Fırında Sütlaç Öykü

Fırında Sütlaç – Dördüncü Bölüm – Ağlamak, Şaşırmak ve Kaçmak

By on 30 Haziran 2015

Teheccüd namazını kılıp, sabah namazı için beklemeye başlamıştı Yusuf. Rüyasında gördüğü bir çift kahverengi göz artık aklından çıkmaz olmuştu. Bulunduğu zaman ve mekân artık ona dar gelmeye başlamıştı. Önceden rüyasında Mevlana ile Şems’i görmüştü. Şems ona bir baktıktan sonra “Allah yardımcın olsun.” demişti. Şimdi her şeyi daha iyi anlıyordu. Sabah namazı için ezan okununca abdestini alıp, namazını kılacaktı. Başladı Yusuf suresini okumaya. İlk ayeti okurken boğazı düğümlendi. Elif Lâm Râ… Okumaya devam etti. 33. Ayete geldiğinde kendi imtihanının zorluğunu tekrar fark etti: “Yusuf dedi ki: “Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni davet ettikleri şeyden daha sevimlidir. Eğer sen, bu kadınların tuzaklarını benden uzak tutmazsan, ben onların tuzağına düşerim ve cahillik edenlerden olurum” İlk rekatta 56, ikinci rekatta kalan 55 ayeti okuyup, selamını verip uzun bir tesbihat yaptı. Allah’a gönlüne sükûnet vermesi için yalvarıp yakardı. Biraz okumaya çekildi. Kitap okurken Yusuf, kahvaltı yapmayı falan unutuyor, hayattan soyutlanıyordu. Kitaba tam dalmıştı ki oda telefonu çaldı. Normalde Yusuf’un oda telefonu hiç çalmazdı.

  • Alo
  • Yusuf merhaba ben Berke, dün aldığımız fırında sütlaçlar bende kalmış da gel beraber onları yiyelim.
  • Olur.

Yusuf, üstüne dün bulduğu gömleği giyip aşağı indi. Aşağı indiğinde sadece Berke’yi göreceğini sanmıştı lâkin Pelin ve Eylül Su da orada idi. Kendi kendine “oyun başlasın” dedi. Beraber kafeteryaya gidip, oturdular. Berke gidip 4 adet çay aldı. Oturup yemeye başladılar. Yusuf’un dünkü halinden eser yoktu. İçine kapanık, sessiz bir birey olmuş. Başını eğmişti. O sırada kafeteryada Brenna MacCrimmon’dan “Şemsiyemin Ucu Kare”adlı şarkı çalmaya başladı. “o yâr güzel ben biçare/ çaresiz dertlere düştüm.” kısmında Yusuf duygulandı. Sessizliği Eylül Su bozdu.

  • Evliya efendi bugün pek bir sessizsin. Bir erkeğe bu kadar sessiz olmak yakışır mı? Zaten keramet de göstermedin. Böyle evliya mı olur. Evliya dediğin “Kun Biiznillah” dedi mi ölüye can vermeli, sen anca antin guntin bir evliya bir de 7’lerden olacaksın.

Berke ve Pelin olayı anlamamıştı. Yusuf onlara izah etti:

  • Bir zaman, Hazret-i Gavs-ı Âzam (k.s.) Şeyh Geylânî’nin terbiyesinde, nazdar ve ihtiyare bir hanımın bir tek evlâdı bulunuyormuş. O muhterem ihtiyare, gitmiş oğlunun hücresine, bakıyor ki, oğlu bir parça kuru ve siyah ekmek yiyor. O riyazattan zafiyetiyle, validesinin şefkatini celb etmiş. Ona acımış. Sonra Hazret-i Gavs’ın yanına şekvâ için gitmiş. Bakmış ki, Hazret-i Gavs, kızartılmış bir tavuk yiyor. Nazdarlığından demiş: “Yâ Üstad! Benim oğlum açlıktan ölüyor; sen tavuk yersin!” Hazret-i Gavs tavuğa demiş: “Kun biiznillâh!” O pişmiş tavuğun kemikleri toplanıp tavuk olarak yemek kabından dışarı atıldığını, mutemet ve mevsuk çok zatlardan, Hazret-i Gavs gibi kerâmât-ı harikaya mazhariyeti dünyaca meşhur bir zâtın bir kerameti olarak, mânevî tevatürle nakledilmiş. Hazret-i Gavs demiş: “Ne vakit senin oğlun da bu dereceye gelirse, o zaman o da tavuk yesin.”

Olayı dinleyen Pelin, Eylül Su’ya sordu.

  • Eylül, senin bu şeyhle bir akrabalığın var mı?
  • Valla olabilir ne de olsa soyadım Geylani.

Yusuf bir sırrı daha anlamıştı. Geylani marka gömleğini, bir başka Geylani’nin yırtmaması gerekiyordu Geylani Hz.lerini geçebilmesi için. Berke bu sırada söze girdi.

