Kimseye Etmem Şikayet Öykü

Kimseye Etmem Şikayet – 3. Bölüm – Allah’ım Bir Milyon Dolar İstiyorum

By on 18 Ekim 2015

Sevgili dinleyici, ilk iki bölümü okuduğunuz zaman bir çelişkiyi fark etmeniz olmuş olmanız lazım ki ben bu hikayede aşk – gizem – esrar cart curt falan yok demiştim ilk bölümde ama geçen bölüm tam bu dediğimi çok güzel yalanladım. Hayat bize belli bir oranda irade gücü veriyor. Kader iradeyi de kapsayan ama ondan daha üstün olan bir mefhum. Bir insanın hayatında her şeyin tamamen tutarlı gitmesi bir mucizedir başka bir şey değil. Eee biz burada mucizeleri anlatmıyoruz, hayatın tam orta yerinden betimlemeler yapıyoruz. Adeta kelimelerle bir tutarsızlık dantelası örüyoruz.

Neyse, diyordum ki geldi Mehmet Ali bana dedi ki

  • Abi ben aşık oldum.

Olamaz, olamaz, olamaz. Tamam Mehmet Ali siyaset ile içli dışlıdır. Komplo teorileri konusunda birçok malayani bilgi sahibidir ama Mehmet Ali aşık olmamalı neden bilmiyorum ama olmamalı. Siz hiç en yakın arkadaşınızın birisine aşık olmasını can-ı gönülden istediniz mi? Sahi biri size hiç gelip aşık olduğunu söyledi mi?

“Ben aşık oldum.” Cümlesine nasıl bir tepki vermeliyiz.

  • İşte şimdi adam oldun.
  • Aşık olmayan insan zaten insan değildir.
  • Yine mi? (en çok aşık olduğu konusunda yalan söyleyenler bu tepkiyi verdiğiniz kişilerdir.)
  • Kim bu şanslı kız/ erkek? (gelecek cevap sizi bazen üzebilir dikkatli olun, sevindirebilir de tabii)
  • İyi halt ettin! (bu benim tarzım)
  • Aşk yalan aşk bir illüzyondur inanma o hoşlanmadır. Gelir geçer. (temkinli arkadaş)
  • Daha önce aşık olmadıysan; bunun aşk olduğundan nasıl böyle emin olabiliyorsun. (Leon)

Ne desem bilemedim işin açıkçası. Aşık olmadığım için aşık olanın halinden anlayamazdım. Anlayamadığım, bilmediğim bir konuda vaaz vermek istemem. Zira kağıttan okunan Cuma vaazlarını sevemedim yıllardır. Bir adet elmalı kurabiyeyi elime aldım. Sanki sevgilimmiş gibi elmalı kurabiyeye bakarak başladım vaaza:

  • Şimdi aşık olduysan sana güzel cümleler lazım Mehmet Ali. Ben sana uygun fiyata birkaç güzel cümle öğretebilirim.(Not: Kayserili değilim) Zira sen elmalı kurabiyeyi seviyorsun diye elmalı kurabiyenin seni sevmesi şart değil. O yüzden elmalı kurabiyeyi kendimize aşık etmeliyiz. Öyle bir aşık etmeliyiz ki yediğimiz zaman ağzımızda hemececik dağılmalı… Sen hatırlamazsın ama sevgili ve dikkatli okurlar hatırlayacaklardır ben demiştim ki “Edebiyat en büyük illüzyondur ve yeteri kadar güzel cümle bilirseniz aşık edemeyeceğiniz kız yoktur.”
  • Abi bölüyorum ama bu yalan ya. Zengin kızlar için güzel cümleler değil güzel arabalar gerekli. Twitter’da bir laf dolaşıyor: “Kızlar şairleri sever ama müteahhitlerle evlenir” diye. Şimdi sen, ben nasıl ülkenin en zengin adamının kızını tavlayalım abi. Bir kere bizim için de sıkıntı.
  • Kızı kendine aşık edebilirsin ama imkansız bir aşk olur bu. Diyorum ki sen aşık olduğunu düşünüyorsan biraz kitap oku. (Kitap okumakla aşık olmanın arasında ne tür bir ilişki var bilmem. Sırf şu dangoloz biraz kitap okusun diye uydurdum. Eğer siz de aşıksanız siz de kitap okuyun.) Aşkını dinlendir.
  • Peki, hangi kitabı okuyayım abi.
  • Elif Gibi Sevmek Mim Gibi Yanmak Lamelif Gibi Terk Edilmek…
  • Tamam abi.
  • Şaka lan şaka. O tür bir kitap okursan seni tekme tokat döverim. Bilmiyorum ama Monte Kristo Kontu’nu okuyabilirsin. Edmond Dantes reisi severim. Sevmeyeni döverim.
  • Peki abi.

