Fırında Sütlaç Öykü

Fırında Sütlaç – İkinci Bölüm – Şeytana Uçan Tekme

By on 28 Haziran 2015

Pelin, Berke’nin Yusuf ile gömlek almaya gitmesinden dolayı bir boşluğa düşmüştü. Hemen yakın arkadaşı olan Eylül Su’yu cep telefonundan aramıştı. Eylül Su o sırada telefonunu sessize almış, günlüğünü ve şiir defterini okumakta idi. “yabancı gibisin miyop gözlerin kısık/ bana ait ne varsa seni korkutuyor.” dizelerini okurken yurttaki odasının telefonu çalmaya başladı. Telefonu açar açmaz, “buyur Pelin” dedi. Arkadaşı ona telefondan ulaşamazsa, odasından arardı. Cafe Inn’e gelmesini söylediği vakit, Eylül Su akşam vakti hiç üstünü değiştirip, aşağı inecek hali olmadığını söyledi ve ona reddedemeyeceği bir teklif yaptı. “Benim odama gel, dışarıdan pizza söyleriz üstüne bir de sufle yaptık mı of.” Bu bol kalorili teklif her ne kadar Pelin’in gözünü korkutsa da kabul etti. Normalde yürümeyi seven Pelin, Ankara’nın dengesiz havasına güvenmediğinden arabası ile Eylül’ün yurduna gitmeyi kabul etti. Giderken radyodan Aydilge’den Kaçsam Ege’ye çalınca keyfine keyif eklendi. Kendisi İzmirli olduğundan İzmir’i hatırlatan her şey onu mutlu etmeye yetiyordu. Şarkının bitmesini beklemek için araba ile bir tur daha attı, ondan sonra Eylül Su’nun yurduna girdi.

Eylül Su tam tahmin ettiği gibi onu kapıda bekliyordu. Saçını bir kalem ile toplamış, üstünde gözlük resmi olan altında “ I LOVE READING” yazan bir tişört ki bu Eylül Su’nun favori tişörtü idi altında da onun takımı vardı. Pelin ile Eylül Su kapıda birbirine sarıldıktan sonra Eylül’ün odasına geçtiler. Onlar kapıda sarılırken, bir çift göz onlara haset ile bakıyordu. Final öncesi sinirleri daha da gergin olan bu kız, zamanında Berke’den hoşlanan ama ona açılamayan kızdan başkası değil. Pelin’i şöyle baştan aşağı tekrar süzdükten sonra daha da sinirlendi. Allah kahretsin ki Pelin cidden çok güzeldi. Beraber odaya gittiklerinde Yemek Sepeti’nden büyük boy bir pizza yanına iki sufle söylediler. Eylül Su’nun oda arkadaşı Ankaralı olduğu için sık sık evine gidiyordu o yüzden odada rahatça dedikodu yapabiliyorlardı. Eylül Su gözlerindeki lensi çıkarmak için lavaboya gittiğinde Pelin’in gözü yataktaki iki deftere takıldı. Arkadaşının hassasiyetini bildiğinden herhangi bir şey yapmadı. Eylül odaya geldiğinde sordu.

“Bu defterler neyin nesi?”

“Lionel Messi”

“Hahaha kafiyeler, komiklikler şakalar.”

“Ya birisi eski bir günlüğüm diğeri şiir defteri ama içindeki şiirler bana ait değildir. Bakabilirsin.”

“Bakalım şansımıza hangi şiir çıkacak.”

Şiir defterini alıp, açtığında karşısına şu dizeler çıkmıştı: “çaresizliği suratıma bir tokat gibi indir/ yanağımda beş parmağının izi kalmalı/ sonra geç karşıma/ olanları unutalım.” Güzel dizeler diye mırıldandı. Eylül Su: “tabii güzel olacak, çünkü onlar kankama ait yani Ümit Yaşar’a.”

