Şahinzâde
Çılgın Fikirler Enstitüsü

"Kalbinden aşina ol, dıştan yabancı görün; böyle güzel yürüyüş cihanda nadir bulunur."

Kategoriler
Sosyal Medya
Twitter
  • Akademik çalışmalarda yüksek oranda intihal çıkar, ALES soruları çalınır… Yazık. https://t.co/1q0RD6UL1H

    Tweeted on 12:13 AM Dec 18

  • Adab-ı Muaşeret kitabını okumak için otobüste yaşlılara yer vermeyen genç misali çoğu insan.

    Tweeted on 02:16 AM Dec 17

  • "bendeki bu iç deniz bu yangın yeri/ sönmedi durulmadı gittin gideli" Susmak - İncesaz 9 (Peşindeyim)

    Tweeted on 01:40 AM Dec 17

  • Çocukken her penaltıyı gole çeviren bir forvetin her penaltıyı kurtaran bir kaleciye karşı penaltıdan gol atıp atamayacağını düşünürdüm.

    Tweeted on 01:43 PM Dec 16

  • 3 Idiots'ı hatırlayanlar? https://t.co/qRYpCroO0k

    Tweeted on 01:22 PM Dec 16

Teraneler Nedir?
Teraneler, modern dünyaya sıkılan bir kurşun, insanlara ise uzatılan bir demet çiçektir. Kalıplar dışına çıkmayı hedefleyen ve izahı olmayan şeylerin izahını mizahıyla birlikte yapmak, suratı asık olanlara bir tebessüm hediye etmek en büyük gayemizdir. Umutsuz, melankolik gençlere bir tokat olup onları gaflet uykusundan uyandırmak bizim görevlerimiz arasındadır. Sitenin felsefesi: “Bizi sıradanlık değil, çılgınca fikirler kurtaracak” olup kalıpları yıkmak ve sorgulamak bunu yaparken de güldürmek amacımız. Size “bırak bu teraneleri” diyenler olacak onlara aldırmayın, zira bu teraneler akl-ı selim teraneler.
Kültür & Sanat

Hayalperestlerin Şerefine Bir Film: La La Land

By on 18 Nisan 2017

 

People love what other people are passionate about.

Mia – La La Land

1. Genel Bilgiler

“La La Land” filmi Türkiye’de Aşıklar Şehri olarak gösterime girdi. Golden Globe ödüllerinde rekor kırdıktan sonra (7 ödül) adını biraz duyursa da Akademi Ödülleri’nde 13 dalda 14 adaylık alıp bunlardan 6’sını kazanmayı başardı: En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Sinematografi, En İyi Müzik, En İyi Şarkı, En İyi Prodüksiyon.

Kimileri bu ödülleri sonuna kadar hak ettiğini düşünürken kimileri de filmi yaygın kullanımıyla “overrated (abartılmış)” buldu.

Peki, film gerçekten abartıldı mı?

Bu yazımızda La La Land’e dair bilgi verirken aynı zamanda filmin kritiğini de yapacağız.

Öncelikle filmin künyesini yazalım.

MV5la5

Tür: Komedi, Dram, Müzikal

Süre: 128 dk.

Yönetmen/Senarist: Damien Chazelle

Oyuncular: Emma Stone, Ryan Gosling

Müzisyen: Justin Hurwitz

Dans Direktörü: Mandy Moore

 

Sinopsis

Whiplash’in yönetmeni Damien Chazelle’nin La La Land’i bize kırık kalpler şehrinde tanışan ve sonu getirmekte zorlanan insanlar olan; oyuncu olmayı amaçlayan Mia [Emma Stone] ile kendisini caza adayan müzisyen Sebastian’ın [Ryan Gosling] hikayesini anlatıyor. Günümüz Los Angeles’ında geçen günlük hayata dair bu müzikal; hayalinin peşinde koşarken yaşanılan neşeyi ve hüznü anlatıyor. (Resmi Websitesinden)

 

 

2. Giriş

Etrafınızda hayalperest insanlar var mı hâlâ bilmiyorum. Varsa sizin için ne mutlu çünkü günümüzde nesli tükenmekte hayalperest insanların.

