Bir Kuş Masalı Öykü

Bir Kuş Masalı: Navigasyonum Olur musun Ey Zebra İspinozu (Part 1)

By on 4 Nisan 2015

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde, pireler tellal iken, develer berber iken bir Kuşlar İmparatorluğu adında bir yer varmış. Kuşlar İmparatorluğunda da yakışıklı mı yakışıklı bir prens varmış. Adı da Kuşhan.

İşte bu masal Kuşhan’ın başından geçenleri anlatmakta ey okuyucu. Söylemem gerekiyor ki hani nasıl derler sizin oralarda: Based On A True Story.

Kuşluk vaktinde kuşlar cıvıldaşıyordu. Prens Kuşhan, çadırında tefekküre dalmış, içindeki eksik olan duyguyu tamamlamaya çalışıyordu. Kendisinden büyük iki abisi vardı. Prens Doğan ve Prens Şahin bir de güzeller güzeli bir kız kardeşi Prenses Turna vardı. Babaları ülkeyi adaletli bir şekilde yönetiyordu lâkin yaşı çok ilerlemişti. Gerek halk gerek danışma meclisi gerekse de kral, kendisinden sonra tahtaya Prens Kuşhan’ın geçmesini istiyordu. Merhameti, adaleti ve karizması ile halkın gönlünü kazanmıştı Prens Kuşhan. Hocası da ülkenin en büyük allamesi olan Bay Kuş idi. Bay Kuş aslında bir isim değildir. Her dönemin en bilgili insanı seçilirken, ünvanı isteyenler bir sınava girer. İlk 15 kişiden, halk 5 aday gösterir ve kendi aralarında oylar, danışma meclisi bu sonuçları değerlendirir ve krala bir rapor sunar o da ilgili kişiye bu ünvanı verirdi. Bu unvan ömür boyu süren bir unvandır. Bay Kuş Hoca usulca Prens’in çadırına girdi.

  • Prensim sizi derin düşüncelere gark eden şey nedir?
  • Eksiklik hocam.
  • Neyin eksiliği prens. Güzel cariyelerin, yöneteceğin güzel bir ülke, anlayışlı kardeşlerin, mükemmel bir hocan var.
  • Hocam gelin dışarı çıkalım.

Dışarı çıktılar. Gökyüzünde 4 adet kuş uçuyordu.

  • Hocam bakın, en küçükleri serçe; sonra şahin; en son uçan ise doğan gördünüz mü?
  • Evet, lâkin 4. sünü çıkaramadım. Doğan mı şahin mi?
  • Hocam o doğan görünümlü şahin. İlginç bir türdür. Hocam görmüyor musunuz ne de güzel göklerde süzülüyorlar. Ben ise yer çekimi kuvvetine esir bir şekilde yaşıyorum.
  • Belki de kuşlar da uçmaya esirdir evlat; nereden bileceksin?
  • Olsun hocam, bu esarete karşı o esareti seçmek isterdim.
  • “Senle yaşamak, senle yaşlanmak istiyorum, söz veriyorum aşkım sana, pişman olmayacaksın, uçacaksın uçacaksın, havalara uçacaksın, ayağını yerden kesicem senin…”
  • Hocam ne diyorsunuz !%&%+?
  • Bu sözler ne günümüze ait, ne de geçmişe ait. Bu sözler gelecekte söylenecek sözler. Her insanda bir kanat vardır aslında; bilmem sana bunu söylemem için doğru zaman mı?
  • Aman hocam devam edin…
  • İnsan uçabilir isterse lâkin bir şey lazım.
  • Ne?
  • Aşk.
  • Bu kitaplarda okuduğum, Ferhat’a dağları deldiren, Mecnun’u çöllere düşüren şey değil mi?
  • Her insanın içinde bir büyü vardır. Bu büyü ancak aşk ile ortaya çıkar. Aşk ile kendine özgü özel gücü keşfedebilirsin.
  • Hocam peki o nasıl olacak? Ayrıca bir sürü genç aşık var ama hiçbiri bırakın dağı delmeyi, bir mektup yazacak kadar bu güce sahip değiller.
  • Evlat aşık olmak da bir yetenek işidir. Nasıl ki herkes aynı derece iyi resim çizemez, şiir yazamaz, müzik besteleyemez. Herkes aynı derecede aşık olamaz. Sen de bu yetenek var lâkin nasıl ortaya çıkaracağız, bilmiyorum.
  • Hocam yapma, siz bilmezsiniz kim bilecek…

