Çırağan'da Garip Bir Düğün Öykü

Çırağan’da Garip Bir Düğün – Final

By on 4 Eylül 2015

por una cabeza

todas las locuras

su boca que besa

borra la tristeza,

calma la amargura.

por una cabeza

si ella me olvida

qué importa perderme,

mil veces la vida

para que vivir…

                                                                                  Carlos Gardel – Por Una Cabeza

 

Temmuz 2025 – Çırağan Sarayı Önü

 

  • Yılmaz!
  • Vay Ömer! Daha yeni mi geliyorsun düğüne?
  • Sorma ya bir kanun tasarısı üzerinde çalışıyorduk.
  • Tabii milletvekili olmak zor zanaat.
  • Biraz vaktin varsa üç maddeye bakabilir misin? Sanki lafzi anlamı çok kuvvetli olmadı gibi.

Yılmaz, şöyle bir kapıya baktı. Aslında ne kadar geç girerse o kadar iyi olacağını düşündü zira tekrar tekrar Elif Damla’nın yüzünü görüp; unutmak için çabaladığı bunca şeyi tekrar hatırlamak istemiyordu. Bir şair ne demişti: “Unutmak değil ama hatırlamamak mümkün.” O yüzden kanun maddelerine bakmanın iyi geleceğini düşündü hem kafası dağılırdı. Serhat içeri girmesi gerektiğini söyleyip içeri girdi. Yılmaz muhabbete devam etti.

  • Tabii bakalım yenge nasıl?
  • İyi işte Ankara’da o. Çocuk yeni doğunca gelemedi doğal olarak.
  • 1 ayı doldurdu değil mi?
  • Evet evet 37 günlük daha…
  • Allah analı babalı büyütsün.
  • Âmin.

Ömer cebinden sıkıntı olan üç maddenin yazılı olduğu kâğıdı çıkardı. Yılmaz kanun maddelerini sesli okuyup düşünmeye başladı. O düşüne koysun biz Cem’in ne yaptığına bakalım.

Temmuz 2025 – Çırağan Oteli

Taksim ile Can Cem ayrıldıktan sonra otelden ayrılmışlardı. Cem plan yaptıkları odaya gidip ilgili hikayeyi okumaya başladı. Hikaye kısa bir hikaye idi.

Mavi Gözlü Kelebek

“Altınlar arasında bir kafeste sıkışık kalmış mavi gözlü kelebek. En büyük hayali uçmakmış bir cennet bahçesine. Öyle bir bahçe ki hep portakallar, mandalinalar, greyfurtlar yetişirmiş bu bahçede. Bir gün bir prens gelmiş ve haykırmış seni bu esaretten kurtaracağım. Hatta bu öyle bir kurtarma olacak ki… Törenler ve şölenler düzenlenecek kurtuluşun için. Alev alev yanacak her taraf… Rüzgâr ile yıldızlar dans edecek ahenkle. Bu sefer âşıklar burun farkı ile kaybetmeyecek… Kurbanlar kesilecek senin özgürlüğünün şerefine… Üstünde Paris’ten gelen misafirler… Maske takmış olacak birçok insan… Hepsi de aynı maskeyi takmış olacak… Çünkü bu mavi gözlü kelebeğin gittiği cennet bahçesinde ikiyüzlülüğe yer yok. Bu sefer sevdiğini söyleyebilecek korkak âşıklar… Karar verecekler kimi yanında istediklerini… Alınması gereken riskler alınacak… Çünkü mavi gözlü kelebeğin şarkısı yunan tanrılarına cesaret veren ezgidir. Ve sen mavi gözlü kelebek sen bir uykunun eseri belki de bir şarkının en ruha dokunan melodisinden ortaya çıktın… Seni yapan sanatkâr bilmeyecek hiçbir zaman ne büyük bir amaca hizmet ettiğini… Bir bulmacanın son parçası… Bir dansın en vurucu koreografisi… Belki de bir yolculuğun başlangıcı… Mavi gözlü kelebek hadi şimdi uç git o bahçeye… Lâkin kör etme gözleri… Ve sakın ayrılma o bahçeden…

*: Prens ölse bile… Çünkü prenslerin kalbi camdandır… Zor kadınların yaptığı en usta iş ise camdan kalpleri kırmaktır. Onarmak ise başka bir zor kadına mı aittir yoksa kırıklar ebedi midir orası hep bir kader.”

