Denemeler

Yürüdüğüm Yollarda Güller Bitmiyor

By on 21 Mart 2018

Çocukken mahallemizde Gülcü Dede adında bir zât yaşardı. Gülcü Dede, bahar ayları yaklaştığında gül bahçelerinin arasında yürürdü. Bir gün Gülcü Dede’ye sordum “Neden bu şehirde, (Isparta gülleri ile meşhur bir şehirdir.), bu kadar çok gül var?” Göğe bakarak cevap verdi: “Zamanında burada bir insan yaşamış, o kadar iyi bir insanmış ki Allah o insanın yürüdüğü yollarda gül bitirmiş. Yürüdüğü yerler hep gül olmuş, gül bahçelerinin arasında yaşayan insanlar da gülümseyerek bir ömür geçirmiş bunca zaman. Ne zaman ki bu insanın varlığı unutulmuş o zaman güllerin arasında olsalar da insanlar gülmeyi unutmuşlar. İşte ben de güller açmadan önce yürüyorum ki bahçelerde o eski zaman güllerine benzer belki güllerim, ancak o zaman gönül rahatlığıyla gülebilirim.”

Hikâye beni etkilemişti o çocuksu heyecanla sordum: “Peki, benim yürüdüğüm yollarda da güller biter mi Gülcü Dede?” Eliyle başımı sıvazlayarak, “yeterince iyi bir insan olursan neden olmasın?” dedi.

O yaz her gün akşam ezanına kadar, çünkü akşam ezanı sokaklardan eve çağıran davetti çocuklar için, sokaklarda yürüdüm, belki bir gül biter diye…

Aradan aylar, mevsimler, yıllar geçti. Kış, ilkbahar, yaz, sonbahar, kış, ilkbahar… Giden mevsimler tekrar geri geldiler ama geçen zaman geri gelmedi, gelmiyordu, gelmeyecekti. Soğuğun yüzümü jilet gibi kestiği bir Ankara akşamı. (Ankara soğuğu ile meşhur bir şehirdir.) İçimi ısıtan tek şey sokakları kaplayan is kokusu. Vakit hayli geç, şehir yalnız. Ağaçların, kaldırımların yorgunluğunu hissediyorum. Nasıl insan sevdiğine sevgiyle bakınca onun gözlerinde de sevgiyi görür ve yüreğinde hisseder, işte şehirle de ben bakışıyoruz. Ben yüreğimin en kuytu köşelerinin birisinde o yorgunluğu hissediyorum. Kurtuluş Parkı’nı aydınlatan zevksiz yeşil ışıklara bakarak, kurtuluşumu arıyorum.

Kaldırımdaki betonlarla hapis altına aldığımız ağaçları, göstermelik konulan kendini yabancı hisseden ağaçları tek tek okşayarak “kusura bakmayın, sizden ben sorumluyum ama sizi kurtaramıyorum, üzgünüm.” diyor belki de vicdanımı rahatlatıyorum. Oysa çocukken öyle miydi asfalt masfalt yoktu yollarda. Güller ve ağaçlar olabildiğince özgürdü.

(Nedendir bilmiyorum bazı kelimeler volta atıyor zihnimde: Meyve, mendil, saç kurutma makinesi, tekne, meyve, mendil…)

Yürüdüğüm yollarda güller bitmiyor demek ki iyi bir insan değilim. Gerçi iyi ne demek bilmiyorum. “İyi bir insan olmak” nedir? Nasıldır? Bilen var mı? Ben bilmiyorum ve iyi değilim o yüzden. İyi değilim iyinin anlamını bilmediğim için ve kırgınım Gülcü Dede’ye. Çünkü yürüdüğüm yollarda hiçbir zaman güller bitmedi bunca zaman. Çocukken inandığınız bir hikâyeye olan inancınızın kaybolması ölmekten daha beterdir. Oysa tek bir gül bitse diyecektim ki vakit tamam artık gelebilirsin Azrail.

Anılar denizinde düşünce dalgaları beni boğarken yüreğimde anlamsız, kaynağını idrak edemediğim bir hüzün duydum. İstanbul kemençesinin hüznü gibi. Neden gül bitmemişti diye soruyordum kendime ve zihnimde kelimeler uçuşuyordu mütemadiyen. Buradan değil ötelerden gelen bir hüzün. Bu hüzünle adımlarken Kızılay sokaklarını bir kuş uçtu Güvenpark’tan. Uçtu uçtu yedi defa döndü bir ağacın etrafında. Sonra süzülerek düştü ağacın kıyısına. Yaklaştım yanına kuşun. Titredi ellerim. Ama uzattım titreyen ellerimi ve dokundum ölü bedenine. Kuş hâlâ sıcaktı, canı fazla uzaklaşmış olamaz.