Ben Mehmet Ali ile konuşurken pastanenin dışına oturmuş güneş gözlüklü, takım elbise giymiş, izbandut gibi iki herif içeriye bakıyor; Öykü Naz ile Deniz’i kesiyorlardı. Şimdi sen nasıl bizim kızlara yan bakarsın diye adamın üzerine yürümek isterdim ama müşteriyi kaçırmamak lazım. Müşteri neyse de benim adım Cibran. Boyum bir yetmiş beş. Kilom yetmiş. Dayak yemekten hoşlanmam. Mehmet Ali’yi yanıma çağırdım.

  • Tanıyor musun dışarıdaki adamları?
  • Son zamanlarda sık gelen müşterilerden pek konuşmazlar, genellikle aynı saatlerde gelirler.
  • Bizim kızlara bakıyor.
  • Deniz’e de mi!!

Yemin ediyorum bu çocuk mal. Yemin etmeyeyim ama mal. Kızı iki dakika da nasıl sahiplendi. Lan kızın belki erkek arkadaşı var belki seni bir pastaneci çırağı olarak görüyor. Oysa Öykü Naz ile en azından bir tanışıklığı var. Onu koruması gerekirdi. Bence yani.

Hakkı Ustam’ın dükkana gelmesi ile birlikte Deniz şarkılarını söylemeye başladı. Şimdi hepiniz bekliyorsunuz ki harika bir sesi olduğunu sizlere söyleyeceğim. Hayır sesi o kadar güzel değil. Hatta tınısını ben beğenmedim. Lâkin sırf Mehmet Ali kızla vakit geçirebilsin diye çok iyi falan dedim. Fütursuzca yalan söyledim. Çünkü bu ilçede günah işleme özgürlüğü var ve ben bu özgürlüğü yerim.

Kız üç şarkıyı söyledikten sonra Hakkı Ustam bir şarkı daha söylemesini rica etti. Bir Sana Bir de Bana adlı şarkıyı söyledi. Bu parçayı iyi icra etmişti. Tabii ki bir Brenna MacCrimmon değil ama olsun.

Belki de şarkıya olan zaafımdan dolayı şarkı bana güzel gelmiştir bilemiyorum. Bazen bir şarkı dinlersiniz ve bu şarkının hayatınızda büyük bir yere sahip olacağını düşünürsünüz. Eğer hayatımız bir film olsa; filmin kırılma sahnesinde arka planda hep o şarkının çalacağını düşünürsünüz. Benim için birçok şarkı var bununla ilgili düşündüğüm. Kaç yıllık hayatımızda tek bir kırılma sahnesi olacak değil ya öyle saçma bir şey mi olur.

Kız ile konuştuk. Anlaştık. Hafta içi 2 hafta sonu 1 gün gelip sanatını icra edecek. Fiyat konusunda Hakkı Ustam ile anlaşmışlardır sanıyorum. Kız gitti gitmesine ama etkisi dükkandan gitmemişti. Mehmet Ali kızın adını soyadını gerekli sosyal medya hesaplarına yazarak araştırıyordu. Buna “stalklamak” deniliyormuş ben ise o işlerden hiç anlamam. Akıllı telefonlar sayesinde bilgiye ulaşmak ne kadar kolay.

Bu ülkede eşitliği akıllı telefonlar sağlıyor. Ülkenin en zengin adamı da iPhone 6 kullanıyor; askeri ücretle çalışanı da iPhone 6 kullanıyor. Bir de derler ki ülkemizde gelir adaletsizliği var. Yalanın ta kendisi!! Türkiye’de 100 insanın 120 si akıllı telefon kullanırken kitap okuma oranları çok düşük… Hele günlük ayrılan vakte girecek olursam istatistik bilimi (istatistik bir bilim midir tartışılır ama ben tartışmam.) alt üst olur.