Cem metni tekrar okudu. Taksim ve Can otelden ayrılmışlardı. Onları tekrar aramak istemedi. Aklına parlak bir fikir geldi. Yafes’e mesaj attı.

  • Halil Abi’nin telefon numarasını göndersene
  • Al kanka 0 5*********
  • Tşk
  • Öd.

Ona hikâyeyi pasladı. Kendi fikrini anlattı. Bildiği bir şey olup olmadığını sordu.

  • Valla Cemcim, Yılmaz’ın Elif Damla’ya bir sürpriz hazırlayacağını biliyordum. Mumlarla falan bir şey yapacaktı. Kolyenin resmini falan bana atmıştı. Çok güzel bir ortam olacak. Otantik bir ortam demişti.
  • Eee başka…
  • Sonra aradan kaç yıl geçti tabi hatırlamıyorum. Sanıyorum bunlar muhabbeti bir TMD otobüsünde başlatmış. Onu hatırlıyorum. İstanbul’a geldiğinde anlatmıştı az biraz. Tek yer mi ne kalmış öyle ilginç bir hikayesi vardı.
  • Peki, abi barıştırmak mümkün mü?
  • Yılmaz’ın ruh haline bağlı. Sonuçta Elif Damla hakkında bir şey bilmiyoruz yani. Belki gönlünde başka biri var olamaz mı?
  • Doğru olabilir.
  • O yüzden siz çok da tipi fazla zorlamayın.
  • Tamamdır abi eyvallah.
  • Son olarak Yılmaz, kaderteryan bir düşünce izler. Serendipity ilkesi önemlidir onun için yani.
  • O ne demek abi?
  • Yani kaderde varsa olur, yoksa olmaz. Hele gönül meseleleri bu yönden böyledir.
  • İyi de bana da “Sevdan için savaş.” demişti.
  • Demek ki kaderinde sevdan için savaşmak varmış ona göre. Unutma kader önemli.

 

Cem bu düşünceler içinde elinde hikayenin olduğu sayfa kapıyı açıp dışarı çıkacaktı ki birine çarptı. Özür dilemek için kafasını kaldırdığında karşısındakinin Elif Damla olduğunu gördü.

Temmuz 2025 – Çırağan Sarayı

  • Bu sefer gönderdiğimiz kumpanyalar ile yaklaşık 10.000 aile 3 ay boyunca aç kalmayacak. İlaçlar da bir aksilik olmazsa iyi yetecek.
  • Hukuk neden bazen insanlığın önüne geçer.
  • Bir sürü çocuk açlıktan ölürken ya da hukukun bir önemi olur mu?
  • Yıllar önce deniz hukukunu bırakmanın sebebi…
  • Aynen kardo. Hukuki olarak saçma sapan bir düzenleme getirdiler. Yardımlara büyük kelp vuruyordu. Aynı zamanda işin siyasi yönü vardı. Siyaset bizim ülkemizde tabu gibidir. Ancak büyük sanatçılar ülkemizde siyaset üstü yer edinmişlerdir. Kemal Sunal, Barış Manço bu insanları sağcısı, solcusu, ülkücüsü, sosyalisti her kesim sever. Sanat siyasetten evladır derdi Yılmaz. Bu kararı almadan önce de Abuzer Kadayıf filmini izlemiştim. İşte bazen bir film ya da bir dize insanın hayatını baştan sona değiştirebiliyor.
  • Sanat o zaman Afrikalı çocuklar içindir diyebilir miyiz paşam.
  • Diyelim diyelim.
  • Gemilerde Talim Var…
  • O gençler bakıyorum neşeniz yerinde.

Diyerekten Cansu, Osman ile Buğra’nın yanına geldi. Cansu birkaç gün önce Buğra ile görüşmüştü. Fenerbahçe Voleybol Takımı için elinde çok iyi bir oyuncu olduğunu söylemişti. Hukuk okuduktan sonra avukatlık stajını tamamlamış ondan sonra ise voleybol sevgisinin etkisiyle de voleybolcuların menajerliğini üstlenmişti. Belki başka bir alana yönelse çok daha fazla para kazanabilirdi ama o mutlu olmak istiyordu. Zira mutlu değilsen şöminede dolarlar yaksan ne fayda. Buğra bu yardım işinin finansal yönü ile ilgilenirken, Cansu ile insan kaynakları yönü ile ilgileniyordu. Gemi ise Osman’a ait gözüküyordu. Meşhur bir sanatçının gemisi olması hasebiyle çok bürokratik engele takılmıyordu Türkiye’de. Tabii medya bu geminin kime ait olduğundan bi haberdi. Çalışanlara bu bilgiyi sızdırmamaları için ek ücret ödeniyordu.

