Bir Eflâtun Şemsiye Öykü

Bir Eflâtun Şemsiye – Bölüm V: Final

By on 19 Ekim 2016

Hayal meyal hatırlıyorum o günü: “Ruhum bunalmış, huzuru İzmir Konak sahilindeki banklarda, Üçyol merdivenlerinde bulduğum zamanlar. Çamlar altında çekirdek kola, kütüphane altında bazen gırgır şamatalar bazen kitap okumalar. Kur’an’dan bir tefeül yapıyorum. Üst üste Hz. Meryem ile ilgili ayetler çıkıyor.”

Ihlamur Vadisi’nin oradaki bankta eflâtun şemsiyeli kız tek başına oturuyordu. Hafiften çiseleyen yağmura aldırış etmeden ben de yanındaki boş banka oturdum. Uzunca bir süre bekledim çünkü nasıl muhabbet açacağımı bilmiyordum. Sonra aklıma Einstein’in rölativite kuramı geldi.

Söze başladım: “Efendim, zaman – mekan – hareket birbirinden bağımsız değillerdir.”

Kız etrafta ondan başka kimse var mı diye göz gezdirdikten sonra bana baktı. İşte onun o gül cemalini ilk defa tam manasıyla o zaman gördüm. Suretini görünce dedim ki “Tamam işte bu kalubela’dan beri aşina olduğum yüz.” Dalgalı doğal kızıl saçları bukle bukle omuzlarına dökülüyordu. Kız bana baktı, bekledi biraz ancak ben devam ettiremeyince sözlerimi, yüzünü geri çevirdi.

Stresten baş parmağımın kenarındaki deriyi soymaya başlamıştım. Sonra derin bir nefes alıp “Bu sırada mektubunuzu okudum” dedim ve cebimden eflâtun renkli zarfı çıkardım. Bana ve elimdeki eflâtun renkli zarfa baktıktan sonra buruk bir tebessüm etti. Benim ise artık muhabbeti devam ettirmem gerekiyordu ve “ya Allah ya Bismillah” deyip konuşmaya başladım.

“Mektubunuza neden üç nokta ile başladığınızı biliyorum zira üç nokta sevgiyi belirtirmiş eski zamanlarda siz de sevdiğimizi her şeyden önce söylemeliyiz diyorsunuz zira sonra yeterli vakit olmayabilir.”

“Yaklaşımınızı beğendim ancak gerçekten esasıyla bilmeniz mümkün değil.”

“Ayrıca başınız sağ olsun anneniz vefat etmiş, mekanı cennet olsun. Anneniz çok iyi bir insan.”

“Evet, çok iyi bir insandı böyle nasıl derler Allah’ın sevdiği kullarından, saliha bir kuldu.”

Biraz sessiz kaldıktan sonra bana meraklı gözlerle bakarak: “İyi de siz annemi nereden tanıyorsunuz ki?”

Yutkunup dudaklarımı ısırdıktan sonra kısık sesle “Rüyamda gördüm” diyebildim.

Gözlerini açıp kaşlarını kaldırarak bana baktı. Konu çok hassastı ve kelime oyunlarının şahı değil adeta şahbazı olan ben cümle kuramaz hale gelmiştim. Sadece “yani ben de şaşkınım ama durum böyle” manasına ellerimi iki yana açarak bir mimik yapabildim.

Muhabbet yine tıkanmıştı ki aklıma çok parlak(!) bir fikir geldi.

“Bu sırada ben Yusuf Yağmur”

“Ben de Meryem Küçüksu” kız biraz durduktan sonra “Sizce ben nereliyim?” diye sordu. Düşündüm ancak aklıma hiçbir il gelmiyordu.

“İçimden bir his İzmirli olduğunuzu söylüyor çünkü ben kendimi İzmirli hissediyorum, sizi de öyle.”

Bu sefer içten bir tebessüm ederek “bir nevi İzmirli sayılırım” dedi. Ancak bundan sonra ben dut yemiş bülbül misali bir kelime dahi edememiştim. Çünkü İzmir’e dair güzel olan şeyler bir bir azalmıştı son zamanlarda. Kız da bir kelime dahi etmemişti. İçimden bildiğim tüm duaları ediyordum. Sonra birden yağmur hızlanmaya başladı. Erguvan ağacındaki mor yapraklar yağmur damlalarıyla birlikte yere düşüyordu.

“Bakınız, bana mektubunuzda bir eflatun yağmur yağdırabilir misin diye sormuştunuz, görüyorsunuz ki bir eflatun yağmur yağıyor.” Hızlanan yağmurun altında ben sırılsıklamdım ama şu an bunun pek bir önemi yoktu zira alışkındım sırılsıklam olmaya.