  • Kız ile ilgili bilgileri öğrenince ne olacak?
  • Abi ona göre dav…
  • Yani daha ilişki başlamadan kendi özünden taviz mi vereceksin?
  • Hayır ya mesela kız Beatles hayranı ise ben de konuyu Beatles’tan açacağım
  • Beatles çok güzel mi diyeceksin? Bilmediğin bir konuda yüzeysel bir bilgiye sahip olup kızı etkileyeceğini mi düşünüyorsun?
  • Yani arkadaşlarımın dediğine göre bu etkili bir yöntemmiş.
  • Bence akışına bırak.
  • Abi olur mu öyle! Bir yere giderken bile nasıl hazırlık yapıyoruz. Elbisemize, giyimimize, kuşamımıza…
  • Lan ben sana kızın karşısına paspal çık demiyorum ki!
  • Abi bir dinle! Hiçbir komutan sefere hazırlıksız çıkmaz. Ben engin denizleri aşıp kızın kalbini fethetmeye gidiyorum. Elbette hazırlıklı olmalıyım. İstihbarat örgütlerim sayesinde…
  • Ya kız sosyal medyayı trollüğüne kullanıyorsa!
  • Bence insanlar gerçek hayatta troll… Sosyal medyada olmak istedikleri gibi oluyorlar. Modern toplumun dayattığı…
  • Tamam kes! Sosyolojik analizleri hiç sevmem. Her şeyi eleştirmekten başka hiçbir iş yapmazlar. Eleştirmek kolay. Birçok şeyden nefret ederim. Bir gereksiz duyarlar. İki gereksiz sosyolojik analizler. Üç gereksiz tartışmalar.
  • Gereksiz tartışmalar derken.
  • Saçma şeyler yani felsefik sanılan ama öyle olmayan şeyler… Sadece kavramlar üzerinden yürütülen ve sadece teoride kalacak olan şeyleri tartışmak bence malayaniliktir. Beynin israfıdır. PES 2015 oynayan adam bu tür tartışmalara giren adamdan daha erdemlidir.
  • Abi ne alaka?
  • Adam en azından mutlu olduğu bir işi yapıyor. Zevk alıyor. Boş vaktinde kafa dağtıtıyor. Etrafa da bir zararı yok. Ama bu gereksiz tartışanlar yok mu milletin kafasını patlatıyorlar. Geçen gün gördün geldi bir üniversiteli grup saçma sapan şeyleri tartıştılar. Bir de tartışırken büründükleri hava yok mu? Aman Allah’ım sanırsın dünyayı kurtarıyor. O cool olma çabaları. Eğer ortamda kız varsa içten içe karşısındakini yok etme hırsı ve kızın gözüne girme, takdir alma çabası… Tüm bunlardan iğreniyorum. Bir de şu tür insanlar var. Gereksiz kasıntılık. İğrenç ve ötesi. Kendi cümlelerini, fikirlerini çok önemli gören. Ben şimdi şu pastaneci çırağı halimle bir fikir beyan etsem kaç yazar. Kim takar beni. Zaten kimsenin beni takmasını da istemem. Kesin özgürlük peşindeyim ben. İngilizlerin tabiri ile: Absolute Freedom.
  • Abi haklısın.
  • Bir hikayede okumuştum. Bir hukukçu kız vardı. Erkek arkadaşının ona seni seviyorum demesinden ise haklısın demesini tercih ediyordu.
  • Acaba Deniz ile bana benzeyen bir hikaye de var mıdır? İlk görüşte aşk!

Buna benzer birçok hikaye var. İşin garip tarafı buna benzemeyen hikaye yok. Diziler, miziler… Hep öyle. Yakışıklı oğlan, güzel kıza bakar (ki hepsinin tipi de aynı) ya ilk başta anlaşmazlıklar olur ama kalbe atılmıştır tohum. Gün geçtikçe onları sulamak lazım.

  • Mehmet Ali; ben sana Şair’in Hikayesi’ni anlattım mı?
  • Hayır abi.
  • Bir ara hatırlat da anlatayım.
  • Tamamdır abi.