Pizzalar gelinceye kadar Friends dizisini izlemeye karar verdiler. Pizzalar geldikten sonra Eylül Su yine kadın – erkek eşitsizliğinden dem vurup dergi için yazdığı yazıyı Pelin’e okumaya başladı. Bu sırada Pelin, Eylül Su’ya uygun gördüğü erkekleri anlatmaya başladı. Şu şöyle iyi, bu böyle iyi… Kendisinin mutlu bir ilişkisi olduğundan eğer Eylül Su da bir ilişkiye başlar mutlu olacağını, böylelikle ara sıra olsa da Küçük Emrah triplerine girmez diye düşünüyordu. Çoğu kişi de dışarıdan çiftlerin hep mutlu olduğunu görerek mutsuzluğun sebebini yalnız olmalarında aramaktadır. Eksikliği hep dışarı da ararız, şu olunca geçecek bu olunca geçecek gibisinden erteleye erteleye, ertelemekten helak olmuşuzdur da haberimiz yoktur. Her daim mutlu olmak zorundaymış gibi aşılanır hep bu işte yaptığımız en temel hatadır. Mutlu bir insan, mutsuz birisi ile birlikte olmak ister mi? O yüzden mutlu olanlar sevgilisi olduğu için mutlu değil, mutlu olduğu için sevgilisi var.

Bu sırada Berke’den hala haber alamayan Pelin, Berke’yi aradı. Berke meşgule attı. Sonra bir mesaj geldi.

“Şu an bir cenazeye gidiyoruz, müsait zamanda sana olanları anlatırım aşkım (öpücük smileyi).”

Gömleği görünce Yusuf, hemen Berke’nin elinden alıp kasaya gitti. Gömleğin parasını ödedikten sonra hemen üstüne giydi. Berke’ye seslendi: “Doğru en yakın camiye gitmemiz gerek.” Beraber koşar adım AVM’den çıkıp, arabaya bindiler. Lâkin bir sorun vardı: Berke en yakın camii nerede bilmiyordu. Yusuf hemen iMübarek’e sordu. “Mübarek, kavşaktan sola dön, arkanı Hakikat Pastanesi’ne ver, dümdüz git, orada boyalı pembe bir ev var göreceksin, oradan sağa döndün mü orada Geylanizadeler Cami’sini göreceksin.” Beraber camiye girdiklerinde bir tabut gördüler. Yusuf ağlayarak tabutun yanına gitti. Birkaç dua okudu. Berke camii ahalisine baktığında şaşırmıştı normalde ölümlerden sonra helva yenirken bu insanlar fırında sütlaç yiyordu. Yusuf geri birkaç kişi ile konuştuktan sonra elinde fırında sütlaç ile Berke’nin yanına geldi. Biraz önceki hüzünlü halinden eser kalmamıştı.

  • Berke bunlar yiyebileceğin en iyi fırında sütlaçtır. Hakkı Ustam bir başka yapar bunları.
  • Sen ne garip bir adamsın, önce gömlek şimdi…
  • Sen onu bırak da aç mısın?
  • Biraz açım sütlaçtan başka bir şey yemedim.
  • Hadi gel sana yemek ısmarlayayım. Evliyalar cömert insanlardır.

Berke tam arabaya yönelmişti ki, Yusuf kolundan çekti. Birkaç cadde aşağı indiklerinde bir asker eğlencesi vardı. Yusuf ortalıkta dolaşan iki çocuktan izin isteyip onların kırmızı yazmalarını aldı. Birini kendine birini Berke’ye bağladı. Daha önce hiçbir asker eğlencesine katılmamış olan Berke şaşkınlıkla Yusuf’un ne yaptığını izliyordu. Biraz uzaktan çalgıcının dediklerini dinlediler. “Şimdi askerimizin annesi Naciye Teyze’yi ve de askerimizin halalarını piste bekliyoruz.” deyip Naciyem adlı oyun havasını çalmaya başladı. Asker annesi buruk bir sevinçle oynarken, arkadaki midibüste askerin arkadaşları ve de gençler bira ile demleniyorlardı. Bunu fark eden Yusuf üzüldü ama birazdan ortam şenlenecekti. Anne oynadıktan sonra Yusuf, annenin yanına gitti. “Naciye teyze fazla pide var mı? Bizim genç acıkmış da.” Naciye teyze elbet Yusuf’u tanımamıştı ama arkadaşıdır deyip artan pidelerden birkaç tane verdi. Yusuf tam gidecekken Naciye Teyze dur evladım dedi. Yanına birkaç közlenmiş biber ile birkaç ayran verdi.