Film abartıldı mı yoksa hak ediyor mu tartışmalarına girmeden önce hatta filmin konusuna da girmeden önce biraz sinema ve sinemaya dair bazı filmlerden bahsetmek istiyorum. Öncelikle sinemaya dair izlediğim filmlerde gördüğüm ortak şey: tutku.

Peki nedir tutku? Tutmak, tutunmak ile bir ilgisi olduğu aşikâr. Türkçe’de bir kimsenin “tutkulu veya tutkun olması”ndan söz açıldığında, kişinin bir şeye karşı aşırı düşkünlüğü kastedilir. Tutkunun bir aşırılık hâli olduğunu tartışmaya lüzum dahi yok. Hugo, Cennet Sineması, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak gibi sinemaya dair filmlere baktığımız zaman hepsinde ortak gördüğümüz şey tutkudur.

Filmimizde hayallerine tutku ile bağlı olan iki karakter söz konusu: Sebastian (buradan sonra kısaca Seb diyeceğiz) ve Mia.

Seb, kendi caz kulübünü açma konusunda o kadar tutkuludur ki kulübü açmayı düşündüğü mekanı sanki sevgilisini uzaktan izleyen âşıklar gibi izlemektedir. Mia ise oyuncu olma konusunda teyzesinden aldığı tutku ile hukuk fakültesini yarıda bırakmış ve her ne kadar yenilse de tutku ile çabalamaya devam etmektedir.

la63. La La Land Klişe Mi?

Günümüzde içinde “aşk” geçmeyen bir film neredeyse yok. Kimisi merkeze aşkı koyarken kimisi farklı olguları koymakta. Sinopsise baktığımız zaman La La Land filminin esasında romantik bir film olmadığını görüyoruz. Çünkü “aşk” kelimesi geçmediği gibi hayalin peşinde koşmak vurgusu yapılmış.

Filmin içinde aşkın önemli bir yer tuttuğunu inkar etmiyorum. Senaryoda bir kadının ve bir erkeğin başından geçen aşk hikayesi de anlatıldığı için klişe olarak nitelendirmek bir nevi doğru. Ancak burada şu soru sorulmalı: klişeler her zaman kötü müdür? Bakınız 3 Idiots filmi (Bollywood’un başyapıtı) klişelerin güzel bir harmanlanmasıdır.

Film açılış sahnesinden sonuna kadar zaten hep bir geçmişe ve geçmişteki kült filmlere gönderme ile dolu: filmde kullanılan oran, (CinemaScope: 70’lerin popüler oranı) sokaklardaki resimler, Mia’nın evindeki afişler, birlikte gittikleri film ve daha birçok şey.

Zaten film esas olarak Mia’nın partiden dönerken Mia&Seb’s Theme’yi duyup restorandan içeri girmesi ile başlıyor diyebiliriz. Partiye gitmeden önce şu cümleyi duyuyoruz: “Bu kadar Hollywood klişesini bir daha ne zaman bir arada göreceksin?” Detaycı bir yönetmen olan Damien’ın bu repliği koyması boşuna değil. Yönetmen ayrıca bu klişeleri güzel müziklerle harmanlayıp zaman zaman alaya alarak bizlere sunuyor. Zaten yabancı sitelere baktığınız zaman film hakkında: Modern Zamanların Casablanca’sı olarak bahsediliyor. Filmde Mia ile Seb yürürken Mia, Seb’e bir pencere gösterip ve bir sahneden bahsediyor işte o sahne Casablanca filmine ait.

Klişe şöyle kötüdür diyenlere demek istediğim tüm ilişkiler az biraz klişedir o zaman klişe diye âşık da olmayın! Klişe diye yaftalayıp filmi kötülemek çok da makul bir sebep değil. Film kusursuz değil ama eleştirilebilecek daha sağlam eksiklikleri var mesela Sebastian’ın hayatındaki boşluklar bunlardan yalnızca birisi.

