Öykü Şerif Lokum

Şerif Lokum – 12. Bölüm – Zilzal-i Şerif

By on 16 Mayıs 2015

Zehra, pembe panjurlu ev ile birlikte havaya uçmuştu. Hemen bir taksi çevirdim. Hala dönüyor… Kaldığım şokun etkisinde iğrenç espriler yapabilirim. Taksiye bindim. Kafamda bin bir türlü düşünce fink atıyor. Doğruca Vuslat Kafe’ye gittim. Bizimkilere haber vermek istemedim çünkü biraz yalnız kalmam lazımdı. Tüm bu yaşananları havsalam almıyordu. Rüyalar ne zamandan beri gerçek olmuştu yoksa uzun metrajlı bir dejavu mu yaşamıştım? Taksiciye parasını verdim. Vuslat Kafe’den içeri girdim. Üst kata, balkona çıktım. Zeytinyağlı dolma yiyerek, tüm bu olayları düşünecektim. Mektup, ayrılık, bombalı saldırı, mektup, zarf, bombalı saldırı… Yok birini öldür, birini öldürmesinler minvalindeki cümleler… Bir de Elif Damla… Rüyamda aşık olduğum kız ama gerçek hayatta aşık olur muyum bilmiyorum. Aşk acaba zaman ve mekandan üstte mi? Demek istediğim şey şu, acaba aşık olduğumuz kişilerle o anda karşılaşmasak, o yerde karşılaşmasak yine aşık olur muyuz? Belki 10 yıl sonra karşılaşsak… Aşk, kış gününde soğuk limonata içmek gibidir. Ne aforizma ama. Eğer fenomen olsam kafadan 1000 RT almıştım. Limonata olacak ama icetea falan olmaz. Zaten hiç sevemedim gereksiz çay edebiyatı yapanları. Çay abi tamam kahvaltı da falan güzel gidiyor. Bayrağımızı gönderlerde hep en üstte söz konusu çay ise. Çay üç kişi ile içilir. Bir sen, bir seni seven bir de Yaradan. Ben demiyorum bu bir kitapta geçiyor. Hangi kitap olduğunu hatırlayamadım desem, yalan olur. Biliyorum ama söylemek istemiyorum. Ben çayı yalnız başıma içiyorum. Yalnız. Yalınız. Hepimiz Yalınız hepimiz Kornettoyuz. Tamam vurmayın şoktayım işte, hep bu yüzden bu kötü espriler. Yoksa ben çok cool bir adamım sevgili okur.

Keşke tek derdim Güzin Ablacılık olsaydı diyorum bazen. Aşk dertleri dinle. Seviyorsan git konuş bence de. Oh mis valla. Ben ise cinayetler çözmeye çalışan bir garip dedektif. İsmim bile orijinal değil. Şerif Lokum al ilk üç harfleri ne oldu: ŞERLOK. Etrafımdaki insanlar ne güzel, gençliğinin baharındalar. Ben ise yoruldum. Yoruldum patron. Ne sevmeye ne de sevilmeye mecalim var. Eğer mezun olabilirsem okuldan, mezarlık bekçisi olacağım. KPSS ile mi giriliyor bilmiyorum. Ölülere yakın olmak istiyorum. Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm.*Doğru mu Samet? Tüm söylediklerim yalan belki de. Ne diyordu Candan Abla: Dünyada ölümden başkası yalan. Ben de aşık oldum öyle sosyopat bir dedektif olduğum söylenemez. Hatta sevdiğime hediyeleri kendi ellerimle hazırladım. Kitap ayraçları vesaire… Ben bir kalastım ve sonra camdan bir kuş oldum. Kuş diyorum, camdan diyorum… Çok kırılgan bir yapıya büründüm. Gururumu kalaslarla beraber ateşlere attım. Seni sevmiyorum dediğinde bile ben Yusuf Candan onun için… Neyse bu bahsi konuşmayalım.

