Öykü Şerif Lokum

Şerif Lokum ve Ahbaplarının Aşırı Enteresan Maceraları: 1. Bölüm

By on 31 Ocak 2015

5 Aralık 2014 – Cuma Akşamı – Kafe de Ankara

 

“Tantuni ayran, gerisi yalan aga” diyerekten masaya oturduğunda, Elif Damla telefonu ile uğraşıyor, Rast ise karşı masada oturan beyaz kazaklı kızı kesiyordu. Şerif ıslık çalıp, eli ile ritim tutmaya başlayınca ikisi bakışlarını Şerif’e yönlendirdiler. Normalde hüzünlü gözlere sahip olan Şerif’in bugün gözlerinden mutluluk fışkırıyordu. Rast sordu: “Şerlok hayırdır? Bu mutluluğun sebebi nedir?” Şerif’in soyadı Lokum idi. Rast kısaltarak Şerlok diye seslenirdi kendi aralarında. Şerif mahcup bir şekilde: “Tantuni… Bir kızın ismi tantuni olsaydı ona aşık olmak için başka bir sebep aramazdım. Bir de şu an hayatımın en iyi tantunilerinden birini yiyorum ve dışarıda kar yağıyor lapa lapa. Çıkarken hatırlatın da ben kahvaltı için birkaç tantuni daha alayım köşedeki amcadan.” Elif Damla başı ile onayladı Şerif’i. Bu sırada Rast tekrardan beyaz kazaklı kızı kesmeye devam ediyordu. Arada sırada kız da ona kaçamak bakışlar atmıyor değildi. Bunu Elif Damla’nın fark ettiğini anlayan Rast: “Güzel kız şimdi Allah var Eda. Sen de benim yerimde oturuyor olsaydın sen de keserdin.” Elif Damla’nın soyadı Aksu idi. Rast kısaltarak Eda diye seslenirdi kendi aralarında. Elif Damla gülerek telefonunu Rast’ın önüne fırlattı. Meğer Şerif gelmeden kızın fotoğrafını gizlice çekmişti. Aynı zamanda bu mekanda kimler check-in yapmış diye bakmış lâkin kız hakkında başka bir bilgiye ulaşamamıştı. “Merak etme Rast Efendi… Bizim her yerde gözümüz vardır. Ayık ol” diyerekten Rast’ın elinden telefonu aldı. Elif Damla bilgisayar mühendisliği okuyordu ve kriptoloji alanında kendi kendini geliştirmişti bunda babasının da büyük bir etkisi vardı. Şerif tantunisini büyük bir zevkle yerken göz ucu ile kızı kesti. Güzel bir beyaz kazağı vardı. Kazağın üstünde geyikler vardı. Geyikler mavi idi. El örgüsü bir kazak olduğu dikiminden belli idi. Kim örmüştü acaba, örerken ne hayaller kurmuştu? Bu kazağın bir hikayesi var mıydı? Tüm bu sorular aklından geçerken oturdukları kafenin sahibi gençlerin yanına gelmiş. Kısık bir sesle “kasayı kapatıyoruz” demişti bu “artık vakit geç oldu bizim de çoluğumuz çocuğumuz var bu kadar goy goy yaptığınız yeter gidin uyuyun artık” demekti. Rast ceketini giyip mekandan çıkarken kız ile konuşamadığına üzülüyordu. Elif Damla ise neden beni kesen bir erkek yok ki diye düşünüyordu. Şerif ise tantuniyi düşünüyordu ve yiyeceği bir sürü tantuniyi. Kafeden çıkıp, sokağın köşesine doğru yürüdüler. İşte tantunici amcanın arabası köşede duruyordu. Arabaya yaklaştıklarında gördüklerine inanamadılar. Tantunici amca sema yapacakmış gibi duruyordu. Şerif seslendi: “Amca mükemmel tantuni yapıyorsun bir 5 yarım ekmek daha yapsana…” Amcadan ses gelmedi. Biraz daha bağırarak konuştu yine hiçbir tepki yoktu. Rast dikkatlice bakınca adamın kollarına bağlı olan saydam ipi gördü. Yüzüne daha dikkatli baktığında ise amca ölmüştü. Elif Damla bunu fark edince ayy deyip Şerif’e sarıldı. Şerif, amcanın ölmesine değil bir daha öyle güzel tantuni yiyememesine üzülüyordu. Rast biraz daha tezgahı incelediğinde yerde kan ile yazılmış bir yazı gördü: “06. 01. 2015 – 20:00 – Şun” “Şerlok, Eda gelin buraya korkaklık yapmayın.” Şerif hemen adamın yüzünü elbisesini inceledi. İpi ölümden önce bağlanmıştı. Yerdeki cam şişesi ve sağ ayağın farklı durması, yazıyı sağ ayağı ile yazdığını gösteriyordu. Elif, telefonundan Şun kelimesinin anlamına, 6 Ocak tarihinin geçmişine, saat 20:00 ın gönderme yaptığı şeyleri araştırdı. Etrafın birkaç fotoğrafını çekti. Üçü de bu olaydan pek bir şey anlamadı. En güzeli eve geri dönmek diye düşündüler. Olay yerini terk ederken siren sesleri uzaktan duyuluyordu.