  • Yusuf sen de kız gibi delikanlısın: İçkin yok, sigaran yok, kumar desen bilmezsin, çapkınlık yok gibi gibi, namazında niyazındasın.

Eylül Su oradan lafa girdi.

  • Ne yani erkekler sigara içebilir de kızlar içemez mi?
  • Yani kadınlara pek…
  • Ne demek kadınlara pek yakışmıyor. Sigara içmek kötüyse herkes için kötüdür. Yok kadınmış erkekmiş ne fark eder lan!
  • Lan mı!
  • Evet lan! Yoksa bu da bir kıza yakışmıyor mu?
  • Canın sağ olsun Eylül ne diyeyim. Allah seni alacak adama sabır versin bir de. Valla senin bu hallerini görünce anlıyorum Atilla İlhan neden eşi ile entelektüel olmadığı için evlenmiş.
  • Aşkım ama bence şöyle bir durum var, entelektüel bir adam ile entelektüel olmayan bir kadın gayet anlaşabilir bence lâkin entelektüel bir kadın ile entelektüel olmayan bir adam anlaşamaz. Yani Eylül Su’nun entelektüel bir şahsiyet bulması lazım. Gerçi ben ona ne güzel iki aday bulmuştum ama kabul etmedi hanımefendi…
  • Valla entelektüel olmasına gerek yok. Dürüst olsun, karakterli olsun, sözünün arkasında dursun, ne istediğini bilsin gerisi mühim değil. Neyse o değil de dün o kadar havalanıyordun ben evliyayım ben evliyayım diye. Kerametsiz evliya olmaz o kadar.

Yusuf, eğdiği başını kaldırdı. Eylül Su’nun gözlerinin ta içine baktı. Eylül’ün yüreğine sarı yapraklar doluştu adeta. Gönlündeki ağaçlar birer birer yapraklarını döktü bu nazar ile. Yusuf öyle bir baktı ki kulaklarında neyzenler tek bir ağızdan Sonbahar’ı üflediler. Tüm bunlar 1 saniyeden daha kısa bir süre zarfında gerçekleşmişti. Birçok erkekle göz göze gelmişti Eylül. Ammavelakin Yusuf’un bakışlarında Yusuf’tan öte Yusuf’tan ziyade bir şeyler vardı. Bu bakışlarda merhamet zehirli bir ok gibiydi. Bu bakışlar yakmamıştı gönlünü Eylül’ün, gönlünü yanık bir gönülle takas etmişti adeta. Bu bakışlarda Alemlerin Rabbinin kudretini görmüştü adeta. Bu bakış sanki ruhun ulaşabileceği üst noktaya merdivenler inşa ediyordu. Ne laiklik kalmıştı ne de teokrasi ki Eylül Su en şiddetli isyan ederdi ilk görüşte aşklara… Yusuf’ta ise durum pek farklı değildi. Adı Yusuf’tu lâkin düştüğü bu kuyuda yeni idi. Kuyu ise derin. Kalpten kalbe giden en kestirme yol dil mi yoksa bakışlar mı anlayamıyordu. İmtihanının farkında idi. Mecnun’u çöllere düşüren bu duygu, Ferhat’a dağları deldirmiş, Mevlana’nın ise kendini bulmasını sağlamıştı. Kırılacak odun belliydi. Taşınacak su belli. Lâkin mesele onları taşımamakta… Bir deli rüzgârdı kapıldığı sel, hayat en onulmaz oyunlarını aşk perdesinde oynardı. Hüzünle ilmek ilmek örülen bu duygunun altından hep bir buruk sevinç çıkardı. Âşık olmak yetenek isterdi. Faniyi baki görmemek gerekirdi. Ama sevme duygusu insanı kör ve sağır eder ve de akli melekelere erişimi engellerdi. Bir şeyi severken ona sonsuz değer verip sevdiğimiz için ayrılıklar bu kadar elemli oluyordu. Mesele sonlu olduğunun farkında olup da böylesine sevebilmekti.

Berke’nin telefonuna bir bildirim geldi. Berke tebessüm etti.

  • Son attığım twitin 23 RT 123 FAV almış.

Yusuf beklenilmedik bir ses tonu ile hararetli bir şekilde konuşmaya başladı.