Şimdi tüm olayları göz önüne getiriyorum. Ulaştığım sonuç karman çorman bir şey. Kurgusu olmayan, kötü yazılmış bir hikaye gibi. Zamanı idrak edemiyorum. Ben kimim bilmiyorum. Şerif mi Lokum, Yusuf mu Candan… Sanki birileri benim hikayemi yazıyor ve bu hikayenin sonuna gelmiş gibi hissediyorum. Son anda ekilmiş hissediyorum. Benim Marlboromu ateşler yakamaz. Ancak hasret yakar sigaramı ve kibir belimde bir noktadır.

**

O sırada Tahsin ile Yaman Vuslat Kafe’ye geldiler. Şerif’in üst katta olduğunu öğrenince yanına gittiler. Hava soğumuştu. Dışarıdan keklik sesleri duyuluyordu. Şerif’in yüzünde ağlamaklı bir ifade. Yaman tereddütlü bir ses tonu ile sordu:

  • Şerif nasılsın?

Şerif’in gözleri batan güneşe odaklanmıştı. Anlaşılmayacak bir şekilde konuşmaya başladı.

  • Uzun da geceler dilim yâri heceler, yar yar benim olsa yaaaaaarrrrr…

Yaman ile Tahsin birbirine baktılar. Son zamanlarda hiç mi hiç iyi görmedikleri Şerif’in bu hali, onları endişelendiriyordu. Tahsin söze girdi.

T: Allah’a şükür bu dünyada kimseye vefa borcumuz yok. Lâkin şu projeler çok kafamı dolduruyor.

Y: Sorma finaller geliyor, cezacı hala açıklamadı…

Ş: Bir ömürlük misafir olduğumuz şu dünyada taktığınız şeylere bak.

T: Ne yani senin gibi katil mi arayalım sokaklarda.

Ş: Herkesin içinde bir katil vardır.

Y: Saçmalama oğlum.

Ş: Bakınız, size denilse ki 3 kişiyi öldürme hakkın var. Ne günah var ne de ceza ne de herhangi vicdani bir rahatsızlık. Kullanır mıydınız?

T: Offf ne kullanırdım be.

Y: Ben de kullanırdım galiba ama tam emin olamadım.

Ş: Neyse boş verin ölümü falan. Bahar geldi hala bulamadınız mı manita?

Y: Ben aramıyorum.

T: Güzel kızlar bana bakmaz ben de güzel olmayan kıza bakmam.

Y: Güzellik görecelidir oğlum. Bence tüm kızlar güzel varlıklardır.

Ş: Şu gelen sarışın kızı sana ayarlaya…

Cümlesini tamamlayamadan aşağıya doğru koşmaya başladı Şerif. Ne olduğunu anlamayan Yaman ve Tahsin de peşinden koştu. Kızlar kendisine doğru koşan erkekleri görünce şaşırdı. Şerif nefes nefese söze girdi:

  • Sen Bahar’sın değil mi? Bahar Dalfidan.
  • Evet

İşte o an Tahsin ile Bahar bir göz göze geldi. Sanki atom bombası patladı. Sanki şimşekler yağmur misali yağdı. Kuşlar dans etmeye başladı. Tüm aşıklar göz göze gelmişti sanki o an. Tahsin cüzdanını açtı ağlamaklı gözlerle. İçinden yumiyum kabı ile zidane kartını çıkardı. Bahar gözleri dolu bir şekilde alt dudağını ısırdı ve Tahsin’e doğru koştu. İkisi birbirine öyle bir sarıldı ki sen de kovalent bağ ben diyeyim iyonik bağ. Lakin bu anı görünce hem Elif Damla’nın hem Şerif’in hem de Yaman’ın zihninde Ömer Faruk Tunçbilek’ten I Love You adlı eser çalmaya başladı. İkisinin hasret dolu sarılması bittiği zaman Şerif sordu.

  • Senin diğer adın Neva mı?

