bir tokat olup onları gaflet uykusundan uyandırmak bizim görevlerimiz arasındadır. Sitenin felsefesi: “Bizi sıradanlık değil, çılgınca fikirler kurtaracak” olup kalıpları yıkmak ve sorgulamak bunu yaparken de güldürmek amacımız. Size “bırak bu teraneleri” diyenler olacak onlara aldırmayın, zira bu teraneler akl-ı selim teraneler.
Kumpanya Blogları