  • Sosyal medya büyük bir tiyatro. İnsanlar kendini sevimli, anlayışlı, şirin göstermek için bunca çabaya girmesi sizce de çok ironik değil mi? O elinde tuttuğun telefonun mucidi olan adam ya da sahibi olan adam öyle bir tanıtılıyor ki modern zamanların peygamberi sanki veyahut iyilik meleği falan fıstık… Elbette kimse onu düşünürken günde 1$ için (belki de daha az) sömürülen çocuk işçileri düşünmüyor. Ufak duyarlı davranışlar hoşumuza gidiyor, bir evsiz ama kitap okumayı seven adama 2000 kitap yüklü Kindle hediye edilmesi mesela ama izlemek hoşumuza gidiyor yapmak değil… Nasıl insan öldürmek hoşumuza gitmediği halde vurdulu kırdılı filmleri severiz, yavaş yavaş iyilik filmlerini sevip işin ucu bize geldiği zaman bihaber yaşamaya devam edeceğiz. Sahte kimlikler almak ya da istediğin gibi davranabilmek… O elinde tuttuğun alet bir nevi sana Tanrı olma özelliğini veriyor, kendi dünyanı kur diyor. Bu sistem öyle bir nesil yetiştiriyor ki yüz yüze geldikleri zaman ne konuşacağını nasıl konuşacağını bilmeyen nesiller peyda oluyor. Çok yoğun olan ebeveynler(!) daha birkaç aylıkken çocuklarını bu sanal gerçekliğin içine fütursuzca fırlatıyorlar. Snapchat bir pazar… Orada her daim mutluluklar ya da sitemler pazarlanıyor. Instagram da aynı… Herkes mutluluğunu bir şekilde belgelendirme derdinde veyahut ispat etme. Final zamanı en çok çalışan ve çalışmaktan en çok bıkan yine hepimiziz. Hepimiz her şeylerde hep en birinciyiz. En matrak, en hüzünlü, en antin guntin… Hayatı sanal dünya ile karıştıran bu neslin akıbetini ben merak ediyorum. Öyle ki mübarek gün ve geceler kalkıp iki rekat namaz kılıp, dua edip, tövbe istiğfar etmek yerine Nihat Hatipoğlu izleyerek vicdanlarımızı susturuyoruz. Dışarıdan hazır almak her şeyi… Zaten her şeyi hazır ala ala ala ala beyinlerimiz ve ruhlarımız birer çöplüğe döndü. Estetik anlayışı diye bir şey kalmadı. Ruh kalmadı. Günü birlik yaşıyoruz hayatı kendimiz hep kendimiz en ön plandayız. Ben diye inliyor sokaklar ve caddeler demek isterdim ama hayır timelinelarımız ve duvarlarımız ve de snapchat storylerimiz ENE ENE ENE diye haykırmakta. Diyeceksiniz biliyorum Yusuf sen eleştiriyorsun ama sen de aynısı değil misin? Veyahut bu dediklerime hak vereceksiniz ve de diğer insanları suçlayacaksınız. Veyahut söylediklerin çok klişe diyeceksiniz… Ben de bir zamanlar böyleydim ama Elhamdülillah evliya oldum ve tüm bunlardan kurtuldum. Tevbe kapısı her daim açık.
  • Yani benden bir başladın böyle herkese gömdün çıktın sonra kendine de gömdün helal olsun.
  • Berkecim biliyorsun biz Evliyalar sözümüzü sakınmayız. Hakikatten başka bir şey söylememek temel prensibimizdir.

Sonra tekrardan diğer üçü havadan sudan muhabbet etmeye başladı. Eylül Su bakışların etkisini hala üzerinden atamamıştı. Kafasını dağıtmak için WhatsApp’ına bakarken habersiz olarak alındığı bir grupta şöyle bir konuşmanın döndüğünü gördü.

  • Kızlar duydunuz mu Can ile Canan çıkıyormuş.
  • Ayyy ne diyosun
  • Aynen Canan snap koymuş storye
  • Aaa ne koymuş
  • İkisi beraber işte ortada kalp kalp
  • Canan nasıl bakmış ki Can’a?
  • Yaa asıl Can, Canan’a nasıl bakmış? Kız tam bir inek ya.
  • Aynen ya hiç sevmiyorum ben de böyle her şeyi ben bilirim havaları falan
  • Bir de kendini güzel falan sanıyor ya
  • Neyse kızlar bu çok iyi oldu ya
  • Aaa Cihan da Canan’dan hoşlanıyordu ama Canan, Can ile çıkıyor…
  • Eveetttt hem bugün Cihan benim gönderdiğim snapi iki kez oynatmış.
  • Ohaaaa ne diyosuunnn
  • Yaaa
  • Kızım hemen aldığın kitaplarla ilgili snap mnap at. Edebiyat muhabbetine falan gir.
  • Kızlar o iş bende.
  • Mey Su senin senin çıkmıyor canım pek ne oldu?
  • Yaa biliyosunuz Can ile ben eskiden çıkmıştık ya. Şimdi o biri ile çıkınca ben bir garip oldum kızlar.
  • Aaa üzme canını Meycim ya. Sana erkek mi yok?
  • Neyse kızlar ben barda bunu kutlayacağım görüşürüz.
  • Byeee canikom.

