Öykü

Gençlik ve Yusuf

By on 22 Aralık 2014

Akşam ezanının sedası tüm İstanbul’da yankılanmıştı. Hafiften bir yağmur çiseliyordu. Yusuf ise çay ocağında sessizce ezanı dinliyordu. Yine bir gün daha gelip geçmiş, ömür hazinesinden biraz daha harcamıştı.

Usulca yerinden kalktı, hasılatı saymak için kasanın yanına gitti, malum bu saatten sonra pek gelen olmazdı. Hâsılatı saydı, bayağı iyi çıkmıştı. “Böyle giderse, 1 yıla kadar dayalı döşeli bir ev alırım. Bankadan da kredi çekip araba aldım mı bu iş tamam!” diye kendi kendine konuştu. Paraları usulca yerine koydu ve kasayı kilitledi.

O sırada üstü başı perişan, sırtında yamalı bir pardösü bulunan bir ihtiyar içeri girdi. Yusuf daha bir şey demeden; “Evladım, açık bir çay!” deyiverdi ihtiyar. Yusuf çay ocağının yanına gitti, amcanın çayını kattı. Nedenini bilemediği bir şekilde amcadan çok etkilenmişti. Vakur duruşu ve ses tonu Yusuf’un içinde farklı duygular oluşturdu. Amcanın yanına gitti, çayını masasına koydu. İhtiyar Yusuf’u baştan aşağı süzdü  “Mülk O’nun.” dedi fısıldayarak ve çayından bir yudum aldı. Yusuf, ihtiyarın durduk yere böyle demesine şaşırmıştı, herhalde biraz meczupluk var diye düşündü. İhtiyarın dudaklarını garip bir şekilde oynattığını fark edince, “Kendi kendine konuşuyor, kesin meczup” diye içinden geçirdi. Tam eline bezi alıp, ihtiyarın yanındaki masayı temizlemeye başlayacakken ihtiyar: “Evladım, aslolan gönlümüzü O’na yöneltmek. Etrafındakiler meczup diyebilir sen aldırış etme.” Deyince Yusuf’un gözündeki perdeler kalktı, aklındaki karanlık odalar ışıkla doldu. Gelen ihtiyarın sıradan biri olmadığını anladı, elini öpmek isteyince, ihtiyar elini çekip derinden bir “Estağfurullah” çekti.

Yusuf ihtiyar amcanın yanına oturdu, belki bu ihtiyar içindeki sıkıntıyı buruşturup bir kenara atabilirdi. Tane tane konuşarak: “Efendim, dünya üstüme üstüme geliyormuş gibi hissediyorum. Bana bir şeyler söyleyin, anlatın.” İhtiyar Yusuf’u dikkatlice dinledikten sonra tebessüm etti. Ve konuşmaya başladı.

“Evladım, dünya imtihan yeridir. İnsanlar çeşitli sıkıntılarla imtihan olur. Sen şu an en güzel çağındasın. Gençlik… Gençlik hayatın en zor dönemi olmakla beraber, en güzel dönemidir. İnsan gençliğinde madde ve ruh arasında bir mana arayışına girer, girmeli. Kalp ve akıl dünyasının kapıları aralanır. İnsan kendi kabuğundan, kendi özüne inmek ister, kendi benliğini bilmek ister. Bu yolun başı çetindir. Çünkü artık hem şeytanla hem dünya ile savaş artık başlamıştır. Hissiyat ile fikriyat birbirine karışmışken, şeytan verdiği vesveseler ile bunu çözülmez Gordion düğümüne dönüştürür. Sorunluluklar da binince insan, iyice bir daralır insan.”

İhtiyar çayından bir yudum aldı ve anlatmaya devam etti.

“İnsan isterse mana aleminin göklerine çıkabilir. Ama insan unutkandır, kendisinin ne kadar değerli olduğunu unutur, ölümü unutur, Allah’ın onu her daim izlediğini unutur… Şeytanın en iyi yaptığı iştir unutturmak zaten insan kelime kökeni olarak ‘nisyan’dan yani unutmaktan gelir.”

İhtiyar bir daha sustu, çayından bir yudum daha aldı. Yusuf ise cümlelerin etkisi ile iç dünyasında bir deprem geçiriyordu. İhtiyar Yusuf’a baktı ve konuşmaya devam etti.

“Gençken insan kendine bir amaç seçmeli. Öyle bir amaç olmalı ki uçsuz bucaksız olmalı. 70-80 yaşında dahi ona ulaşmak için çabalamalı. Bu mal, mülk gibi basit ve sıradan bir şey olmamalı. Çünkü bunlar hem gelip geçicidir hem de ruhu bir kafes altına alır. Aslolan Allah’a köle olmaktır, o kölelikle hakiki özgürlüğe kavuşmaktır. Yaptığın her işte O’nu anmak… Hayata mana, ruha hayat veren O’dur. Hayatın bir gemi, vücudun bir gemi, sen de onun bir kaptanısın. Eninde sonunda ölüm limanından geçerek, O’nun limanlarına ulaşacaksın. Limana dosdoğru ulaşmak için elbet O’nu bilmek gerekir…”

İhtiyarın çayı bitmişti. Yusuf ise hüngür hüngür ağlıyordu. Bunca yıl boşuna yaşamış gibi hissetti. İhtiyar usulca yerinden kalktı ve gitti.

Bu cümleyi yazdıktan sonra yazar yazacak söz, söyleyecek kelime bulamadı. Kendi hayatını düşündü. Tüm bu fikirler aklından geçerken bu yazıyı da diğer yazılar gibi çöpe atmak istedi. Tekrar tekrar okudu belki içindeki sıkıntıya derman olur diye. Ne kadar okuduysa da geçmedi sıkıntısı. Ruh dünyası iyice daralmıştı. Sıkıntıları onu artık acımasızca boğuyordu. Tüm bunlara daha ne kadar fazla dayanabilirim diye düşünürken akşam ezanı okunmaya başladı, yazar duygulandı. Sanki gönlüne ılık ılık bir duygu akmıştı da o gözlerinden iki damla yaş olarak kâğıdın üstüne düşmüştü. Bir an tebessüm etti, bunca kitabın, yazıp çizmenin yapamadığını bir iki damla gözyaşı başarmıştı.

“Kalem Dergisi, Sayı  ‘Gençlik ve Yusuf adlı yazıdan alıntıdır. Yazı şahsım tarafımdan lise 4 iken yazılmıştır. Bazı küçük düzeltmeler ve değişiklikler yapılmıştır.”

TAG
RELATED POSTS

Bir Cevap Yazın