“Güzel deneme” diye karşılık verdi.

Tekrar oluşan sessizliği Meryem bozdu. “Bakınız Yusuf Bey, hal ve hareketlerinizden anladığım kadarıyla bana karşı bir ilgi besliyorsunuz ancak biraz önce de dediğim gibi kalbim ölü bir çöl gibi. O yüzden size herhangi bir umut vermek istemem lütfen bu yürüyüşü, muhabbeti yanlış anlamayın.”

Bu söz ben de dom dom kurşunu yemiş gibi etki yaratmıştı. İlk defa görmeden, tanımadan sevdiğim birisini maç başlamadan kaybetmek üzere idim. Bir nar misali kırıldım ve binbir parçaya saçıldım. Çiçekler açan ruhum harabeye dönmüştü tekrardan. Yağmur damlaları yüzüme yüzüme çarpıyordu. Sanki bana bir şeyleri hatırlatmak istermişçesine…

 

Oturduğum yerden kalktım. Rüyalara olan inancım sarsılmıştı. Gönül erbabı bir insan demişti ki: “Zamanında insanlar eşlerini, işlerini, mürşitlerini rüyalarında görüyorlarmış da sonra peşine düşüyorlarmış.” Ben düştüm de ne oldu, yine acı yine hüsran var. Bu düşünceler zihnimden geçerken yağmur şiddetini arttırmıştı. Kalbimin yangın yerini bu yağmurlar değil ancak gözlerimden yağacak olan sağanaklar dindirebilirdi. Ülkenin yangınını ise hangi yağmur dindirir bilemiyorum.

Neyse dedim, kal deseydi kalacaktım, git deseydi gidecektim. Git dedi ve ben de gidiyorum. Hava yine yağmurlu, aynı gökyüzü aynı keder. Ne diyordu Behçet Aysan dizelerinde: “her sarnıç küflü bir yağmuru/her sevda bir ayrılığı yaşar.”  Her yağmur damlası mermi gibi üstüme düşüyordu. “Söyle yağmur söyle/ Değmeden yüreğime/ Söyle gökyüzüne/ O nerde” diye şarkıyı mırıldanırken birden yağmur damlalarını hissetmemeye başladım. Ancak yağmur yağmaya devam ediyordu. Başımı yukarıya doğru kaldırdığımda bir eflâtun şemsiyenin altında olduğumu gördüm.

SON

 

TAG
RELATED POSTS
4 Comments
  1. Cevapla

    kaari

    21 Ekim 2016

    Yazmaya devam edin lutfen de okurken dunya kisa sureligine de olsa naiflessin 🙂
    Aralara subliminal tadinda serpistirilen detaylari farketmek de ekstra bir tebessum vesilesi 😉
    Bir de ‘mutemadiyen bekliyorduk’ bir kucuk bilmis hanimin maceralarini? O hikaye tedaulden kalkti mi?
    Her sey gonlunuzce olsun..
    Bol hikaye yazmalar 🙂

    • Cevapla

      Şahinzâde

      23 Kasım 2016

      Güzel yorumlarınız ve dilekleriniz teşekkür ederim, “Mütemadiyen Bekliyoruz” isimli hikayenin biraz daha demlenmesi lazım 🙂

  2. Cevapla

    ceren

    12 Şubat 2017

    Eflatun şemsiye hikayeniz hoş olmuş. Başlarda romantic islamic tayfa hikayesi olarak algıladığım için devam etmeyecektim ama neyse ki pek o minvalde yazmamışsınız. Okuyucuyu merak ettirme konusunda başarılı olmuş. Betimlemeleriniz çok güzel olmuş. Lise yıllarımı anımsattığı için de hoşuma gitti. Birazcık eleştirmek gerekirse: yani sen o kadar bekle kız git dediği için git. Oldu mu? Olmadı bence. Akif’in şiiri muazzam bir şiir fakat öykü bu şiir için basit kalmış. Kızın durumu çok havada kalmış. Kızın tereddütleri sağlam bir zemine oturtulabilirdi. Hafif riya kırıntıları da var sanki ama ben mücessem bir riya olduğum için bu konuda eleştirme hakkına sahip değilim. Son olarak elinize sağlık. Yazmak kısa dönem bir heves olmaz umarım hayatınızda.

    • Cevapla

      Şahinzâde

      27 Şubat 2017

      yorumlarınız ve eleştirileriniz için teşekkür ederim 🙂

Bir Cevap Yazın