Tövbe estağfirullah deyip WhatsApp grubundaki muhabbeti silmesi bir oldu. Eylül Su müsaade istedi, zira saat 15:00’te son finali vardı ve ondan sonra evine gidecekti. Eylül Su müsaade isteyince Yusuf da onunla beraber kalktı. Berke ile Pelin’den yeteri kadar uzaklaştığında Eylül Su’ya seslendi.

–          Benim kerametim de bu işte. Gönüllerde yer edinmek. Bak Berke ile tanışalı dün oldu ama sanırsın çocukluk yıllarından beri arkadaşız. Bak daha benim hakkımda hiçbir şey bilmeden bana âşık oldun. Ben böyleyim işte. Sıradışı, bir meczup belki… Evliya bir meczup. Evet seni görünce bildim. Tüm bu şeyler birer aldatmaca. Adem babamızın düşeceği bir hata belki imtihanım. Lâkin imtihanları kazanmak için bazen tamamen çekip gitmek gerekirmiş bilemedim. Aşk uğruna aşktan sürgün olmak var benim kaderimde. Seninle olmak hem delilik. Bu zamana kadar 2 kızdan hoşlandım sadece. Seninle beraber 3 oldu. Bakalım zaman bizlere ne gösterecek. Lütfen bu dediklerime alınma ve kırılma. Hicret bir tercih midir yoksa alın yazımız mıdır bilmem. Firar ediyorum şimdi aşkından. Belki radyolarda bir Göksel şarkısı çalarken beni hatırlayacaksın. Belki saçlarına aklar düşecek. Belki unutulacağım. Belki bu konuşmanın olması bile absürddür. Hiç evliyalar veda konuşması yapar mı bilmem !?

Eylül Su gözyaşlarını silerken, neden ağladığı da meçhuldü. Zoraki bir tebessümle sordu.

–          Eşinin evliya olmasından sonra başka istediğin özellik nedir?

–          İstanbul Kemençesi’ni iyi bir şekilde icra edebilmesi.

Bu cümlelerden sonra hem Yusuf, hem de Eylül Su ayrıldılar. Eylül Su kütüphaneye doğru giderken, Yusuf otostop çekerek okul dışına çıktı. Sürgün müydü yoksa firari mi? Okuldan uzaklaşırken bir daha dönmeyecekmiş gibi baktı. Hayatta ne olacağı bilinmezdi, rüyasında ölüm üzerine Azrail ile muhabbet etmiş, Azrail’in çok mükemmel bir seri katil olduğunu söylemişti. Azrail ise bu latifeye gülmüş, çok doğru konuştun genç evliya demişti. Şimdi gidiyordu ve geri gelecek mi bilmiyordu…

4. Bölümün Sonu

TAGS
RELATED POSTS

Bir Cevap Yazın

Şahinzâde
Ankara

Kalbinden aşina ol; dıştan yabancı görün Böyle güzel yürüyüş cihanda nadir bulunur.

Kategoriler
Sosyal Medya
Twitter
  • Ankara'da öyle bir soğuk var ki dışarıda üç dakika dursanız; üşümeniz otuz dakika boyunca geçmiyor. Evde bile.

    Tweeted on 02:55 PM Dec 07

  • Dört güzel insan. https://t.co/HtV29aE5WT

    Tweeted on 01:24 PM Dec 04

  • Uzun sürenin ardından bir şey çiziktirdik. Buyurun. -- https://t.co/aPnRgKe8Dx

    Tweeted on 02:55 AM Dec 02

  • Yasadır değişmez: Ankara'da hava ne kadar soğuksa, Bilkent Kütüphanesi o kadar sıcaktır.

    Tweeted on 09:47 AM Nov 30

  • Şarabî parçası eşliğinde sanatçıların fotoğraflarının teker teker geldiği bu introdan daha iyi bir intro gelmedi. -… https://t.co/g1nq6O01GF

    Tweeted on 04:07 AM Nov 30

Teraneler Nedir?
Teraneler, modern dünyaya sıkılan bir kurşun, insanlara ise uzatılan bir demet çiçektir. Kalıplar dışına çıkmayı hedefleyen ve izahı olmayan şeylerin izahını mizahıyla birlikte yapmak, suratı asık olanlara bir tebessüm hediye etmek en büyük gayemizdir. Umutsuz, melankolik gençlere bir tokat olup onları gaflet uykusundan uyandırmak bizim görevlerimiz arasındadır. Sitenin felsefesi: “Bizi sıradanlık değil, çılgınca fikirler kurtaracak” olup kalıpları yıkmak ve sorgulamak bunu yaparken de güldürmek amacımız. Size “bırak bu teraneleri” diyenler olacak onlara aldırmayın, zira bu teraneler akl-ı selim teraneler.
Kumpanya Blogları