 

5 Aralık 2014 – Mevlevihane – Konya

 

Gani Dalfidan sema ayinini tamamlamış, Mevlevihane’nin bahçesinde, insanlarla beraber demirhindi şerbeti içiyordu. Yaşı altmışı geçen bu adam hala çakı gibiydi. Emekli bir albay olan Gani Dalfidan sıra dışı bir insandı. Mecbur kalmadıkça araba kullanmaz, Küheylan isimli atı ile şehri dolaşırdı. Emekli olunca saçını ve sakalını uzatmıştı. Bir operasyon sırasında sağ bacağına bir şarapnel parçası geldiği için yürürken bir asa kullanırdı. Hava soğuktu ama muhabbetin sıcaklığı bu soğuğu zelil ve perişan etmeye yetiyordu. Muhabbet ederken postacı gülümseyerek yanlarına geldi. “Gani Amca müjde… Sana bir mektup var.” Gani amca postacıya bir demirhindi şerbeti ikram etti. Mektubun Ankara’da okuyan manevi torunundan geldiğini görünce yüzünde güller açtı, gönül bahçesinde bülbüller öttü. Postacı gence bahşiş verdi. “Al bunlarla çocuklarına, eşine hediye al. Sen beni sevindirdin, onları da sevindir ki onlar da seni sevindirsin.” Mektubu ceketinin cebine koydu. Küheylan sahibindeki mutluluğu anlamış olacak ki neşeli neşeli kişniyordu. Evine vardığında mektubu açıp okudu. Manevi torunu kendisinden, derslerin zorluğundan bahsediyor en kısa zamanda Konya’ya geleceğini söylüyordu. Bir de küçük bir sürprizi olduğunu ve 6 Ocak’ta gün boyu hiç kimseye söz verme diye sıkı sıkı tembihliyordu. İlâhi küçük hanım diye söylendi kendine ama istemsizce eli ajandasına gitti ve 6 Ocak tarihinin altına “gün boyunca küçük hanım ile buluşma” yazdı. Üstünü değiştirdi. Yatağına uzandı. Manevi torununu çok seviyordu. Şurada 6 Ocak’a ne kaldı ki diye düşünürken… 6 Ocak 2005 tarihi aklına geldi. İntihar etmek dinen sakıncalı olmasa idi o an intihar ederdi.

 

5 Aralık’ı 6 Aralık’a Bağlayan Gece – Aksu Home

 

Elif eve gelir gelmez odasına gitti. Bir duvarında bir sürü kağıt, poster, tablo asılı idi. Onları teker teker çıkartıp kutuya koydu. Cinayet mahalinde gördüklerini kağıtlara birbir yazıp duvara asmaya başladı. Çektiği fotoğrafları yazıcıdan çıkartmıştı. Giderken arabanın plakasını almayı akletmişti. Arabanın plakasından kime ait olduğunu bulabilirse tantunici amcanın kim olduğunu anlayabilirdi. Plakayı girdiğinde öyle bir plakanın var olmadığını gördü. Plakaya baktı: 06 TAN 76. Her şey gittikçe karmaşıklaşıyordu. Buradan bir şey çıkar mı diye düşündü. Kendince minik bir beyin fırtınası yapmaya başladı.

Tan ile tan vakti mi kast edilmişti. Yoksa T.A.N. üç kelimenin baş harfi mi idi? Harflerin yerini değiştirsek. 3.2.1=6 farklı sonuç çıkar. ANT ATN NAT NTA TAN TNA  Sayılara bakarsak. 06 Ankara plakası. 6 en küçük mükemmel sayı. Acaba bir şeyin altını da kastetmiş olabilir miydi? Ya da 6 olasılıktan 6. Olanı yani TNA. TNA yı araştırınca Amerikan Güreşi sayfası ile karşılaştı. 76 rakamı peki? 19 ve 2 asal çarpanları idi. 76 Iğdır’ın plakası idi. Iğdır MHP’nin son yıllara kadar kalesi idi. Ayrıca 7+6=13 eder ki bu da uğursuzluk olarak bilinirdi.

Beyninden bir sürü düşünce geçerken bir an kendine tokat attı. Kendine gel Elif dedi. Devlet Bahçeli’yi geçeceksin bu gidişle. Masasındaki fotoğrafa baktı. Bebekken Devlet Bahçeli ile çekilmiş bir fotoğraftı bu. Iğdır – MHP – Devlet Bahçeli… Kafası iyice karışınca en iyisinin bu konuyu yarın hep beraber konuşmaları olacağını düşündü. Normalde her gün yatmadan uzunca günlüğüne yazardı ama bugün çok yorulmuştu bu yüzden sesini kaydedip yarın yazıya geçirecekti. Odanın diğer köşesinde duran boy aynasının karşısına dikildi. “Gayet de güzel bir kızım. Mavi gözlüyüm saçlarım sarı değil ama turuncu. Fiziğim de gayet iyi. Tatlıyım da bence. Neden bana bakan yok.” Ortamlarda aşk meşk işlerini çok saçma bulduğunu ve onun bir zayıflık olduğundan bahsederdi. Sonra aynaya baktı. “Kızım seni kim ne yapsın? Olasılıklar peşinden koşturan bir cadı… Yok ya bu güzellikten cadı olmaz ki olsa olsa peri olur.” Uyuma vakti gelmişti. Uyudu.