Yusuf ile Berke ayakta durup bir yandan pidelerini yerken asker ile arkadaşlarının oyununu izliyordu. Askeri tanımak zor değildi çünkü sırtında “O Şimdi Asker” yazan bir yazma verdi. Her düğünün olmazsa olmazları bu asker eğlencesinde de vardı. Kareli gömlek giymiş yaşı 50 – 55 arasında olan bir amca, yorgunluktan tam dik bile oturamayıp, dalgın gözlerle pisti izliyordu. Yine birkaç amca köşede deli ama özgün dans eden üstünde Pokemon tişörtü olan, altında ışıklı ayakkabıları olan (evet bu kültür hala ölmemiş, ama can çekişiyor) çocuğa tezahürat yapıyordu. Çocuk yetenek sizsinize çıksa üç evetle finale kadar giderdi çünkü Ankara’nın Bağları çalarken Gangnam Style’yı mükemmel oynayabiliyordu.  Asker oynamaktan çekinen arkadaşlarını piste çıkarmak için zorluyordu. Zaten direnç piste yaklaştıkça azalır. İlk başta hayır abi diye havaya kalkan eller piste o çıkmamak için geri geri giden ayaklar, piste ulaşınca birden oyun havasının elzem ruhuna kapılıyor, geri geri giden ayaklar, başlıyordu Topal oynamaya… Tabi her şey iyi güzel ama kimse oturanların arasındaki sahneye hafif buğulu gözlerle bakan genç kızı fark etmemişti. Bir ara asker olacak çocuk, kızın yanına gitti. Kız ona mendil vermişti. Yusuf istemdışı “Vay anasını be” derken, Berke’de çalan şarkıları aklında tutuyordu eve gidince bu şarkıları telefonuna atacak ve dinleyecekti. Yusuf biraz daha durduktan sonra Berke’ye hadi gidelim dedi ve arabaya doğru yürüdüler. Lâkin araba olduğu yerde yoktu. Berke hemen bir telaş yaptı. Etrafına baktı acaba yanlış yere mi park ettim diye düşündü ama buraya park ettiğinden adı gibi emindi. Yusuf’a kızmaya başladı: “Hep senin yüzünden oldu… Şimdi ben ne yaparım.” Yusuf’ta ise bir tebessüm vardı. Kendisi evliya olduğu için sükuneti her daim korurdu. Yusuf, Berke’ye sordu:

  • inna atayna’yı bilir misin?
  • Evet
  • Üç kere oku
  • Neden
  • Sen dediğimi yap, nedenini sorma.

Berke sinirli bir şekilde üç kevseri hızlıca okumuştu. Okuması biter bitmez telefonu çaldı. Arayan emniyet müdürlüğü idi. Sokak güvenliğinden dolayı arabasını çekmek zorunda kalmışlardı ve bir polis arabası ile onu bulunduğu yerden alıp, arabasına götürmek için nerede olduklarını soruyordu. Berke telefonu kapattığı zaman, Yusuf kulağına fısıldadı: “Benimle takılırsan hayat Sırlar Dünyası tadında geçer hafız.”

Berke sorularını sormaya başladı.

  • O gömleğin ne önemi vardı?
  • O bir sır. Gömlek sıradan bir gömlek mühim olan abdalın ondan ne anladığı. Şu kainatta hiçbir şey lüzumsuz değildir. Ve her şey aslında belli bir şekilde mesaj vermektedir. Anlayan anlar, anlamayan anlamaz.
  • Nasıl yani?
  • Yani eğer sen de bir gün evliya olursan ki sanmıyorum ama Allah Kerim tabi. Anlayabilirsin.
  • Sen bunları anlamak için mi evliya oldun?
  • Hayır, şeytana uçan tekme atabilmek için evliya oldum.
  • Şeytana uçan tekme atmak mı?

Yusuf cebinden bir avuç badem çıkarıp, yemeye başladı.