 

4. Ödüller ve Detayların Dansı

la7

La La Land’i benim nezdimde güzel kılan özelliklerinden birisi de yönetmenin tizizliği ve detaycılığı oldu. Yönetmenliğe dair teknik konuları pek bilmiyorum. Ancak yönetmenin çoğu zor sahneyi tek planda çekmesi (bkz. girişteki dans sahnesi) ve hikayeyi güzel detaylarla ele alması En İyi Yönetmen Oscar’ını evine götürmesine vesile oldu. Ayrıca görüntü yönetmenin başarısı da gözlerden kaçmamalı. Kullanılan renkler, sahne geçişleri muazzamdı. Bu yüzden En İyi Sinematografi Oscar’ını hak etmediğini düşünmeyen bir sinemasever olduğunu sanmıyorum.

Ayrıca Mia’nın (Emma Stone) elbise seçimleri ve elbiselerinin sahneler ile ahengi baş döndürücü bir özelliğe sahipti. Söz Mia’dan açılmışken bu film bizlere Emma Stone’un oyunculuğunu ne kadar geliştirdiğini gösterdi. Birdman’de de iyi bir oyunculuk sergileyen Emma, bu filmde mimikleri ve o güzel sesi ile filmi bir üst noktaya taşımış. Daha ilk sahnede Seb’in Mia’yı görmezden gelip gittiği andaki verdiği tepkiden tutun da seçmelerdeki mini oyunculuklarına kadar her rolün üstesinden gelmeyi başarmış.  Bu sebeple En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını alması gayet normal.

Filmdeki en önemli detay: spot ışıkları. Filmde ancak karakterlerimiz hayallerinin peşinden koşarken yani kendi hikayelerinin kahramanları olurken tüm sahne kararıyor ve spot ışıkları üstüne vuruyor. Gerek Mia oyunculuk yaparken gerek Sebastian kendi yolunda ilerlerken bunu görüyoruz. Bu detayı unutmayın çünkü yazının sonunda soracağımız soruda bu detay bize bir ipucu sağlayacak.Mia&Seb’s Theme’yi duyduğumuz her an aşkın canlanması gibi, Seb’in parmağındaki yüzük, başlangıçtaki kafe sahnesi ile sondaki kafe sahnesinin uyumu gibi… Daha birçok ayrıntı ve detay var ancak hepsini tek tek yazmak ne yazık ki mümkün değil.

 

5. La La Land: Sade Danslar ve Efsane Müzikler

la2

Film hakkında hemen hemen herkesin konsensusa vardığı nokta müziklerinin ne kadar güzel olduğu idi.

Film müziklerini incelemeden önce Justin Hurtwiz ile Damien Chazelle arasındaki ilişkiye değinmek istiyorum. Damien ile Justin, Harvard’da oda arkadaşı aynı zamanda bir müzik grupları var. Damien grubun bateristi iken (Whiplash!!) Justin ise grubun piyanisti. Damien Chazelle’nin iki filminde de kendi hayatından beslendiğini biliyoruz. Hatta ve hatta La La Land’i çekerken âşık olmuş sanıyorum bizleri o (sine)masalsı dünyaya çeken şey de bunun da etkisi olduğu muhakkak.

Film Another Day of Sun şarkısı ile başlayıp The Fool Who Dreams şarkısı ile sona eriyor. Filmin esas şarkısı ise City of Stars. Burada iki mana birden var. Yıldızlar Şehri derken film yıldızlarını da kastediyor. City Of Stars’ın iki versiyonu bulunmakta ilkinde Seb tek başına söylerken şarkı “One more dream that I cannot make true” (Gerçekleştiremeyeceğim bir hayal daha mı?) diye biterken, Mia ile söyledikleri zaman o kısımda “That now our dreams, they’ve finally come true” (Nihayet hayallerimiz gerçekleşecek) Yine benzer değişimleri The Fool Who Dreams şarkısında da görmeniz mümkün.

Müzisyen, şarkıları bestelerken hem umut dolu hem de melankolik bir ton yakalamayı amaçlamış. Bunda da başarılı olduğu aşikar zaten filmde umut ve hüzün arasında gidip gelmekte.