Gözlerim doldu fakat ağlamıyordum. Ta ki ağaçtaki reçineyi görünceye kadar. Ağaçlar yaralandıklarında reçine salgılardı. Kuşun ölümü ağacı yaralamıştı belli ki. Sonra da o olay geldi aklıma. Vay anasını nasıl da gelmişti aklıma. Bir gün bir çocuğun kuşu vefat eder ve dönemin devlet başkanı Resulullah gider çocuğa baş sağlığı için. Onunla hasbihal eder.

Ve ağlamaya başladım. Ağlıyordum çünkü bu olay hep detay gibi anlatılagelmişti oysa öz buradaydı. Merhamet ve adalet arasındaki sezilen ama görülemeyen bağ o an ama belki de sadece o an aşikâr hale gelmişti. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım ve bağırıyordum: Mendil, Saç Kurutma Makinesi, Tekne, Meyve… Kapaklandım yere çünkü kalmadı yürümeye takatim. Elimi kanayıncaya kadar kaldırımı yumrukladım belki çatlatırım da özgürlüğünü kazandırırım ağaçlara diye.

Gözlerimi açtığımda bir hastane odasındaydım. Sol elim alçıda, sağ elim alçıda değil ama sızlıyor, kanamış. Kalkacak gibi oldum ama hiç takatim yok. Pencere hafif açık bırakılmış oda hava alsın. Tam olayları hatırlamaya çalışırken bir kuş ağzında bir gül ile geldi odamın penceresine. Kuşun siması bana bir yerlerden tanıdık gelmişti (Kuşların da siması vardır.), ağzındaki gülü attı ve gitti. Belki de yürüdüğüm yolda bir gül bitmişti artık.

O sırada odaya intörn doktor girdi, kucağımda bir gül. Benim öykümü alacakmış. Tamam, anlatayım hikâyemi dedim ve baştan sona anlattım ey okuyucu size anlattığım gibi. Meğer farklı bir öyküymüş istediği ama olsun öykümü beğenmişti. Kucağımdaki gül için bir saksı getirdi. Normalde yasakmış ama benim için bu yasağı göz ardı etmişti. Hafif yerimde doğruldum, gülü kokladım. Tüm vücudumla kokladım, başım gülün kokusundan döndü. Gülün kokusu içime bir umut aşılamıştı. Gülü intörn doktora doğru uzatırken istem dışı tebessüm ettim o da tebessüm etti. O an Gülcü Dede’yi anladım, esas güllerin bitmesi topraklarda değil, insanların yüzlerinde idi ve iki insan samimi duygularla birbirine tebessüm edebiliyorsa hâlâ umut var demekti…

 

TAGS
RELATED POSTS

Bir Cevap Yazın

Şahinzâde
Ankara

Kalbinden aşina ol; dıştan yabancı görün Böyle güzel yürüyüş cihanda nadir bulunur.

Kategoriler
Sosyal Medya
Twitter
  • Ankara'da öyle bir soğuk var ki dışarıda üç dakika dursanız; üşümeniz otuz dakika boyunca geçmiyor. Evde bile.

    Tweeted on 02:55 PM Dec 07

  • Dört güzel insan. https://t.co/HtV29aE5WT

    Tweeted on 01:24 PM Dec 04

  • Uzun sürenin ardından bir şey çiziktirdik. Buyurun. -- https://t.co/aPnRgKe8Dx

    Tweeted on 02:55 AM Dec 02

  • Yasadır değişmez: Ankara'da hava ne kadar soğuksa, Bilkent Kütüphanesi o kadar sıcaktır.

    Tweeted on 09:47 AM Nov 30

  • Şarabî parçası eşliğinde sanatçıların fotoğraflarının teker teker geldiği bu introdan daha iyi bir intro gelmedi. -… https://t.co/g1nq6O01GF

    Tweeted on 04:07 AM Nov 30

Teraneler Nedir?
Teraneler, modern dünyaya sıkılan bir kurşun, insanlara ise uzatılan bir demet çiçektir. Kalıplar dışına çıkmayı hedefleyen ve izahı olmayan şeylerin izahını mizahıyla birlikte yapmak, suratı asık olanlara bir tebessüm hediye etmek en büyük gayemizdir. Umutsuz, melankolik gençlere bir tokat olup onları gaflet uykusundan uyandırmak bizim görevlerimiz arasındadır. Sitenin felsefesi: “Bizi sıradanlık değil, çılgınca fikirler kurtaracak” olup kalıpları yıkmak ve sorgulamak bunu yaparken de güldürmek amacımız. Size “bırak bu teraneleri” diyenler olacak onlara aldırmayın, zira bu teraneler akl-ı selim teraneler.
Kumpanya Blogları