Denemeler

Aşkın Halleri: Az Ye – Az Uyu – Az Konuş

By on 31 Temmuz 2019

Az ye az uyu az iç/ Ten mezbelesinden geç/ Dil gülşenine gel göç

Mevlâ görelim n’eyler/ N’eylerse güzel eyler

Erzurumlu İbrahim Hakkı

O neşeli, konuşkan, uykucu ve iştahlı çocuk gitmiş; yerine sessiz, uykusuz gözlerle etrafta dolanan bir zombi gelmişti. İki – üç lokma anca yiyor, eskisi gibi ne konuşuyor ne tebessüm ediyordu. Bu hâl dikkatimi çekse de ilk birkaç gün bir şey dememiştim ne de olsa insanlık hâli… Ancak günler günleri kovaladıkça bu hâl artarak devam etti. Soru sorduğumda bir şeyim yok diyor, geceleri kampüste avare avare dolaşıyordu. Bir anda insanı tepetaklak değiştiren bu şey ne olabilir diye düşünüyordum.

Birlikte otururken bölümden bir kız notları istemek için yanımıza geldiğinde ilk defa arkadaşımın utanıp sıkıldığını gördüm. Kıza bakmamak için olağanüstü bir çaba sarf ediyor, olduğu yerde hafakanlar basıyordu. Durum anlaşılmıştı. Bizim arkadaşın ağzına bir parmak “aşk” balı çalınmıştı. O günün gecesinde onu kampüste yürüyüşe davet ettiğimde yavaş yavaş anlatmaya başlamıştı. Nasıl âşık olduğunu, bunun birdenbire gerçekleştiğini, bu durumdan hiçbir şey anlamadığını, birkaç ay öncesine kadar o kız kendisi için alelade bir insanken şimdi hayatını işgal ettiğini, geceleri kafasında ona nasıl açılabilirim diye düşünmekten, ona şiirler yazmaktan ve onun içinde olduğu hayaller kurmaktan uyuyamadığını şevkle anlatıyordu.

Arkadaşımla ayrıldıktan sonra düşündüm, aklıma hep şu sıkça verilen öğüt geldi: “Az ye, az uyu, az konuş.” Nefs terbiyesinin amentüsünü oluşturan bu hap kuralı ne zaman hatırlasam sebebini bilmediğim bir şekilde içimde muhalefet oluşurdu. Konuşmayı ve özellikle yemek yemeyi sevmemin bununla bir alakası olabilirdi elbet fakat yine de tam idrak edemezdim bu öğüdü.

Üzerine düşündükçe azlık durumunun kişiden kişiye göre değiştiğini fark ettim. Üç ısırık alıp doydum deyip yemeğiyle oynamaya başlayan bir kızın az yemesiyle, pehlivan Koca Yusuf’un az yemesi elbette bir olmayacaktır. Herkesin parmak izi nasıl farklıysa, herkesin uygulayacağı nasihatlerin ölçüsü de farklıdır tıpkı herkesin kabının ve Allah’ı bulma yolunun farklı olduğu gibi… Sonra tek tek üzerinde düşünmeye başladım.

Az uyumak… Peki o uyumadığımız vakitte ne yapacağız? Twitter, Instagram, Facebook üçlüsünde fink atıp üstüne Ekşi Sözlük’ün dehlizlerinde yol mu alacağız? Gece boyu saçma sapan videolar izleyip zamanımızı çarçur mu edeceğiz? Elbette az uyumaktan kasıt bunlar olmasa gerek… Zannımca uyumak, zamanı boşa harcamaktan daha hayırlıdır en azından vaktimizi israf etmiyor, günaha girmiyoruz uyuyarak. Bu sebeple az uyumaktan kasıt uyumadığımız zaman Allah rızasını kazanmak için, o niyetle bir şeyler yapmak… Dersine çalışmak, bir şeyler okumak, namaz kılmak, tefekkür etmek, Allah’ı zikretmek… Hatta bunu bir çile gibi değil de aşkla şevkle yapmak… Nasıl ki âşık olan genç boş boş uyumamazlık yapmıyor, sevgilisini düşünüyor, ona kavuşma yollarını arıyor; biz de Allah’ı düşünüp O’na kavuşmanın yollarını aramalıyız. Ataullah İskenderi’nin dediği gibi “Allah’ı bulan neyi kaybetmiş ki/ O’nu kaybeden neyi kazanmış ki…”