 

6 Aralık 2014 – Öğrenci Kantini – Ankara

 

Şerif özel el ile yapılmış olan ince belli çay bardağına, kantinden aldığı karton bardaktaki çayı boşalttı. Yine el yapımı ve üzerinde süslemeler olan çay kaşığı ile tek şekerli çayını yavaş yavaş karıştırmaya başladı. Bu sırada dünkü olayı düşünüyordu. Dün gece bir türlü uyuyamamıştı. Televizyona baktı. Haberlere çıkmış mı bu olay diye düşündü lâkin çıkmamıştı. “O kadar çok cinayet oluyor ki memlekette bunu neden dikkate alsınlar” diye düşündü. İçinden bir his beyaz kazaklı kız ile tantunici arasında bir bağlantı olduğunu söylüyordu. Cinayetin basit bir cinayet olmadığı sema göstergesinden belli idi. Çayından bir yudum aldı. Sadece iki arkadaşı vardı. Rast ve Damla. Çocukken yaşadığı bir olaydan dolayı asla 3 arkadaştan fazla arkadaşı olmayacaktı. Kendi kendine söz vermişti bu konuda. Aklı cinayetten ziyade dün akşam yediği tantuninin tadında idi. Babası vefat etmeden önceki son tantunide de aynı tat vardı. Uyuyamamasının bir sebebi de bu idi.  Eski hatıralar gözünün önünde canlanmıştı. Zaten kendisindeki bu tantuni sevgisi babasından kaynaklı idi. Babasını hemen hemen 10 yıl önce elim bir yangında kaybetmişti. Sadece babasını da değil annesi ve kardeşlerini de o yangında kaybetmişti. O yangından sadece o bir de önünde duran çay bardağı ile çay kaşığı kurtulabilmişti. Yakın zamanda mezarlığa gitmenin iyi olacağını düşündü zira bir İnşirah suresi bir de mezarlıklar ruhuna ferahlık veriyordu. Hem yangının çıkış tarihini unutmuştu o yüzden mezarlığa gidip tekrar o zamanı hatırlaması gerekiyordu. Hem mezarlığın yanında iyi bir tantunici vardı, gitmişken orada birkaç ekmek tantuni yerdi. Yüzüne bir gülümseme geldi. Yeniden çay almak için tam kasaya gidecekti ki Rast’tan mesaj geldi. Ne çay içme isteği ne tantuni yeme isteği kalmıştı bu mesajdan sonra…

Gelecek Bölüm: 07.02.2014’te.

TAGS
RELATED POSTS

Bir Cevap Yazın

Şahinzâde
Ankara

Kalbinden aşina ol; dıştan yabancı görün Böyle güzel yürüyüş cihanda nadir bulunur.

Kategoriler
Sosyal Medya
Twitter
  • Ankara'da öyle bir soğuk var ki dışarıda üç dakika dursanız; üşümeniz otuz dakika boyunca geçmiyor. Evde bile.

    Tweeted on 02:55 PM Dec 07

  • Dört güzel insan. https://t.co/HtV29aE5WT

    Tweeted on 01:24 PM Dec 04

  • Uzun sürenin ardından bir şey çiziktirdik. Buyurun. -- https://t.co/aPnRgKe8Dx

    Tweeted on 02:55 AM Dec 02

  • Yasadır değişmez: Ankara'da hava ne kadar soğuksa, Bilkent Kütüphanesi o kadar sıcaktır.

    Tweeted on 09:47 AM Nov 30

  • Şarabî parçası eşliğinde sanatçıların fotoğraflarının teker teker geldiği bu introdan daha iyi bir intro gelmedi. -… https://t.co/g1nq6O01GF

    Tweeted on 04:07 AM Nov 30

Teraneler Nedir?
Teraneler, modern dünyaya sıkılan bir kurşun, insanlara ise uzatılan bir demet çiçektir. Kalıplar dışına çıkmayı hedefleyen ve izahı olmayan şeylerin izahını mizahıyla birlikte yapmak, suratı asık olanlara bir tebessüm hediye etmek en büyük gayemizdir. Umutsuz, melankolik gençlere bir tokat olup onları gaflet uykusundan uyandırmak bizim görevlerimiz arasındadır. Sitenin felsefesi: “Bizi sıradanlık değil, çılgınca fikirler kurtaracak” olup kalıpları yıkmak ve sorgulamak bunu yaparken de güldürmek amacımız. Size “bırak bu teraneleri” diyenler olacak onlara aldırmayın, zira bu teraneler akl-ı selim teraneler.
Kumpanya Blogları