Temmuz 2025 – Çırağan Oteli                    

  • Sen bu hikayeyi çözebileceğini mi sandın?
  • Elimizde yeteri kadar ipucu vardı.
  • Yeteri kadar?
  • Bir miktar.
  • Bu hikayeden çıkarmak istediğin sonuç ne?
  • Öyle bir sahne kurgulayacaktır ki ikiniz barışmış olacaktınız. Bunun için elverişli ortam olması gerek…
  • Peki benim barış istediğimi veya onun barış istediğini biliyor musunuz?
  • Hayır ama ikinizin de hala birbirini sevdiği belli.
  • Sevmek her zaman vuslat ile sonuçlanmaz.
  • Eee bize yardımcı olacak mısın?
  • Tamam olacağım ama bir nebze. Ver bakalım hikayeyi.

Cem, Elif Damla’ya hikayeyi uzattı. Elif Damla okumaya başladı.

Ve sen mavi gözlü kelebek sen bir uykunun eseri belki de bir şarkının en ruha dokunan melodisinden ortaya çıktın…”

            Mayıs 2016 – TMD Servisi

  • Evet arkadaşlar diğer servis de kalkacak birazdan. Ayakta yolcular aşağı insin. Hocam sen de şuradaki boş yere otur.

Diyerekten Yılmaz kalan son boş yere oturmuştu. Yanına oturduğu kişinin (yani benim) yüzünü karanlıktan pek seçemiyordu. Eline telefonu aldı. Nedense o an uzun süredir dinlemediği bir şarkı olan (en son dinlediği tarih programda yazıyordu) Kar adlı eseri dinlemek istedi. Telefonundan şarkıyı seçerken seslendim.

  • Ooo ne kadar da güzel bir şarkı seçtiniz efendim.
  • Elif Damla Hanım siz miydiniz?
  • İncesaz hayranlığınız çok güzel ama böyle güzel bir havada neden böylesine hüzünlü bir şarkı seçtiniz.
  • Çünkü hüzün ki en çok yakışandır bize…
  • Yapmayın of fena… Siz de mi şu dünyada kendini en üzgün gören ve bundan değişik bir haz alan tiplerdensiniz.
  • Yok Allah korusun.
  • O zaman gelin biraz benim şarkılarım ile neşe bulun.

Diyerekten kulaklığını telefonundan çıkardım ve de kendi telefonuma taktım.

#NowPlaying: İncesaz – Bahriyeli.

  • Cidden çok farklı bir seçim oldu.
  • O zaman şu şarkıyı açalım sonra şansımıza ne gelirse

#NowPlaying: MFÖ – Ele Güne Karşı

  • Güzel şarkı. Sanki hayatımın kırılma noktasının soundtracki olacak şarkılardan.
  • Öyledir öyle.

Bu kısa muhabbetten sonra ikimizde sessizliğe büründük. Dün gece pek uyuyamamıştım şimdi bu 00:00 servisi ile dönmek tam bir zulümdü. Zaten içerideki alkol kokusu insanı bir sersemletiyordu. Yılmaz ise sessizlikten sonra Kindle’ını açıp okumaya başladı. Sonrasını pek hatırlamıyordum ta ki nizamiyeye vardığımız zaman Yılmaz’ın uyandırması ile…

  • Elif Damla
  • Hmm??
  • Kimlik kontrolü

Kendime gelmem birkaç saniye sürmüştü. Meğer Yılmaz’ın omzunda uyuyakalmışım. O gün ne kadar utandığımı söylememe gerek yok sanıyorum. Hemen kartı çıkardım. Görevli inip de araba hareket ettikten sonra ne diyeceğimi bilememenin sessizliği ile duruyordum. Yılmaz tekrar söze başladı

  • Şarkıyı değiştirirseniz…

Meğer dalgınlıkla karışık çal diyeceğime tekrarla işaretine basmışım. Yazık çocuk da beni uyandırmamak için bir şey diyememiş. Lakin ne gariptir ki o yanımda iken inanılmaz bir güven duygusu içerisindeydim. Sanki o yanımda olduğu sürece tüm dünyaya meydan okuyabilecekmişim gibi…

