Fırında Sütlaç Öykü

Fırında Sütlaç – Birinci Bölüm – Büyük Tanışma

By on 27 Haziran 2015

“Eksik bir şey mi var anlayamam, bak çayım sigaram, bak her şeyim tamam.”

Berke, kütüphanenin okuma salonunda oturmuş, kulağında kulaklık elinde TIME dergisi otururken, şarkıdaki bu söz onu derinden etkiledi. Kendisi hemen hemen her yönden çoğu öğrencinin gıpta ettiği birisiydi. Mankenlere taş çıkartan bir vücudu ve yakışıklılığı, 3.81 not ortalaması, iyi derece İngilizcesi ve Fransızcası, iki adet enstrüman çalma yeteneği, bir adet son model Mini Cooper’ı ve de yine kendisi gibi mükemmel meziyetlere sahip olan bir kız arkadaşı vardı. Pelin ile kendisi çoğu çiftin kuzey yıldızı idi. Tüm sahip oldukları onu nedense bir türlü tatmin etmiyordu. Kafasından bu düşünceler geçerken, Pelin’den “Cafe Inn’e gel” diye mesaj geldi. Elindeki dergiyi Egemen Bağış’ın Yüce Divan oylamasında attığı oy gibi önündeki sehpaya attı. Böyle atınca anlamsız bir şekilde tebessüm etti. Aşağı doğru inerken bir iki kişi final ile ilgili soru sordu, konuya hâkim olduğu için kolaylıkla cevapladı. Soranlardan birisi uzun zamandır Berke’den hoşlanıyordu. Lâkin Berke’ye açılamamıştı. İşte sevgili okur toplumun dayattığı bu baskılar yüzünden nice kızımız aşklarını yüreğine gömmek zorunda kalıyor. Kızlar da seviyorsa gidip bam bam konuşmalı. Bu sırada Kazakistan da kız tarafı erkeğe görücü gider. Aynı zamanda Hindistan’da da kız tarafı başlık parası öder.

Berke merdivenlerden inerken, birine çarptı sessiz bir şekilde özür dileyip yoluna devam etti. Cafe Inn’e varınca Pelin koşarak yanına geldi ve Berke’ye sarıldı. Berke de Pelin’e sarıldı. Pelin’in cennet bahçelerinden çıkma yemyeşil gözlerine bakınca içindeki huzursuzluk bir nebze azalmıştı. Sarılma ve bakışma faslı bittikten sonra, Berke Pelin’e ne istediğini sordu. Pelin profiterol ile çay istedi ve yerine geçti. Berke sırada beklerken kendim ne yesem diye düşündü, en güzeli bir Penne Arabiata yemek olacaktı. Penne Arabiata’nın yanında bir adet light kola ve bardak istedi. Teneke kutuların üstünde bakteri sayısı onu ürkütüyor aynı zamanda pembe bir kutudan kola içmek ona biraz garip geliyordu. Kendisinin güzel pembe gömlekleri olmasına rağmen bu konuda biraz takıntılı idi. Siparişi aldı, kolayı bardağa doldurdu tam Pelin’in yanına geçecekti ki Berke’nin ayağı burkuldu ve de elindeki ne varsa yere dökülmedi doğrudan Yusuf’un üstüne dökülmüştü. Yusuf’un gömleği deterjan reklamlarındaki gömleklerden daha beter olmuştu. Berke yaptığı hatanın mahcubiyeti ile konuşmaya başladı.

  • Çok özür dilerim. Ayağ…
  • Rahat ol başkası olsa kızardı ama ben bir evliyayım kızmam.
  • Evliya mı?
  • Aynen, yalnız şimdi gidip beraber bana aynı gömlekten alacağız. Çünkü bu gömleğin manevi bir değeri var.
  • Ben onu yık…
  • Bu gömleğe sen kola bulaştırdın hem de Coca-Cola. Cola Turka olsa neyse ama Coca-Cola bulaşmış bir gömlek giymem.
  • O zaman…
  • Hadi sen kız arkadaşına söyle, senin şu Mini ile gidelim Kentpark’a.
  • Sen benim…
  • Ooo okulun en popüler çocuğunu tanımamak olur mu? Sen bu okulun ben ise evliyalar âleminin en popüler gençlerinden biriyim.
  • Hayda…
  • Çok laf etme hadi gidelim.

Berke, Pelin’e durumu izah ettikten sonra beraber arabaya doğru yürümeye başladılar. Yalnız neden yeni bir gömlek almaya böylesine kolay ikna olmuştu, anlamamıştı. Beraber arabaya bindiler. Berke arabasını çalıştırırken Yusuf tekrardan söze girdi.