Bay Kuş Hoca derin bir sükut etti. Kuşhan’ın gözlerine bakıp, yanından ayrıldı. Bir an umutlanıp sonra umudun kaybolması Kuşhan’ı iyice darlamıştı. Seyise atını hazırlaması için emir verdi. Çadırına gidip, kuş avlamak için yaptığı özel silahı aldı. Bu silah sayesinde kuşlar ölmüyor sadece bir süre hareketsiz kalıyordu. Bir de geyik avlamak için hazırladığı özel mermileri aldı. Bunlar da hayvanı öldürmüyor sadece boyuyordu. Tüm bu silahları kendisi dizayn etmişti. Canı öylesine sıkılıyordu hep bir yeni uğraş arıyor, buluyor, sonra tekrar arayışa geçiyordu. Tek başına ava çıktı. Ava çıktığı yer imparatorluğun dışında, yeşillik ve sularla dolu hiçbir ülkeye ait olmayan bir yerdi. Halkın ileri gelen yaşlılar İnşirah Bahçesi olarak adlandırmıştı. İnşirah Bahçesinde biraz atını dört nala sürdükten sonra gökyüzünü dürbünü ile gözlemlemeye başladı. Gökyüzünde daha önce görmediği bir kuş türü görmüştü. Kuşu vurup, inceleyebilmek için hemen atı ile kuşu takip etmeye başladı. Önüne bakmadan, gözünü kuşa dikmiş bir şekilde at ile ilerliyordu. O kadar kendini kaptırmıştı ki ne zamanı anlayabilmişti ne de geçtiği mekanları. Kimbilir belki de atı ışık hızı ile gitmişti bu yüzden zaman ve mekan boyutunu aşmıştı. Masala devam edelim; Kuşu vurabileceği menzile gelir gelmez nişan aldı ve CİK CİK. Evet tasarladığı silahlar BAM BAM diye ateş etmez, CİK CİK diye ateş eder. Kuşun düştüğü yere gitti. Kuşu eline aldı. Daha önce görmediği ilginç bir kuş türü idi. Belki Bay Kuş Hoca bilir diye eve götürecekti ki tam… Etrafına baktı. Nerede olduğunu bilmiyordu. Akşam vakti olmuş, güneş yavaştan iki şekerli bi sade diyordu. Atını bir ağaca bağlayıp, elinde kuşla yürümeye başladı.  İleride bir adam oturuyordu. Elinde ince bir çubuk vardı. Yanına doğru gitti.

  • Selam sana, kuşların dinginliği kalbine vursun.
  • Selamm hacı nabersin ya ben Makalele.
  • Ben Kuşlar İmparatorluğu’nun Prensi Kuşhan. Sanıyorum kayboldum.
  • Ben de Kurtlar İmparatorluğu diye bir kitap yazmayı düşünüyorum.
  • Yazar mısınız?
  • Yok takılıyorum ya ben okuyuculardanım.
  • Ben de çok kitap okurum.
  • Eee demek kayboldun ha Kuşhan.
  • Evet, bana yardım edebilir misiniz?
  • Navigasyon aletin yok mu?
  • Nagivasyon mu?? O ne ki??
  • Hahaha alem adamsın Kuşhan. Elindeki nedir?
  • Bilmediğim bir kuş türü, Bay Kuş Hoca’ya götürecektim. Türü ne ki diye?

Makalele, Kuşhan’ın elinden kuşu alıp baktı. Gülümsedi.