Bahar şaşırmıştı. Çünkü onun göbek adı Neva idi. Neva Bahar Dalfidan. Hatta dedesi ona Neva diye seslenirdi. Şerif sorusunu yineleyince “evet” dedi. Elif Damla ile Şerif göz göze geldiler. Elif de rüyanın bir kısmını hatırlamıştı. Rüyaya göre Bahar Neva ise Rast da Tahsin olmalıydı. Rüyanın sonunda tüm suçlu Rast çıktığına göre suçlu acaba Tahsin miydi? Hem Züleyha’yı da biliyordu hem Bahar’ı da belki onu araştırırken Zehra’ya ulaşmıştı. Tüm bu olaylara Yaman Fransız kalmıştı. Ne olup bittiğini anlayamayan garibim, Marlboro Touch’undan bir dal alıp, gri zipposu ile yaktı. Tam sigarasının yarısını içmişti ki içeri geçmeye karar verdiler. Elif ile Şerif rüyada hatırladıklarını birbirlerine anlatıyorlar eksik noktaları tamamlamaya çalışıyorlardı. Aşkın varlığına inanmayan Tahsin, Bahar’ı görünce az daha aşka iman edecekti. Siz hiç aşık oldunuz mu? Tüm bunlar cereyan ederken acıkan Yaman sipariş vermek istedi ama etrafta kimseler yoktu. Sabahtan beri Halit Reis’i de görmemişlerdi. Yaman kalkıp, mutfağın olduğu kısma gidince gözlerine inanamadı. İçten bir küfür etti. Sonra bastı çığlığı. Çığlığı basınca Ezginin Günlüğü’nden – Aşk Bitti çalmaya başladı bir anda Vuslat Kafe’de. Diğer dördü koşarak mutfağa gitti. Kızlar görür görmez, hemen dışarı çıkmışlardı. Tahsin sesi titreyerek “Ama bu adilik, cibilliyetsizlik” diye bağırmıştı. Şerif ise alkışlamaya başlamıştı. Gördüğü manzara sanki filmden bir kare idi. Yukarıdan 3 ip sarkıtılmış, 3 ipte asılı 3 beden: Iraz Sultan, Tayyar Amca ve de Züleyha. Her cesedin altında bir adet zarf vardı. Şerif yerden onları sırayla aldı ve sırasına göre açtı.

  1. Zarf: Bu ölümlere sebep olan sen değilsin – SU
  2. Zarf: Sen sadece bir piyonsun – ATEŞ
  3. Zarf: Asıl amaç sana değil ona zarar vermek – TOPRAK

Şerif, Elif’in yanına gitti. Zarfları gösterdi. Elif söze girdi.

  • Belki abine verilmek istenen bir mesajdır bu.
  • Peki rüya ile gerçek neden bu kadar iç içe… Rüyamda tüm ailemi kaybetmiştim.
  • Rüya yüzde yüz gerçek olacak diye bir şey yok. Ona bakarsan Tantunici İsmet Abi diye birisi var mı?

Tantunici İsmet Abi sözünü duyan Tahsin Elif ile Şerif in yanına geldi.

  • Öyle biri varmış. Tayyar Amca bana söylemişti.

Şerif bağırarak bir HAYDAAAA çekti. Tüm bunlara anlam veremiyordu Şerif ve Elif. İkisi bir rüyanın ortağı idi. İkisi de üstlerine düşen bu garip sorumluluğun farkında idi. Şerif titreyen sesiyle konuşmaya başladı.

Zehra ölmüştü ama Züleyha neden ölmüştü? Peki ya Iraz Sultan? Ya da Tayyar Amca? İnsanları öldürmek bu kadar kolay mıydı? Bu kadar kolay mı hayat cümlesine noktayı koymak? Rüyalarda gördüğüm imgelerin gerçek çıkması mı daha ironik yoksa varlığım mı? O mavi şapkalı mavi gözlü kadından ne istediniz de bu kadar çok acı çektirdiniz? Benimle işiniz ne? Sevdiğim insanları sevdiğim mekanlara asarak bana verilmek istenen mesaj ne? Şimdi ben tesellileri nerede kimde arayacağım? Yaşanacak hayat mı bıraktınız lan bende. Yarın bir gün sizleri öldürmeyeceğini nereden bileceğim… (burada etrafındaki insanlara tek tek bakar, sonra konuşmasına devam eder) Halit Reis’i de öldürdüler belki uzun süredir etrafta gözükmüyor. Geçmişte geleceği görmüşsem, gelecek geçmişin bir parçası olmaz mı? Zaman doğrusal değil de dairesel ise bu dairenin çapı çok mu kısa? Dayanacak gücüm kalmadı. Büyük Patron kimse Allah onun belasını versin. Sevdiğimi aldı, kanadımı kırdı, bir ceylan gibi can evimden vurdu…

