Öykü

Dört Köşeli Eylül

By on 2 Eylül 2016

“… O zaman eylül kendisine, doğada ilk yılgınlık ayı, ölümlülüğü ilk duyma ayı, ilk yararsız ve acı mücadele arzusu gibi, hayatın ne olduğunu anlayıp farkına varılmadan geçen güzel geçmişin özlemiyle ilk boynu bükülen ay gibi göründü.

Mehmet Rauf – Eylül”

Bundan iki yıl önceydi. Yaz mevsiminin bittiğinin habercisi olan eylül ayı çoktan gelmişti. Sararmış yapraklar, patika yollara dökülmüş; sonbaharın ayazı hafiften kendisini hissettirmeye başlamıştı. Krem rengi trençkotum ve onunla pek de uyumlu olmayan bordo atkım ile gelişigüzel ıssız sokaklarda yürüyordum. Birden birçok kuşun bir yerden havalandıklarını gördüm. Dikkatlice baktığım zaman burasının butik bir kafenin bahçesi olduğunu anlamıştım. Kafenin yaşlı sahibi kuşlara yem vermiş, aynı zamanda kuşlar su içebilsin diye bahçeye rengârenk kaplarla su koymuştu.

İşte o günden beri ara ara Nevbahar’a gider, Kasım Amca ile sohbet ederim.

Geçen hafta da eylül ayının ilk pazarı Nevbahar’a aynı kombinle gittim. Kasım Amca geldiğimi görünce sıcak tebessümüyle beni karşıladı. Kafenin ortasına sobayı kurmuş, eski bilgisayarında çalma listesi oluşturmaya çalışıyordu. Benden sonbahar temalı bir çalma listesi yapmamı istedi. Ben de onun bu isteğini kırmayıp güzel bir liste hazırladım. Sonra kitaplığın yanındaki masaya geçip defterimi kalemimi çıkarıp aklıma gelenleri not almaya başladım. O sırada Kasım Amca diğer müşterilerle ilgileniyordu. Rafta duran sayfaları eskimiş siyah ciltli kitap dikkatimi çekti. Alıp baktığımda bu kitabın ilk psikolojik romanımız olduğunu anlamıştım. Sayfalarını karıştırırken aynı zamanda Nevbahar’da da İncesaz’dan Eylül isimli eser çalmaya başlamıştı. İçimden “üçte üç oldu eylüller” dedim.

Kapının önünde lüks bir araba durdu. Takım elbiseli birisi kapıları açtı. İçinden iki genç kız ile onların anneleri olduğunu düşündüğüm bir kadın indi. Kasım Amca kapıya kadar gidip “Bahar Hanım ve prensesleri Eylül ve Nisan Hanım hoş geldiniz” dedi. Birbirini hafif anımsatan bu kızlardan hangisi Eylül hangisi Nisan ilk başta kestirememiştim ancak yüzlerine dikkatlice baktığım zaman fark ettim. Eylül isimli kızın gözlerinde hüzün varken Nisan’ın gözlerinde ise neşe vardı. Eylül, siyah trençkot üstüne siyah bir atkı takmıştı. Ellerinde ise siyah örgü bir eldiven vardı. Dalgalı kızıl kestane rengindeki saçlarıyla sanki isminin tüm özelliklerini yansıtıyordu.

Bahar Hanım ve kızları bir masaya geçip oturdular. Bahar Hanım ile Nisan’ın sırtları bana dönük şekilde oturmuşlardı. Anlam veremediğim bir şekilde buna sevindiğimi fark ettim. Bu hissi duyunca içimden ne yalan söyleyeyim bir estağfurullah çektim. Tekrar deftere gömülmüştüm. Bir an Kasım Amca’ya seslenmek için başımı kaldırdığımda göz göze geldik. O an bana tebessüm etti mi etmedi mi hatırlamıyorum ama bilinçaltım etmiş varsaydı.