  • Senin için bu okulun en zeki çocuğu diyorlar.
  • Yok estağ…
  • KES! Zeki olmak elinde olan bir şey değil ki. Zeki olmak Allah vergisidir ama geri zekalı olmak insanın elindedir. Bence en zeki insanlar evliyalardır. Yani anlatabiliyorum muyum?
  • Tamam, sen en mükemmelsin de yahu sen ne biçim bir evliyasın. Ben Ramazan’da Nihat Hatipoğlu falan izlerken hiç evliyalar böyle artistlik yapmaz. Hem oldum diyen bitmemiş midir? Sen nereden biliyorsun evliya olduğunu?

Yusuf gevrek gevrek tebessüm etti. İnce pardösüsünün cebinden bir avuç badem çıkardı. Bademleri yerken başladı hikâyesini anlatmaya:

  • Nasıl evliya olduğumu anlatayım. Lisedeydim, böyle zıpır bir gencim. Hemen hemen her genç gibi benim de yolum bir zamanlar abilere düştü. Orada namaz alışkanlığı edindim. Böyle namaz kılıyorum ama nasıl kılıyorum. Sadece farzlar. Hep kevser – ihlas ikilisini okuyorum. Secdeye – rükuya gittiğim normalde üç kez okunacak olan duayı bir kez okuyorum. Yani bir namaz ne kadar kısa ve hızlı kılınabiliyorsa ben öyle kılıyordum. Abdest de aynı şekil. Cumalara bile hutbenin sonuna yetişerek giderdim. Hatta 5 vakit de olmazdı. 3-5-3-5 giderdi. Neyse lise 4’teyim. Çok yorgunum ve uykuluyum. Kafamda yasak düşünceler: YGS ve LYS mesela. Yatsıyı kılmamışım. Zar zor kılarken o da ne… Secdede uyuyakalmışım.

Berke hikâyeye inansam mı inanmasam mı diye tereddüt etti ama dinlemekten başka çaresi olmadığı için sesini çıkarmadı.

  • Rüyamda bir adet bembeyaz sakallı bir dede yerine böyle nur yüzlü bir teyze gördüm. Teyze dedi naber, dedim iyidir, dedi eeee dedi, dedim neee, dedi iyidir, dedim ne dedin, dedi ne dedin, kim dedim, dedi kim ne dedi dedi…
  • Ne diyorsun ya sen?
  • Neyse teyze dedi ki bana “Ben tarih sayfalarında pek bilinmeyen bir evliyayım. Kadınlar zaten hiç bilinmiyor. Hep bunlar ataerkil toplum olmanın yan etkileri. Şimdi sen evliya olmalısın.” Dedim teyzecim evliya olalım da nasıl olalım? Anlattı işte 32 farzı sonra elime bir namaz hocası verdi. Sordu kaç sure biliyorsun? Ben dedim inna atayna – kulhu – felak – nas. Yetmez dedi. Sonra bana bir dua etti. Birkaç şey daha konuştuk hani ben kolay kolay ikna olmam öyle. Sonra iyi bakalım evliya olayım dedim. Böyle inzivalar mı dersin oruçlar mı dersin teheccüdler akıyor… Mükemmelim yani zaten bu zamanda evliya olmak çok kolay.
  • Eeee
  • İşte sonra evliya oldum. Mazbatamı verdiler.
  • Mazbata mı? Kim verdi?
  • Şimdi evliya olunca yine uykuya dalmışım. Hani hep aklımızda evliya denilince böyle yaşını başını almış insan gelir ya emin ol genç evliyalar daha müthiş. Zaten mühim olan gençken başarmak, o kanın kaynadığı deli zamanlar da kendini frenleyebilmek değil mi? Yaşını başını aldıktan sonra o gençliğin hevesatı geçtikten sonra herkes evliya olabilir bence… Rüya diyordum, böyle Hoş geldin Evliya Yusuf yazan pankartlar var. Tam bir parti ortamı falan. Genç evliyalar alemlere akmış resmen. Böyle millet beni alkışlıyor falan. Müzikler desen on numara… Tabi evliya olsam da aklıma gelen ilk düşünce neydi bil bakalım?
  • Nur yüzlü teyzeyi bulmak mı?
  • Hayır tabiki de! Dedim ki buradan evliya olan güzel bir hanım ablamızla tanışayım, evleneyim.

Berke’nin evlilik muhabbeti dahası bir evliya ile kız muhabbeti yapmak ilgincine gitmişti. Hala bu çocuğun kendisi ile dalga geçip geçmediğini anlayamadan yoluna devam ediyordu.