Burada daha fazla dayanamadı Şerif Lokum. Elif Damla’ya sarılıp ağlamaya başladı. Kendisinden ziyade arkadaşları için korkuyor, onların başına bir şey gelmesinden endişeleniyordu. Yaman kapalı alanda sigara yasağına aldırmadan bir Marlboro daha yaktı. Efkarlanan Tahsin de sigara içmediği halde bir dal da o aldı. Bahar zarflara bakıyor, olaylardan bir mana çıkarmaya çalışıyordu. Dedesi Gani Dalfidan’ın anlattığı masalları hatırlıyordu. Çılgın bilim adamı ile ermişin kafa kafaya verdikleri masallardı bunlar. Prenses masalları değildi. Zaman bir attı. Ölüm zaman atının jokeyi. Ermiş bir adam ise son zaman ve ölüm bükücü idi. Çılgın bilim adamı ise anti-zaman ve anti-ölüm parçacıklarını bulmaya çalışıyordu. Aynı zamanda Tantunici İsmet Abi’yi de hatırlıyordu. Dedesi ona bahsetmişti. Lâkin şu dramatik sahnede bunu söylemenin uygun olmadığını düşündü.

Şerif Lokum hala şoktan çıkamamıştı. Ağlamaya devam ediyordu. Elif Damla, Şerif’in saçlarını okşayıp, kulağına bir cümle fısıldadı. Cümleyi duyan Şerif’in ağlaması durdu. Gözleri fal taşı gibi açıldı.

  • Sen nasıl bilebilirsin bu cümleyi

  • Sadece o yazı, tek senin hayatını mı değiştirdi sanıyorsun?

Elif, Şerif’in kulağına hayatını değiştiren gazete yazısının en vurucu cümlesini söylemişti. İkisi birbirlerin ta gözlerinin içine bakarak aynı dizeyi fısıldadılar: Ölümler, ölümlere ulanmakta ustadır, hayatsa bir başka hayata karşı…**

Bu sessiz, hüzünlü ortamı, Halit Karamürselli haykıra haykıra okuduğu dizeler bozdu. Elinde eski usüllerle basılmış ciltli bir kitap vardı. Kapağında S ve K harfleri vardı. Elif, Şerif’e bu kişinin kim olduğunu sordu. Şerif, Halit Karamürselli deyince Elif tekrardan kitaba baktı. Halit Karamürselli dizesini tekrar okudu.

  • Bilmezdim neden bazı saatler alaturka vakitlere ayarlı…**

Kimse bu cümleden bir şey anlamamıştı – Elif Damla hariç

Halit Karamürselli devam etti.

  • Aşk ve ölüm bana yeniden, su ve ateş ve toprak yeniden yorumlandı**

Kimse bu cümleden de bir şey anlamamıştı – Elif Damla yine hariç.

  • Sana bir karşılık vereceğim amansız bir kum fırtınası altında…** Biz bir karşılık vereceğiz bu hadsiz herife. Tüm sırlar, gerçekler, rüyalar… Hepsinin elimdeki kitapta gençler. Artık şu Büyük Patron denilen adamı tuzağımıza düşürmek için asıl satranç oyunumuza başlayalım. Dervişler görsün satranç nasıl oynanırmış.

Şerif hiçbir şeyi anlayamamıştı. Halit Reis nasıl, ne ara haberi olmuştu da araştırma yapmıştı. O elindeki kitapta neler yazıyordu? Nasıl bu kadar emin konuşabiliyordu? Elif Damla’da ise durum tam tersi idi. O hemen hemen her şeyi anlamıştı. Şerif’in tek bilgisi rüyası ve kendi gerçekleri idi.

Oysa Elif Damla’nın bildiği başka bildiği bir şey daha vardı: Sevda Karamürselli.

12. Bölüm Sonu

*: Erdem Beyazıt’a ait dize

**: İsmet Özel’e ait dizeler.

TAG
RELATED POSTS

Bir Cevap Yazın