Denemeler

Sonsuzluk ve Bir Gün

By on 13 Temmuz 2016

Bu yazı dünyanın en büyük sırrını barındırmaktadır. Bu sırrı taşımanın ağırlığını kaldıramayacaksanız lütfen devamını okumayınız.

“Kayboluyor sonsuzluk gözlerinde, oysa bana seninle baş başa bir gün yeterdi” diye yazmıştım alıcısı olmayan bir mektupta.

Aşk ne kadar sürer diye sorsalar bana derim ki: “Sonsuzluk ve bir gün” Elbet soran kişi şaşıracaktır sonsuza bir gün daha eklememe… Hasret için sonsuzluk, vuslat için ise bir gün yeter. Şimdi nice insan akıl peygamberinin izinden körkütük gitmekte. Bana “biyolojik ve fiziksel olarak…” başlayan cümlelerle gelmeyiniz sizden rica ediyorum.

Bu dünyaya dair ne varsa bırakıp gittim ben bir çift göze binerek. Bizi ancak ölüm veya aşk kurtarır ve aşkın bineği bir çift gözdür. Gözler gönle açılan bir penceredir, gönül ise ruhun dünyadaki mekânı. Ruh ise sonsuzluktan bir zerre taşır içinde o sebeple ki ruhun kendisi de elbet sonsuzdur.

Çikolata ile aşkı bir tutan zavallılar yani âşık olamamış garibanlara acıyorum. Bu düşünceleri değişmedikçe aşk kapıları onlara sürmelidir zannımca.

Oysa ben aşka meftun ve vurgunum. Âşık olmak mesele değil… Mesele yolda yolmak. Şeyhim demişti ki “günahı dahi aşk ile işleyiniz.” Aşk kelimesini abdestsiz ağzına almayan insanlarla aynı mahallede büyüdüm. Kahvehanelerde “feleğin kahpebaşında paralansın parası/ ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye ” diyen abilerle birlikte çay içtik.

Şimdi o sonsuzluk ve bir gün gözümde tütüyor. Ömrümün sonsuzluk evresindeyim ve gelecek olan o bir günü bekliyorum. O gün de aslında sonsuzdan bir cüz olacak. Çocukken Selda Teyzem – sesi çok güzeldi – söylerdi: “Karşı karşı dururken yüzüne hasret kaldım.”

Şimdi abarttığımı düşünenler var belki sen de sevgili okur – evet sen – abarttığımı düşünüyorsun. Halbuki öyle değil. Büyük insanlar eserlerini ortaya koyarken hep sonsuzluğun iradesini istemişlerdi. Michalengo Musa heykelini yaparken, Goethe Faust’u yazarken… Ve bilirim bir âlim “faniyim fani olanı istemem” diyerek Bâki olanı istemişti. Hal böyle iken sonsuzluğu benim gibi sıradan insanlar neden istemesin?

Uzay boşluğunda bedenim bir kaya parçasının üstünde kim bilir kaç km hızla savrulurken tüm kainatın ayaklarımın altından kayıp gittiğini hissediyorum. Mevlana’nın sözü geliyor aklıma: “Her şey dönüyor.”

**

Sufi kadının dua sessizliğindeki gözleri bir an bana bakıyor. Bu sefer benim başım dönmeye başlıyor, nutkum tutuluyor. Buselik rüzgarlar esmeye başlıyor. Ayakta duramayacağımı anlıyorum o sırada aylardır beslediğim sokak kedisi yanıma geliyor. Onu sevme bahanesi ile olduğum yerde çömeliyorum. Gözlerim kedinin biri yeşil biri mavi gözüne odaklanmış. Usulce severken elimin bir başka ele değdiğini hissediyorum. Bir kedinin sırtında ellerimiz buluşuyor. İçim ürperiyor. Kedi halinden memnun bana bakıp “miyav miyav miiyaavv” diyor. Demek istiyor ki “bugün o gün”

Billur bakışlarının beni gözlediğini biliyorum ancak konuşamıyorum. Merhaba diyor yanı başımızda bulunan nar ağacının yaprakları arasından esen rüzgar serinliğinde. Heyecandan cevap veremiyorum. “Korkma” diyor “korkma, sonsuzluğuna bir halel gelmeyecek.” İşte o zaman başımı kaldırıyorum. Önümdeki insana ve etrafta bulunan birçok insana bakıyorum. Suretler kalubeladan tanışırmış derler doğruymuş. Herkesin tıpatıp aynı olduğu bu yerde o farklılığını hissettiriyor.