Hakkı Ustam gülerek yanımıza geldi.

  • Gençler Allah muhabbetinizi artırsın.
  • Eyvallah ustam.
  • Hadi bakalım işe devam edin. Öykü Naz kızım sen çıkabilirsin. Cibran sen de 15 – 20 dk. sonra kütüphaneye git. Kütüphane müdürü bana bir şey verecekmiş. Onu alıver.
  • Tamamdır ustam.

20 dakika sonra kütüphaneye doğru giderken, kütüphanenin karşısında olan İnşirah Park’ında Öykü Naz’ı gördüm. Ayakkabılarını çıkarmış. Çimlerin üstünde yürüyordu. Sonra gitti çiçeklenen büyük bir ağacı okşadı. Onunla konuştu sanıyorum ama bu mesafeden pek anlaşılmıyordu. Sonra bir kedi ve bir köpek koşarak Öykü Naz’ın üstüne atladı. Eğer bu parkın bir prensesi olsaydı o kesinlikle Öykü Naz olurdu.

Birden aklıma Mehmet Ali geldi. Kafayı siyaset, illuminati ve akıllı telefonuyla bozmuş birisi. Bir yanda Öykü Naz doğa ile iç içe. Eğer gördüklerim beni yanıltmıyorsa. Ben ise ne doğa ile ne de teknoloji ile iç içeyim. Ben güzel cümlelerle iç içe olmak isterim. “İnsanlar bazen bir şeyin tümüyle doğru olduğunu sanır ben böyle şeyleri pek sallamam ama biri öğüt verince canım sıkılır.**” Adam ne güzel de beni anlatmış.

İnsanlar bana hep “Cibran çok esprilisin, çok şakacısın” der. Siz hiç espri yaptığımı gördünüz mü? Hayır görmediniz. Eğer öyle görmüşseniz inanın espri yapmadım. Ama ben hakikate yaklaşmaya çalışıyorum. Derler ki espri hakikate yaklaşmanın, şaka ise kaçmanın yoludur. Hakikate doğru koşarken esprileri tozutturmuş olabiliriz.

Şu iki andaval da kim!

Ne cüretle Öykü Naz’ı kesip hakkında ileri geri konuşabilir. Dayak yemeyeceğimi bilsem tekme tokat dalarım. Yalan söyledim. Tekme tokat dalmak bu işe bir son vermeyecek. Neyse bu ikisi için bir dua edeyim belki tutar serseri duası.

  • Allah’ım sen bu iki çocuğu dövdürt!

Yeter. Allah’ı gereksiz dualarla meşgul etmemek lazım. Aslında Allah meşgul olmaz biliyorum. Sonuçta sonsuz yani. Düşün diyemem. Hayal et de diyemem. Edemeyiz. Bazen iman etmek tek çare. Kainatı düşün ama Allah’ın kendi zatını doğrudan düşünmeye kalkma. Neyse ben imam değilim isteyen istediğini düşünebilir. Bu ilçede düşünmek sessiz kalmak suretiyle özgür bir eylemdir ve ben bu özgürlüğü yerim!

Kütüphaneden içeri girdim. Yine o meymenetsiz (bu hikayeyi kızlar da okuyor o yüzden terbiyemi takınmalıyım yoksa ben diyeceğimi bilirim (of yine eril dil (şaka şaka durun bir kamu spotu vereyim yeri gelmişken: “Küfür kötüdür. Etmeyin. Erkekler siz de”)))kütüphane müdürünü göreceğim. Kalbim güm güm atıyor. Beni işten attığı o günü hatırlıyorum. Yüzünün ortasına bir uçan tekme atmak istiyorum. Yumruk beni kesmez zira. Kanayan bir burun hele ki kanamasına ben vesile olmuşsam en rahatlatıcı bir terapidir. Yavaş yavaş sekreterin kapısına doğru yürüyorum. Arka planda sanki çellistler gergin tellere yayları büyük hızla dokunduruyor. Bir piyanist büyük bir hırsla tuşlara basıyor. Tüm bu hava, pıtraklı diyar bir Hitchcock filmini andırıyor. Sanki Paul Halley’in Winter’ının son bir buçuk dakikası çalıyor. Sekreterin yanına varıyorum. Kaşlarım çatık. Yüzüm eğik. Gözlerimden Tosun Paşa misali ateşler fışkırıyor. Sert, tok ve haşin bir ses tonu ile konuşmaya başlıyorum.