  • Bak dedi senin kurtarıcın bu kuş.
  • Nasıl yani !?
  • Bu bir zebra ispinozu.
  • Yani ???
  • Bunlar hep aynı yerlerde uçar, yani bu kuş senin navigasyonun olacak.
  • Nagivasyon ne demek?
  • Navigasyon yani bir nevi senin yoldaşın olacak. Sana yol gösterecek.
  • Makalele, sen bilgili bir adama benziyorsun. Bir şey sorabilir miyim?
  • Buyur bakalım.
  • Ben aşkı nasıl bulabilirim?
  • Ooooooooo bu soru beni aşar.
  • Yok mudur bunu bilen birisi?
  • Var olmaz mı? Şu dağı görüyor musun?
  • O dağın taa en tepesinde bir ağaç var, gördün mü?

Kuşhan, dürbününü alıp baktığında ağacı ince bir çizgi şeklinde görmüştü.

  • Evet
  • O ağaç var ya o ağaç
  • Eee
  • O ağaçta birisi yaşar. Ak Şallı Bilge Nine adında birisi yaşar.
  • Ak Şallı Bilge Nine mi?
  • Ne o şaşırdın mı? Ak Sakallı Dedeler bilge olabilir de kadınlar olamaz mı? Yoksa sen de mi kadın erkek ayrımı yapıp, seksist söylemlerde bulunuyorsun? Bir de prens olacaksın ya tüüüü kalıbına tüküreyim senin.
  • Dur bir sakin ol. Okuduğum kitaplarda hep Ak Sakallı Dede falan oluyordu.
  • Burası İnşirah Bahçesi, burada yalan yok, burada her şey gerçek.
  • Tamamdır ama benim şimdi ülkeme geri dönmem lazım. Ayrıca Ak Şallı Bilge Nine’yi ilk defa duydum. Bir Bay Kuş Hoca’ma danışmam lazım.
  • Peki unutma bu kuş seni senden kurtaracak.
  • Bu da ne demek…
  • “Beni benden alırsan, seni sana bırakmam”

Kuşhan bir süre daha bekledi lâkin Makalele konuşmuyordu. Atını bağladığı ağacın yanına doğru gittiğinde, elinde tutmuş olduğu kuşu bıraktı ve kuşu takip etmeye başladı. Kuş cidden Makalele’nin dediği gibi ona yolunu göstermişti. Prens Kuşhan ülkeye geri dönünce ilk Bay Kuş Hoca ile konuşmak istese de sonra yorgun olduğunu fark edip, uyumak istedi. Yatağının başında babasından bir mektup vardı.

“Evladım, sahip olabileceğin hemen hemen her şeye sahipsin. Bugün hocan bana dertlerinden biraz bahsetti. Ne istiyorsun, anlayamıyorum? Beni aydınlat, gözümün nuru tahtımın varisi biricik evladım.”

Kuşhan yazmaya başladı: “Başka türlü bir şey benim istediğim, ne ağaca benzer ne de buluta, burası gibi değil gideceğim memleket, denizi ayrı deniz, havası ayrı hava…” Her ne kadar gözyaşlarına hakim olmaya çalışsa da kağıda bir iki damla dökülmesine engel olamadı.

Sabah vakti, horozlar ötmeye başlamış. Guguk kuşları bir senfoni orkestrası gibi işbirliği içinde şakıyorlardı. Kuşhan kafasındaki sorularla uyandı. Bir bardak kuş sütü içip, Bay Kuş Hoca’nın yanına gitti. Dün yaşadıklarını tek tek anlattı. Ak Şallı Bilge Nine deyince, Bay Kuş Hoca küçük çaplı bir şok geçirdi. Gözleri daldı. Usulca Bilge kelimesi kopuverdi dudaklarından ki o söyleyişte romanların anlatamadığı bir sır saklı idi. Kuşhan pür dikkat kesilmiş, hocasına resmen kilitlenmişti.