Filmdeki koreografi ise sadeliği ile ön plana çıkıyor. Özellikle Mia ve Seb’in ilk dans sahnesi (A Lovely Night) insanda ister istemez dans etme isteğini uyandırıyor. Emma Stone ve Ryan Gosling’i Crazy Stupid Love’dan sonra tekrar bir arada görmek, onların arasındaki bu arkadaşlığın filme yansıması filmi güzel yapan detaylardan.

Beauty and Beast için rolü reddeden Emma Watson ile Ryan Gosling bu kadar uyumlu olur muydu tartışılır. Bu sırada Ryan Gosling ise Sebastian rolü için Beauty and Beast’te oynamayı reddetmiş. Tevafuklar silsilesi.

Filmi izlemeyenler için yazının devamı spoiler içermektedir.

 


gallery-item02

 

 

6. Değerlendirme & Sonuç (Filmi İzlemeyenler Burayı Okumasın)

O son sahne…

Bir bakış bir buruk tebessüm…

Bu aşkın katili kim?

Ey Mia! Ne ara gittin, çoluk çocuğa karıştın?

Ey Seb! Sen neden son seçmelerden sonra kız sana son bir umutla gözlerine bakarak “Biz şimdi neyiz?” diye sorduğunda adam akıllı cevap vermedin?

Ey Mia & Seb! Hani sizler birbirinizi her daim sevecektiniz… Bir uzak mesafe mi yoksa tüm bu aşkınızı öldürdü?

Tabiki de hayır!

ryan-emma-finale

O son bakış

Çoğu izleyici Mia & Seb’i evli/birlikte görmek istiyordu filmin sonunda. Ancak bunun böyle olmaması gerekiyordu zira filmin içinde yapılan göndermeler, filmin kurgusu asıl sona göre yazılmıştı.

Onca kült film arasından Casablanca vurgusu, şarkı sözleri hep alttan alta bir ayrılık geleceğini hissettiriyordu ve nitekim de öyle oldu. Zira Casablanca filminin son sahnesinde “…I think this is the beginning of a beautiful friendship”  cümlesi geçmektedir, La La Land’in son sahnesinde olan tam olarak budur: Güzel bir arkadaşlığın başlangıcı.

Spot ışıkları demiştik yazının yukarılarında ikisinin birlikte olduğu hayali sahneleri izlerken (Epilouge) spot ışıkları ne Mia’nın ne de Seb’in üstünde. Bir başka sanatçının üzerinde idi. Burada esas vurgulanan durum eğer Mia ve Seb birlikte olsalardı kendi hayallerinin baş rolü olamayacaklardı. En azından yönetmen böyle inanmış.

Ayrıca filmde gelecek kaygısının hayallere nasıl ket vurduğunu görebiliyoruz. Kendisini sevmediği bir işte çalışmaya zorlayan Seb, öyle bir hale gelir ve Mia’nın oyununa gitmez. Burada ya Seb içinde bulunduğu durum için Mia’yı suçlamaktadır zira o olmasaydı o telefon konuşmasını duymayacak ve de gelecek kaygısı olmayacaktı ya da o an tüm bu debdebede aşkını unutmuştur Seb, zaten fotoğraf çekiminde Mia & Seb Theme’yi çalar ve yaptığı hatayı anlar. Sonuç olarak Seb oyuna gitmez ve böylelikle Mia’nın zor zamanında yanında olmaz ve City of Stars şarkısında geçen şu cümlelere ihanet eder: “A voice that says, “I’ll be here” and you’ll be alright” Ayrıca film bir ilişkideki inişleri ve çıkışları ele alıyor. Bu iki insan birbirlerini hayallerinin peşinden koşmaları konusunda sürekli desteklerken birbirlerini de incittikleri de muhakkak.

Filmin böyle bitmesi La La Land’ı daha müstesna bir yere koyuyor. Zira tamamlanmamış bir öykü her zaman daha cezbedicidir.

Efendim, bir köyde oğlan kızı istemiş, vermemişler, âşık olmuş.