Az konuşmak… Konuşmadığımızda düşünmek veyahut sessizce Allah’ı zikretmek… İnsanın oğlunun mahvına ya da kurtuluşuna sebep olan dilini kontrol altına almak. Dünyanın hem en tatlı hem en acı nesnesi olan dili, tatlı hâle getirmek… Az konuşup öz konuşmak ve bu terbiye sistemiyle; ya hayrı konuş ya sus nasihatine uyabilmek. Tüm bunlar bir kenara az konuşmak insanın kendisini dinlemesine vesile olur. İç dünyasını daha iyi anlar. Nasıl ki âşık bir adam, sevgilisini düşünmekten, ona dair iç dünyasını dinlemekten dış dünyayla irtibatını keser; bu öğüt bize Allah’ı ve yarattıklarını düşünmeyi belki de ilmin başı olan kendini bilme yolunun ilk adımını atmamıza öncülük eder.

Az yemek… İnsanoğlu midesinden daha şerli bir kap doldurmamıştır. Bütün büyük âlimlerin övgüler dizdiği açlık, günümüzde unutuldu. Çok yemek yiyenler bilir ki yemek yemek insanı uyuşturan bir eylemdir, onlar için bir kaçıştır. Ölçülü yemek, insanın manevi kuvvetlerini daha güçlü hissetmesine vesile olur. Nefs terbiyesinin en önemli adımıdır az yemek… Sadece kendimizi bir oyuna kaptırdığımızda, âşık olduğumuzda açlığımızı pek hissetmeyiz. Hatta yaşadığımız duygu yoğunluğu/düşünce keskinliği azalacak diye yemek yemeyi ertelediğimiz zamanlar dahi olmuştur. Düşünmek gerekiyor yemek yeme isteği midemden gelen bir istek mi yoksa can sıkıntısından bunalmış beynimizin bir oyunu mu? Çünkü serotonin hormonunu salgılatıp bağımlılık merkezini harekete geçirip egoyu susturmak/dinlendirmek istiyor olabilir. İşte biz de içimizdeki can ile, Allah’ın içimize üflediği nefha-i ilahiyle daha sıkıntı bağlantı kurmak istiyorsak az yemeli bol düşünmeliyiz.

Peki, âşık olan genç tüm bunları kendi iradesiyle mi yapıyor? Hayır…

Peki, âşık olan genç kendi iradesiyle mi âşık oluyor? Hayır…

Boş yere aşk insanı Hakk’a ulaştıran en hızlı araçtır dememişler büyüklerimiz. Esasen âşk tektir ancak anlayabilelim diye bazı ayrımlar yapılmıştır: hakiki aşk mecâzi aşk gibi…

Mecazi aşk, insana duyulan aşktır. Bu dahi insanı Allah’a yöneltmek için bir kılavuzdur. Çünkü birisini can-ı gönülden seven birisi o kişi dışında dünyadan bağlarını neredeyse koparmıştır. Kendini aşma yolunda bir kademe elde etmiştir.

Sözü fazla uzatmadan Fuzuli merhumun bir beytiyle yazıyı noktalayalım.

“ilm kesbiyle paye-i rifat arzu-i muhal imiş ancak

aşk imiş her ne var âlemde ilm bir kıyl ü kaal imiş ancak”

(ilim kazanarak yüksek mevki elde etmek ancak olmayacak bir arzu imiş;

alemde her ne varsa aşk imiş; ilim sadece dedikodudan, kuru bir laftan ibaret imiş.)

TAG

15 Haziran 2019

10 Ağustos 2019

RELATED POSTS
Buz Ağacı

10 Ağustos 2019

Gönüle Dair

15 Haziran 2019

Fanilik

25 Mayıs 2019

Bir Cevap Yazın