  • Evlat, seneler seneler evveldi. Bir kuş ülkesinde yaşayan bir kız vardı, bileceksin ismi Bülbül Gül. Yani evlat öyle bir isim hem aşık hem maşuk barındırıyor içinde. Evlat hocalar da aşık olur. İkimizde ilim tahsil ediyorduk. Benim çocukluktan bu yana en büyük hayalim, Bay Kuş ünvanına sahip olabilmekti. Çok çalıştım, çok kitap okudum. Ezber yaptım. Yazılar yazdım. Araştırmalar falan… Tabi hep Bülbül Gül ile beraber. Gün geldi dönemin Bay Kuş Hoca’sı ansızın öldü. Yeni bir Bay Kuş seçilecekti. İlk sınava girdik. Sonuçlar açıklandı. 100 üzerinden 75 almışım. Benden sonra en yüksek 38 vardı.
  • Hocam bu çok harika bir not. Merakımdan sizden önceki tüm sonuçlara baktığımda en yüksek 42 vardı. Yani 50’yi bile geçen yoktu.

Bay Kuş Hoca acı bir tebessüm ederek devam etti.

  • Bülbül Gül ise o sınavdan 99 aldı. Sınav çıkışında bana demişti ki sen zaten 100 alırsın, ben bilerek bir soruyu yanlış yaptım. Sen Bay Kuş Hoca olunca belki biz de evleniriz. Neyse evlat, sonuçlar açıklandı tabi. Bülbül Gül 99. Halk direk onu istiyor. Danışma Meclisi ve Kral ise zaten çok sevinçli. Ben hem seviniyorum hem de üzgünüm. Hayallerim yitip gitmişti sanki. Lâkin evlat ben o günden sonra Bülbül Gül’ü hiç göremedim. Sen o gün sorduğunda sen değil de kim bilecek diye… Sükutum bundandı. Git Ak Şallı Bilge Nine’nin yanına. Senden tek bir ricam, gözlerinin içine dikkatlice bak. Masmavi gözleri olması lazım.
  • Peki de hocam ben nasıl gideceğimi bilmiyorum ki?
  • Nasıl buldun orayı?
  • Bir zebra ispinozunu takip ederken.
  • Zebra İspinozu mu !?
  • Farklı bir kuş türü. Ben de ilk defa gördüm.
  • Kim söyledi sana bunu peki?
  • Makalele adında birisi.
  • Makalele mi?
  • Tanıyor musun??
  • O benden önceki Bay Kuş Hoca’nın lakabı idi.
  • Hocam benim kafam daha fazla karışmadan ben müsaadenizle yola çıkayım. Bir dağ başına gideceğim.
  • Allah yolunu açık etsin evlat. Unutma aşk içinde sabrı da içerir.

Kuşhan gerekli yerlere gideceğinin haberini verip, azığını hazırlayıp; İnşirah Bahçesi’ne doğru yol aldı. Dün geldiği noktaya gelip beklemeye başladı. Elinde dürbün. Lâkin ne gelen bir kuş vardı ne giden. Bekledi, bekledi, bekledi… Ne diyordu şairler; hasret ne kadar meşakkatli ise vuslatta bir o kadar lezzetlidir. Vuslatın lezzetini düşünüp, sabrediyordu. Bir gün geçti böylelikle, Kuşhan atın üstünde tetikte bekliyordu. “Ben ne zaman uçacağım? Aşkı bulabilecek miyim? Yoksa bir kuş kadar olamadı, iki kanat bulamadım diye dizlerimi mi döveceğim?” Etrafta hiç mi ama hiç kimse yoktu. Yine aklına hocasının söylediği gelecekte söylenecek olan bir söz geldi: “Bir gün deniz gibi ölgündü. Bir oltayla, balıkta/ Kuşlar gibi yalnız, yapayalnızdım açıkta.” 2. Günün akşamı olduğunda havada hiçbir kuş kalmamıştı. İleride duran fesleğenler de ilgisini çekti. “Gider kim sular fesleğenleri?/ Kuşlar nereye sığınır akşam olunca?” diye sordu kendi kendine. 3. Günün kuşluk vaktinde dayanamayıp haykırdı: “NAVİGASYONUM OLUR MUSUN EY ZEBRA İSPİNOZU” Bağırır bağırmaz da uzaklardan bir kuş uçup geldi. Bu zebra ispinozu idi. Demek ki sadece boş boş beklemek gerekmiyor, az da olsa bir çaba göstermek gerekiyordu bu işler için. Zebra ispinozunu takip etmeye başladı. Az gittiler. Uz gittiler. Dere tepe düz gittiler. Gittiler de gittiler. Uzaklara gittiler. Zorlu patika yollardan geçtiler. En son ağaca yaklaşacaklardı ki tekrar Makalele’yi gördü.