Sonra birden masadan kalktı, kitaplığın yanına gelip kitapları karıştırmaya başladı. Ben de şu an bile nasıl cesaret ettiğime şaşırmakla beraber “galiba isminizle müsemma olan bu kitabı arıyorsunuz” deyip Mehmet Rauf’un Eylül kitabını uzattım. Tebessüm ederek “Oturabilir miyim?” diye sordu. “Tabii, buyurun” demiştim ama şaşırmıştım da zira annesi ve kız kardeşi hemen ileride oturuyordu. Bu tereddüdümü anlamış olacak ki otururken “Onlardan evvel” deyip işaret parmağını yukarıya doğru kaldırdı.

Kitabın sayfalarını daha rahat çevirebilmek için eldivenlerini çıkarıp masaya koydu. Şöyle bir göz attı, altı çizili yerleri okudu. Suat, Süreyya ve Necip üzerine biraz konuştuk. Sonra birden sessizleştik. “Sana bir sır vereyim mi?” dedi. “Tabi” “Adı Süreyya olan bir erkek arkadaşım olsun asla istemezdim” dedi. “Ama…” dedim titrek bir sesle; “benim adım Süreyya.” Mahcup oldu tam açıklama yapmaya başlayacakken kendimi tutamadım, güldüm. İsmim Süreyya falan değildi, sadece bir filmde böyle bir sahne izlemiştim ve hoşuma gitmişti. Gördüğüm güzel şeyleri yaşamamak için herhangi bir sebep yoktu. “Çok komikti…” dedi.

Hava kararmaya başlamıştı. O an çalan müziği fark ettim. Fırsat bu fırsat dedim. “Tamam, özür dilerim: “Bundan sonraki şarkı benden sana gelsin.”” Şu an çalan şarkıya biraz dikkat kesildikten sonra “Bakalım, şansıma ne çıkacak” dedi. Allah affetsin ben de dedim ki “büyük bir heyecanla bekliyorum.” Hâlbuki sıradaki şarkıyı adım kadar iyi biliyordum.

Sence sevgili okur, sıradaki şarkı neydi? Biraz düşünün bakalım.

plak

Şarkı bitti ve Teoman’ın sesini duydum: “Ben bu şarkıya bayılıyorum…” Derin bir oh çektim içimden. Eylül Akşamı çalmaya başladı. “Çok severim bu şarkıyı; şanslı gününüzdesiniz ya da günümdeyim.” Biraz şarkı sözlerini mırıldandı, kâğıt paralı kısım gelince “Serendipity” isimli filmi izleyip izlemediğimi sordu. Bu sefer cidden şanslıydım o filmi iki kez izlemiştim. Film hakkında konuşmaya başladık, film bir mağazada, sadece tek adet kalan eldiveni almak isteyen iki kişinin tartışması ile başlıyordu.

Şarkı bitti sonra İncesaz’ın Eylül Şarkıları albümünden bir eser çalmaya başladı. O sırada Kasım Amca yanımıza gelip bir şey isteyip istemediğimizi sordu. Ben yeşil çay isterken, Eylül “Kasım Amca, çalan şarkılar çok güzel” dedi. Kasım Amca da “Ayhan evlâdım çok güzel bir liste hazırladı sağ olsun, onun düzenlediği sırayla şarkılar çalıyor.”

O sırada selâm okundu, kafe camiye, oturduğum sandalye musalla taşına dönüştü. Yüzüme kan hücum etmişti ta ki onun tebessümünü görünceye dek. “Zekice” dedi. “Bazen” dedim, sonra duraksadım demesem mi acaba diye ama artık söz çıkmıştı ağzımdan bir kere “… işinizi şansa bırakmamak gerekir.”

“Güzel bir cümle… Eylülde çok yağmur yağar, çok fazla… Hava hep kapalıdır şehrin üstünde siyahımtırak bulutlar dolaşır. İnsan ismini yansıtır, derler. Çok karamsarım baksana giyimime baştan aşağıya kadar kara.”

“Karamsar duygularınızı ihraç edin o zaman ruhunuzdan.”