Dudaklarımdan istemsizce şu satırlar dökülüyor: “Bir kızıl goncaya benzer dudağın/ Açılan tek gülüsün sen bu bağın” Kız mütebessim bir şekilde sessizce salavat getiriyor. Ben anlayamıyorum.

**

O sırada beslediğim sokak kedisi sırnaşarak beni uyandırıyor. Kulağımda kulaklık, elimde şiir kitabı bir nar ağacının gölgesinde uyuyakalmışım. Şarkıyı tekrardan dinlerken elime kalem ve kağıt alıyorum ve cümleler boşanıyor parmaklarımdan.

Şarkının sonuna yaklaştıkça yazının da sonuna yaklaşıyorum.

Şimdi siz hani sır nerede diyorsanız demek ki sır kendini saklamış yazının içinde.

Yunus Emre der ki bir ben vardır benden içeri

O misal sır vardır sırdan içeri

Ve gökyüzüne bakıyorum dalların arasından.

Teşekkür ediyorum nar ağacına bana aşkı öğrettiği için.

Ve tek nokta değil üç nokta koyuyorum yazının sonuna anlayanlar için.

 

 

Açıklamalar

Yazının başlığı “Eternity and A Day” isimli filmden esinlenmiştir. Sonsuzluk ve Bir Gün, 1998 Yunanistan yapımı Theo Angelopoulos filmi. Ölümcül bir hastalığa yakalanmış olan bir yazarın hastaneye yatmadan önceki son gününü anlatır. 1998’de Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazandı. Ayrıca filmin müziğini Eleni Karaindrou bestelemiştir.

Fethi Gemuhluoğlu – Dostluk Üzerine isimli konuşmasında “günahı dahi aşk ile işleyiniz” demektedir

Neyzen Tevfik’in bir şiirinden alıntı: “Değil ekmek yemeye…”

Çemberimde Gül Oya isimli türkünün sözlerinden: “Karşı karşı dururken…”

Said Nursi’ye ait bir vecize: “Faniyim fani olanı…”

Haydar Ergülen – Avunmalar Gazeli: “sufi kadının deniz toplanmış gözleri…”

“Bir Kızıl Gonca” şarkısının güftesi Melek Hiç tarafından Peygamber Efendimiz’e yazılmıştır. Eskiden insanlar Peygamber Efendimiz’i hatırlayınca salavat getirirlermiş.

Yazı yazılırken ilham alınan şarkı

TAGS
RELATED POSTS

Bir Cevap Yazın

Şahinzâde
Ankara

Kalbinden aşina ol; dıştan yabancı görün Böyle güzel yürüyüş cihanda nadir bulunur.

Kategoriler
Sosyal Medya
Twitter
  • Ankara'da öyle bir soğuk var ki dışarıda üç dakika dursanız; üşümeniz otuz dakika boyunca geçmiyor. Evde bile.

    Tweeted on 02:55 PM Dec 07

  • Dört güzel insan. https://t.co/HtV29aE5WT

    Tweeted on 01:24 PM Dec 04

  • Uzun sürenin ardından bir şey çiziktirdik. Buyurun. -- https://t.co/aPnRgKe8Dx

    Tweeted on 02:55 AM Dec 02

  • Yasadır değişmez: Ankara'da hava ne kadar soğuksa, Bilkent Kütüphanesi o kadar sıcaktır.

    Tweeted on 09:47 AM Nov 30

  • Şarabî parçası eşliğinde sanatçıların fotoğraflarının teker teker geldiği bu introdan daha iyi bir intro gelmedi. -… https://t.co/g1nq6O01GF

    Tweeted on 04:07 AM Nov 30

Teraneler Nedir?
Teraneler, modern dünyaya sıkılan bir kurşun, insanlara ise uzatılan bir demet çiçektir. Kalıplar dışına çıkmayı hedefleyen ve izahı olmayan şeylerin izahını mizahıyla birlikte yapmak, suratı asık olanlara bir tebessüm hediye etmek en büyük gayemizdir. Umutsuz, melankolik gençlere bir tokat olup onları gaflet uykusundan uyandırmak bizim görevlerimiz arasındadır. Sitenin felsefesi: “Bizi sıradanlık değil, çılgınca fikirler kurtaracak” olup kalıpları yıkmak ve sorgulamak bunu yaparken de güldürmek amacımız. Size “bırak bu teraneleri” diyenler olacak onlara aldırmayın, zira bu teraneler akl-ı selim teraneler.
Kumpanya Blogları