Biz de bu çiftin beraberliğini istedik.

Vermediler.

Filme âşık olduk.

Aslında olması gereken buydu.

Peki neden Seb hâlâ yalnız?

Yıllar sonra açtığı mekanın adını ve tasarımını Mia’nın istediği gibi yapmış olan Seb ki “biz neyiz?” sorusuna adam akıllı cevap vermemişti….

Yeni kuran ve çocuk yapan Mia unuttu mu Seb’i? Yoksa Seb’i unutmak için ona olan sevgisini bir başka yere kanalize etmek için bir savunma mekanizması olarak mı evlendi yoksa?

Tam tersi olsaydı peki?

Mia bir filmin galasında tek başına ve Seb eşi ile birlikte filmin galasına gitseydi mesela?

Neden bu vuslatsız aşklarda yalnızlık genellikle erkeğin hissesine düşer? (Bkz. Selvi Boylum Al Yazmalım)

Filmi izledikten sonra bir arkadaşım dilinde “bir âşık inandı çok sevgi diye/ terk etmek kanun mu aşk kitabında” diye dolaşırken bir başka tanıdığım ise dansımtrak adımlarla ayrıldı sinema salonundan.

Film esasında iflah olmaz romantiklerin, hayal edenlerin şerefine.

Film hayali için aşkları dahil her türlü bedeli ödeyenlerin şerefine (ki karakterlerimiz neredeyse hayallerini dahi ödeyeceklerdi)

Bu yüzden filmin sinopsisinde “aşk (love)” kelimesi geçmiyor. Çünkü La La Land esasında romantik bir film değil.

Filmin adı La La Land sadece Los Angeles’ı temsil etmiyor ayrıca bir deyim. La La Land, imkansız şeylerin gerçekleştiği yer manasına da gelmekte. Hayaller ne kadar imkansız olursa olsun La La Land’de gerçekleşmesi mümkün.

Sonuç olarak La La Land, her ne kadar abartılsa(!) da her ne kadar yerilse de benim şahsımda birçok sebepten ötürü çok ayrı bir yeri olan film.

Herkesin bir filmi vardır derler, kim bilir ben dahil birkaçımızın da La La Land’dir.

Anlatılacak çok şey var ama belki ey sevgili okuyucu seninle karşılıklı çaylarımızı yudumlarken ancak bu mümkün.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Yorumlarınızı eksik etmeyin.

Lütfen.

TAGS
RELATED POSTS
5 Comments
  1. Cevapla

    Feminik

    26 Nisan 2017

    Aşk teması sanatla harmanlanarak işlendiği sürece hiçbir zaman olmayacak bu bir. İkincisi de kavuşsalardı aşk olmazdı, diyerek bir “klişe” daha ekleyim. Ki bazı mottolar klişeden ziyade kanun olmuştur bence şu zalim dünya üzerinde. Yazı gayet başarılı olmuş. Sevgiler 🙂

    • Cevapla

      Şahinzâde

      1 Haziran 2017

      Teşekkürler efendim 🙂

  2. Cevapla

    Feminik

    26 Nisan 2017

    *klişe olmayacak. Olacaktı 😉

  3. Cevapla

    Gökçe

    3 Haziran 2017

    Yazınızı çok önceden görmüştüm, ama filmi henüz izlemediğim için spoiler olsun istemedim. Filmi bugün izleyebildim ancak (nihayet!). Benim gibi hayallerini dost edinen birinin uzunca bir süre etkisinden çıkamayacağı net. Belki de dediğiniz gibi hayalperestlerin şerefine çekilmiş bir film.
    Bir şeyler karalamaya çalıştım ben de filmi izledikten sonra. Fakat beni(fikirlerimi) benden daha iyi anlatan bir yazı bulunca, ”işi ustasına bırakmak lazımmış” diye düşündüm 🙂
    Elinize sağlık oldukça başarılı bir kritik olmuş.

    • Cevapla

      Şahinzâde

      2 Ağustos 2017

      Teşekkürler efendim güzel düşünceleriniz için 🙂

Bir Cevap Yazın