  • Hoş geldiniz Kuşhan Bey. Ak Şallı Bilge Nine’yi görmek istiyorsanız öncelikle AŞBNGS’ye girmeniz gerekiyor. Sınav harcınız için dürbününüzü almam gerekiyor. Aksi halde sınava giremezsiniz.
  • Ama dürbün…

Benim her şeyim diyecekti ki sustu. Bu yola girmişti bir kere. Dürbünü büyülü gücü gibi görüyordu. Uzakları yanına getiren bir güç gibiydi sanki.

  • Evet
  • Buyrun alın.
  • Sınav süreniz 120 dakikadır. Sınav boyunca dışarı çıkmak yasaktır.
  • Zaten dışarıda değil miyiz?
  • Offf ya copy-paste yapınca burayı unutmuşum. Devam ediyorum, sınav sorularınızın cevabını optik forma düzgün bir şekilde işaretleyiniz. 10 doğru 1 yanlışı götürürken, 2 yanlışta bir doğruyu götürmektedir. Önce yanlış sayısı hesaplanıp, doğrular götürüldükten sonra; kalan doğru sayısı ile yanlışlarınız götürülecektir. Sınav sorularının cevabını size verilen optik forma işaretleyiniz.

Kuşhan önündeki kağıda baktı. Tıpkı aynadaki gibi resmi çizilmişti kağıda. Vay be diye geçirdi içinden; Ak Şallı Bilge Nine çok maharetli birisi olmalıydı.

  • Ak Şallı Bilge Nine’yi görmek için net 50 almak gerekmektedir. Allah yar ve yardımcınız olsun.

Kuşhan soru kitapçığını açtığında 4 farklı kısma ayrılmış olduğunu gördü. Kuşlar İmparatorluğu tarihi ve coğrafyası/ Kuş türleri ve incelenmesi/ Aerodinamik Şairler Kronolojisi/ Matematik ve Fizik Felsefesi. Çözmeye başladı. Zaman ne de çabuk geçiyor gibiydi. Daha önceden dakika diye bir şey duymamıştı. Bir an stres yaptı. Sonra kendine geldi. Eğer testte başarısız olup, geri dönerse Bay Kuş Hoca’sını üzmüş olacaktı. Bir sayfa soru çözüp, optiğe geçirmek en mantıklısı idi böylelikle dikkati hemen dağılmıyor, olası bir yetiştirememe vakasında ise yaptıklarını işaretlemiş oluyordu. Sınav bitti. Makalele kağıdı aldı.

  • Kuşhan çok şanslısın. Eskiden bu sınav 1,5 ayda okunuyordu. Artık çat diye okunuyor.

Cebinden el büyüklüğünde bir dikdörtgen alet çıkardı. Kağıda tuttu. Ona dokununca dikdörtgenden beyaz güçlü bir ışık çıktı. Biraz bekledikten sonra sonuç açıklanmıştı. 50,5 almıştı. Şimdi mutlu bir şekilde tam Ak Şallı Bilge Nine’nin yanına gidecekti ki Makalele birden omzuna girip, dikdörtgen şeyi kendilerine tutarak, ona dokundu. Bir de ne olsundu o dikdörtgen görüntü kaydeden bir ayna idi. Daha girişte şaşırmaya başlamıştı Kuşhan. Ağaç evin ahşap kapısını açtı. Karşısında masmavi gözleri ile Ak Şallı Bilge Nine duruyordu. Kuşhan anladı bu hocasının eski aşkı Bülbül Gül idi. Anlamaktan ziyade hissetti diyelim. Yalnız Ak Şallı Bilge Nine, hocasına nazaran oldukça genç gösteriyordu. Sapsarı saçları, masmavi gözleri, neredeyse hiç kırışıklık olmayan yüzü, üzerine aldığı beyaz şal ile gece mavisi elbisesi birbiriyle çok uyumlu idi.