  • Seneler seneler evvel bir bebek dünyaya gelmiş. Bu bebek öyle parlakmış ki apakmış. Neyse bir süre geçmiş bakmışlar bebek süt içmiyor. Herkes şaşırmış. Akşam ezanı okununca bebek sütünü içiyormuş.
  • Eeee
  • Anlamışlar ki bebek oruç tutuyor daha o yaşta. Babası demiş ki işte benim evladım evliya olacak. Kendisi de zaten oranın bilgili insanlarından. Çocuk yaşta çift sürerken öküz dile gelip senin işin çobanlık değil, git ilim sahibi ol diye ikaz etmiş. Tabi şimdiki rasyonel mantığa hapsolmuş insanlara bunları anlatamazsın. Neyse bu genç ilim öğreniyor falan sonra 20-25 yıl inzivaya çekiliyor. Daha uzun olduğunu söyleyen kaynaklarda var.
  • 25 yıl mı?
  • Aynen, o sıralar kabzlar kabzlar neyse hepsini bir bir atlatıyor. Bu inzivada o kadar az yemek yiyor ki sorma. Yemek olarak sadece ot falan yiyor yine öyle elma melma falan yok. Bir gün yine böyle yemek yiyecek, ot oluyor sana helva. Hayırdır inşallah diyor sonra başka bir ot alıyor o da oluyor başka güzel yiyecek ne diyelim fırında sütlaç mesela. Bu sırada şeytan geliyor.
  • Eee
  • Diyor ki ya Geylani sen kralsın, ben bu kadar uğraştım seni yenemedim, sen harbi adamsın diyor.
  • Vay be şeytan bile saygı duymuş.
  • Ne saygı duyması, sağdan yaklaşıyor. Şeytan çok zekidir ilim sahibidir. İnsanı da en çok kibir ile vurur. Şeytanı küçük görmek yani bir nevi kibre kapılmaktır Allah muhafaza. Tabii Abdülkadir Geylani Hazretleri yer mi bunu?
  • Yemez
  • Uçan tekmeyi şeytana bir çakıyor ama şeytan 2.80 yerde. Git başımdan melun diyor. İşte ben de bundan dolayı evliya olmak istedim.
  • Peki, bu uçan tekmeyi falan hangi kaynak yazıyor.
  • Bilmem ki çocukluğumda bir çizgi film izlemiştim orada böyle tasvir edilmişti. Olayları karıştırıyor da olabilirim ama aşağı yukarı bu şekil bir şey.
  • Sen hiç uçan tekme attın mı?
  • Hayır ya daha atamadım. Zaten evliyalar âleminde tek rakibim Abdülkadir Geylani…
  • Tek rakibim derken !?
  • Ya derler ki şeyhlerde nambır van o. Hani peygamberleri sahabeleri falan elersen. Ben de ondan daha çok sevap point kasmaya çalışıyorum ama zor bir hedef. Kendisi son keramet bükücü gibi çok çılgın kerametleri var.
  • Eee senin yok mu kerametin? Evliyayım diye dolaşıyorsun etrafta. Kerametsiz evliya olur mu hiç?
  • Benim hayatım olmuş keramet sen fark etmemişsen ben ne yapayım?
  • Yaşamım derken?
  • Adım atmam, yürümem, organların çalışması, düşünce, biyolojiyi düşün akıllım. Tüm bu sistem yani. Hepsi bir keramet ama sebeplerle üstü örtülmüş diğer türlü zaten sınavın ne mantığı kalır ne de esası.

Bu sırada polis arabası geldi. Onları arabanın çekildiği yere bırakıp gitti. Berke arabayı sürerken Yusuf köşede açık bir pastane gördü. Arabayı durdurttu. 4 adet fırında sütlaç aldı.

  • Bir tane neyine yetmiyor Yusuf?
  • Bir sana bir de bana
  • Diğer ikisi peki?
  • Onları da yiyecek birileri bulunur elbet, 3 alana bir bedava imiş ki bunda garip bir sır var.
  • Yusuf senin gömleğinin markası da Geylani idi. Sonra bu hikayeler falan…
  • Boş ver hafız. Zamanı gelince anlarız.

Okula doğru yol aldıklarında Berke’nin telefonuna bir mesaj gelmişti. Mesajı atan Pelin idi. Kendi telefonunun şarjı bitmiş, mesajı Eylül Su’nun telefonundan atmıştı. Herkesi isim – soy isim olarak kaydeden Berke (ailesi ve de Pelin hariç) mesajın kimden geldiğini görünce Pelin’den geldiğini anlamasına rağmen garip bir tebessüm olmuştu.

“Bir yeni iletiniz var: Eylül Su Geylani.”

İkinci Bölümün Sonu

TAG
RELATED POSTS

Bir Cevap Yazın