  • Eee bulabildin mi kendine uygun bir evliya hanım ablamızı?
  • Buldum aslında, bir köşede oturmuş, bir arkadaşı ile muhabbet ediyordu. Dedim zaten bu bir rüya, reddedilsem bile uyanınca geçecek. Dedim: Tanışabilir miyiz? Başı ile tebessüm ederek onayladı. Parmaklarına baktım, yüzük yoktu tamam dedim bu iş olacak. Biraz muhabbet ettik falan tabi ben de kızlarla konuşma yetisi 0 (yazıyla sıfır hatta ve hatta sifir). İsimden sonra hangi takımlısın diye sordum. O tebessüm edince ben anlattım işte ben Galatasaraylıyım. Bizim UEFA kupamız var. 4. Yıldızı da aldık falan derken meğersem…
  • Kız Fenerbahçeliymiş.
  • Keşke öyle olaydı. 11. Yüzyılda yaşamış olan hanım hanımcık bir evliya imiş. Rüyada zaman ve mekan yok tabi ne bileyim hiç bunu akıl edemedim. İlk hüsranımı böyle yaşadım.
  • İlk derken?
  • Evliyalar da âşık olur be Berke’m. Neyse sonra bir kafede oturmuş fırında sütlaç yiyorum. Fırında sütlaç önemli bir ayrıntı. Yerken bir kız gördüm aman Allah’ım dedim ve ardından Elhamdülillah dedim. Yani Allah resmen özene bezene yaratmış derler ya öyle bir kız. Hanımefendi mi hanımefendi… Ay parçası… Ya anlatamam anlatabiliyor muyum? Hemen kızın babasını araştırttım ve buldum. Gittim, dedim ki: “Bey amca ben böyle böyle kızınıza talibim.” Amca tebessüm etti. “İyi hoş ama benim kızım evliya.” Aman Allah’ım ben sevinçten havalara uçuyorum hem güzel hem de evliya bir kız. Dedim ki “Amca ben de evliyayım.” Amca bu sefer gevrek gevrek güldü. “Kızım diyorum evli.” Ben nereden bileyim o yaştaki amcanın ya’lı yu’lu konuşacağını. Ondan sonra gönül meselelerinden koptuk gitti. Zaten o iki hanım ablamız kadar da güzel bir kız görmedim.
  • Yahu evliyalar dış güzelliğe önem verir mi? Bir de evliya olacaksın?
  • Evliya olmak ayrı melek olmak ayrı. Belki zaaf de buna. Ben güzele meyyalim arkadaş. Güzellik kalp ben. Bu her konuda böyle. Odamda Güzellik Ya Hû yazan bir hat çalışması bile var nabeerrr.
  • İlginç adamsın vesselam.

Yolda giderken birden Yusuf cebinden ses gelmeye başladı: “Mübarek, ezan okunuyor, mübarek ezan okunuyor, namazı unutma, hemen kıl.” Yusuf “Anlaşıldı iMübarek.” deyince ses kesildi. Berke’ye arabayı kenara çekmesini söyledi. Berke zaten az bir yolumuz kaldı, Kentpark’ta kıl… diyemeden Yusuf arabanın kapısını açtı: “Ya durursun ya da atlarım.” Berke mecburi bir şekilde durdu. Yusuf ince pardösüsünü ve de gömleğini çıkarınca o da ne? Yusuf’un vücudu taş gibi idi. Berke’nin kafasındaki evliya tiplemesine %100 aykırı olan bu çocuğa nedense Berke’nin kanı kaynamıştı. Yusuf namazını kıldı. Tesbihata başladı. Hem de uzun tesbihata başlamıştı. Yusuf duasını ettiğinde hava büsbütün kararmıştı.

  • Yusuf, telefondaki programın adı ne?
  • iMübarek, kodlarını ben yazdım birkaç evliya ile beraber.
  • Özellikleri neler, baya akıllı bir programa benziyor.
  • İşte namaz hatırlatır, bazen istediğim imamdan Kur’an okuyor, sonra bazı büyük âlimlerin görüşlerini ekledim mesela bir konuyu danışmam gerektiğinde kitaba bakmıyorum, iMübarek İmam Gazali’yi ara diyorum sonra sorumu falan soruyorum. Bir de toplu evliya görüşmeleri var. Mesele şu fıkıh meselelerinde iMübarek toplu skype diyorum İmam-ı Azam ile İmam Şafii’yi bağla diyorum onların yazmış olduğu kitaplar hakkında yazılan kitaplardaki bilgilerden yola çıkarak cevaplar üretiyor. Kıble falan da bulur ama onlar basit özellikler. Bir de çetele tutar.
  • Güzel, güzel…

Bu sırada Kentpark’a arabayı park edip beraber yürümeye başladılar. Yusuf ilk önce bir fırında sütlaç yiyelim dedi. En üst kattaki restoranların birinde fırında sütlaç yedikten sonra gömlek almak için bir mağazaya girdiler. Yusuf bir yandan gömleklere bakıyor ama üstündeki gömlek gibi gömlek bulamıyordu. Bu sırada salâ okunmaya başlandı. Yusuf “inna lillah…” derken Berke elinde bir gömlek ile Yusuf’un yanına geldi.

  • Bak bu gömlek nasıl?

Yusuf bu gömleği görünce, yüreğini buruk bir sevinç kapladı, ağlamaya başladı. Berke olan bitene anlam verememişti. Gömlek hakkında bildiği tek şey içindeki etikette yazan “designed by Mr. Geylani” yazısı idi.

-Birinci Bölümün Sonu-

TAG
RELATED POSTS

Bir Cevap Yazın