  • Hoş geldin şekerim.
  • Hoş bulduk Ak Şallı Bilge Nine
  • Bana kısaca Bilge diyebilirsin.
  • Bilge hanım desem
  • Hahaha siz gençler, Bilge yeterli canikom.
  • Benim bir sorum var.
  • Sor bakalım.
  • Ben aşkı bulmak ve böylelikle de kuş gibi istiyorum. Bir kuş gibi özgür ve hür.
  • Yalnız kuş ölümlüdür sen uçuşu hatırla.
  • Güzel sözmüş.
  • Bunu bana bir kuş söyledi biliyor musun?
  • Kuşlar konuşabilir mi?
  • Hahaha hayır tabiki de.

Bilge Nine’de cebinden dikdörtgen bir şey çıkardı. Kuşhan’a doğru tuttu.

  • Bak bunun adı, Twitter. İsmini kuş sesinden almış görüyor musun? Modern zamanda yine kuş sayesinde iletişimi sağlıyor insan. Bu da kaderin bir cilvesi mi bilmem. Biraz önceki sözü de buradan öğrendim.
  • İlginçmiş.
  • Neyse delikanlı sen aşk için Mecnun gibi çöllere düşmeye, Ferhat gibi dağları delmeye hazır mısın?
  • Ben aşkım için Bay Kuş unvanından vazgeçmeye bile hazırım.

Bilge Nine bu sözün üstüne duygulandı. Göz yaşlarına hakim olamadı. Biraz ağladıktan sonra konuşmaya devam etti.

  • Ben gençliğimde öyle güzeldim ki yoluma kuş koyarlardı. Neyse demek bu büyük fedakarlıkları yapmak, aşık olmak ve bir kuş kadar özgür olmak istiyorsun öyle mi?
  • Evet.
  • Tamam bunu sen istedin.

Bilge Nine ayağa kalktı. Ellerini iki yana açtı. KA – ME – HA – ME –HA diye bağırmaya başlayınca elinden bir ışık hüzmesi çıktı ve Kuşhan’a denk geldi.

Kuşhan demir parmaklıklar arkasında idi. Tahta kutudan gelen sese kulak kesildi. Bir kadın, hocasının sözlerini söylüyordu. “Uçacaksın, uçacaksın.” Bir masada yaşlı, göbekli bir amca oturuyordu. Önündeki bir levhada Kuşçu Aydın Kuşkonmaz, yazıyordu. Garip bir giyimi vardı. Düğmeli ince kazak, altında ince ikiye boru birleşmiş gibi bir elbise, üstüne yine önü kesik bir kazak vardı. Aydın Amca’nın önünde bir kitap duruyordu. Üstünde Kürk Mantolu Madonna yazıyordu. Duvarlara göz gezdirdi. Gevrek, Boyoz, Çiğdem kelimeleri… İzmir’in denizi kız, kızı deniz kokar; İzmir’in sokakları ise hem kız hem deniz kokar, yazıyordu. Kapıdan dışarı bakınca bir tabelada Karşıyaka Hoca Mithat Kütüphanesi yazan bir tabela gördü. “Ben neredeyim?” diye haykırdı ama duyduğu tek şey cik oldu. Arkasına göz attığında bir de ne görsün. Aynada kendini gördü. Elleri yoktu. Saçları yoktu.

  • Ne yani şimdi ben bir zebra ispinozu mu oldum???

 End of the Part One

TAG
RELATED POSTS

Bir Cevap Yazın