  • Müdürü görecektim! Hakkı Bilir’in emanetini alacaktım!
  • Müdür Bey çıktı. Ama paketi buraya bıraktı buyrun.

Yıkıldım. Bu kadar kendimi gerilime hazırlamıştım. Hiç bunu hayal etmemiştim. Boynu bükük bir şekilde kapıdan çıkarken o da ne! Bugün pastanede oturan iki adet izbandut gibi adam, biraz önce dayak yemesini istediğim çocukları dövüyor. Öykü Naz çoktan gitmiş. Burası New York sokakları değil ama burada da 5 dakikada değişiyor bütün işler.

Koşarak yolun ortasına kendimi attım. Kollarımı iki yana açtım.

  • Allah’ım bir milyon dolar istiyorum!

Sanıyorum ki biraz önceki duam kabul oldu ya hemen. Bu da kabul olacak. Ve gökten dolar yağmaya başlayacak. Bir dakika öyle durduktan sonra kendime küfrettim. Eşref saatinde ettiğim dua iki zibidiyi dövdürtmekti. Elimde paket, pastaneye doğru yürürken hem gökyüzünde hem de zihnimde bir şimşek çaktı.

Bu adamların Öykü Naz ile ne ilgisi vardı?

Ve sevgili okur; bu öyküyü anlatırken yakınıyor değilim; çünkü Yaşam’dan kuşku duyanlar yakınır, bense ona kesinlikle bağlıyım ve inanıyorum. Yaşam’ın kadehinden içtiğim her yudumun içine karışmış olan acının değerine inanıyorum. Yüreğime işleyen elemin güzelliğine inanıyorum. Yüreğimi kıskaç gibi sıkan bu çelik parmakların bitip tükenmeyen merhametine inanıyorum.*

  1. Bölüm Sonu

*: Halil Cibran’ın sözlerinden alıntıdır.

**: Çavdar Tarlasında Çocuklar adlı kitaptan alıntıdır.

TAGS
RELATED POSTS

Bir Cevap Yazın

Şahinzâde
Ankara

Kalbinden aşina ol; dıştan yabancı görün Böyle güzel yürüyüş cihanda nadir bulunur.

Kategoriler
Sosyal Medya
Twitter
  • Ankara'da öyle bir soğuk var ki dışarıda üç dakika dursanız; üşümeniz otuz dakika boyunca geçmiyor. Evde bile.

    Tweeted on 02:55 PM Dec 07

  • Dört güzel insan. https://t.co/HtV29aE5WT

    Tweeted on 01:24 PM Dec 04

  • Uzun sürenin ardından bir şey çiziktirdik. Buyurun. -- https://t.co/aPnRgKe8Dx

    Tweeted on 02:55 AM Dec 02

  • Yasadır değişmez: Ankara'da hava ne kadar soğuksa, Bilkent Kütüphanesi o kadar sıcaktır.

    Tweeted on 09:47 AM Nov 30

  • Şarabî parçası eşliğinde sanatçıların fotoğraflarının teker teker geldiği bu introdan daha iyi bir intro gelmedi. -… https://t.co/g1nq6O01GF

    Tweeted on 04:07 AM Nov 30

Teraneler Nedir?
Teraneler, modern dünyaya sıkılan bir kurşun, insanlara ise uzatılan bir demet çiçektir. Kalıplar dışına çıkmayı hedefleyen ve izahı olmayan şeylerin izahını mizahıyla birlikte yapmak, suratı asık olanlara bir tebessüm hediye etmek en büyük gayemizdir. Umutsuz, melankolik gençlere bir tokat olup onları gaflet uykusundan uyandırmak bizim görevlerimiz arasındadır. Sitenin felsefesi: “Bizi sıradanlık değil, çılgınca fikirler kurtaracak” olup kalıpları yıkmak ve sorgulamak bunu yaparken de güldürmek amacımız. Size “bırak bu teraneleri” diyenler olacak onlara aldırmayın, zira bu teraneler akl-ı selim teraneler.
Kumpanya Blogları