“Kurunun yanında yaş yanmasın sonra, duygusuz bir insana dönüşmeyelim. Duyguların âhını almayalım boş yere. Kalbi öldürmeyelim. Çoğu insan aklıyla karar aldığını sanıyor ama bu yanlış. İnsanlar kalpleriyle karar alır, akıl ise ancak ona danışmanlık eder. O yüzden bazı filozoflar kalbin bilgisinin aklın bilgisinden daha evla olduğunu söylemişlerdir. Sahi kalp karar verdi mi ne aklın süzgecinden geçirmeye gerek kalır ne de zamana. Ferman imzalanmıştır.”

Bunu söyledikten tebessüm edip bana baktı. Fırsattan istifade gözlerine dikkatlice baktım. Gözlerinin rengi koyu maviydi. Gözlerinin rengi şiirsiz, şarkısız geçilemeyecek kadar güzeldi. “Eylül kızım, gidiyoruz” sesiyle kendime geldim. O an şaşkınlıktan heyecandan ne yapacağımı bilemedim. Eylül kalktı, siyah trençkotunu giyip atkısını takıp kapıdan usulca çıktı. Arabaya binmeden son kez dönüp baktı ve siyah eldivenli sol eliyle “güle güle” manasında elini salladı.

Genellikle sağ elle yapılan bu hareketi neden sol eliyle yaptı diye düşünüyordum. Sanki düşünecek daha önemli şeyler yokmuş gibi: “Bir daha görebilir miyim? Kasım Amca’dan bilgi alsam mı? Arkasından koşsa mıydım? Neden telefon numarasını almadım? Acaba böyle yapmakla hata mı yaptım?…” Birkaç bardak çay içip leyla leyla oturduktan sonra yurda dönmeye karar verdim.

Tam masadan kalkacakken karşımdaki sandalyenin düzgün olmadığını fark ettim. Düzeltmek için baktığımda ise bir adet siyah sağ eldivenin masanın üstünde olduğunu gördüm. Tebessüm ederken arka planda Melihat Abla Eylül Şarkıları’ndan Firar’ı okuyordu. Diyordu ki:

“…belki verildi kararım, belki yoldalar; mademki yeminimiz var, madem aşk mukadder!

İncesaz – Eylül

Teoman & Bülent Ortaçgil – Eylül Akşamı

İncesaz – Firar

TAGS
RELATED POSTS

Bir Cevap Yazın

Şahinzâde
Ankara

Kalbinden aşina ol; dıştan yabancı görün Böyle güzel yürüyüş cihanda nadir bulunur.

Kategoriler
Sosyal Medya
Twitter
  • Ankara'da öyle bir soğuk var ki dışarıda üç dakika dursanız; üşümeniz otuz dakika boyunca geçmiyor. Evde bile.

    Tweeted on 02:55 PM Dec 07

  • Dört güzel insan. https://t.co/HtV29aE5WT

    Tweeted on 01:24 PM Dec 04

  • Uzun sürenin ardından bir şey çiziktirdik. Buyurun. -- https://t.co/aPnRgKe8Dx

    Tweeted on 02:55 AM Dec 02

  • Yasadır değişmez: Ankara'da hava ne kadar soğuksa, Bilkent Kütüphanesi o kadar sıcaktır.

    Tweeted on 09:47 AM Nov 30

  • Şarabî parçası eşliğinde sanatçıların fotoğraflarının teker teker geldiği bu introdan daha iyi bir intro gelmedi. -… https://t.co/g1nq6O01GF

    Tweeted on 04:07 AM Nov 30

Teraneler Nedir?
Teraneler, modern dünyaya sıkılan bir kurşun, insanlara ise uzatılan bir demet çiçektir. Kalıplar dışına çıkmayı hedefleyen ve izahı olmayan şeylerin izahını mizahıyla birlikte yapmak, suratı asık olanlara bir tebessüm hediye etmek en büyük gayemizdir. Umutsuz, melankolik gençlere bir tokat olup onları gaflet uykusundan uyandırmak bizim görevlerimiz arasındadır. Sitenin felsefesi: “Bizi sıradanlık değil, çılgınca fikirler kurtaracak” olup kalıpları yıkmak ve sorgulamak bunu yaparken de güldürmek amacımız. Size “bırak bu teraneleri” diyenler olacak onlara aldırmayın, zira bu teraneler akl-ı selim teraneler.
Kumpanya Blogları