Temmuz 2025 – Çırağan Oteli

  • İşte bu olaydan 2 ay sonra bir sahil kenarına kurulmuş bir masada malumun ilanı gerçekleşti. Önceden ayarladığı sanatçı gençler Por Una Cabeza’yı çalmıştı. Sonra Teoman’dan Sevdim Seni Bir Kere’yi beraber söylemiştik. İşte o gün bana bu kelebekli kolyeyi hediye etti.
  • Sen barışmak istemiyor musun?
  • Ben barışmak istesem bile Yılmaz barışmaz.
  • Hayır ama ikinizin de birbirinizi sevdiği belli
  • Neyse bu kadar uğraştınız, sizin emeğiniz için bir şeyler yapmayı deneyeceğim.
  • Peki, o zaman gidelim.

 

Temmuz 2025 – Çırağan Sarayı

  • Evet arkadaşlar sonunda Yılmaz, Ömer, Serhat ve Cem de gelebildiğine göre geleneksel mini kareoke ve de iyi dilek dileme konseptini başlatalım.

Said eli ile yüzünü kapattı. Zira bu kısmı hiç sevmezdi. Hazırlanan küçük sahneye alfabetik sıraya göre kalan insanlar çıkacak ve iyi dilekleri ile beraber isteyen arkadaşlar bir şarkı söyleyecekti.

Bekir: Gençlere bir ömür boyu mutluluklar diliyorum. Size verebileceğim naçizane tavsiye spor yapmayı ihmal etmeyin. Sağlıklı kafa sağlıklı vücutta bulunur. Bir de eskiden başbakanımızın dediği gibi 3 çocuk önemli tabi. Şarkı söylemeyeceği tabii ki de. Mutluluklar.

Betül: Çok mutlu olun. Musmutlu olun. Ben sizin için Suat Sayın’dan Sevemez Kimse Seni adlı eserden bir kuble okuyacağım. “Sevemez kimse benim sevdiğim kadar/ Sevgilim sen olmasan yaşamak neye yarar…”

Betül şarkısını okurken damadımız gelini dansa kaldırdı. Ve isteyen çiftler de bu dansa eşlik etti.

Buğra: SA. Tabii ki de Ezgi’yi bu mutlu gününde yalnız bırakmazdık. Şüphesiz bu çift mutlu mesut yaşayacak. Şimdi sözün kısa olan evladır demişler. O yüzden MFÖ’den Güllerin İçinden şarkısını armağan ederek konuşmamı tamamlıyorum.

Büşra: Canım arkadaşım Ezgi bu mutlu gününe tanık olmak çok güzel. Umarım çocuklarının düğününde de beraber onların mutluluğuna tanık ederiz. Ben şarkı söylemeyeyim. Damada bir tavsiyem olacak eğer Ezgi’yi üzersen çok kötü olur senin için. Biliyorsun ben profesyonel kick-bokscuyum haberin olsun.

Cansu: Eveettttt… O da evleniyor. Şu an duygulandım biraz. Biraz değil baya. (Cansu bunları dedikten sonra üç dört kız da duygulanmıştı gelin dahil. Cansu konuşmasına devam etti.) Yani umarım çok mutlu olursunuz. Yani en güzel dileklerim sizinle. Ben duygusallaşınca pek konuşamam. Şimdi size Woodkid’den I Love You adlı şarkıyı söyleyeceğim.

Cem: Küçük hanım da evleniyor. Acaba sırada evlenecek olan kim? (Gülüşmeler) Ben mutlu olun falan demeyeceğim zaten mutlu olacağınıza eminim. Yani ne konuşayım bilemedim. Eski anılardan falan bahsedecek olursak ooo… Vakti çok almayalım. Ben de bir şarkı söylemek istiyorum. Cristina Perri’den One Thousand Years adlı şarkıyı söyleyecekken lütfen çocukları pistten alalım ve tüm çiftler sahnede gelin ile damata eşlik etsin.

Cemre: Hayatınızdan macera, aksiyon eksik olmasın. Yaa ne diyeceğimi bilemedim ben buraya çıkınca…

Deniz: Çok çok yıl oldu seninle tanışalı. İyi ki de seninle tanışmışım canım arkadaşım. Dilerim her şey gönlünce olur. Hayır bu gece ağlamayacağım. Gözyaşlarım sadece mutluluktan dökülecek… Her ne kadar evlensen de canım arkadaşım sana bu şarkıyı söylemek istiyorum. Sam Smith – Stay With Me

Ece: Evet Ezgitoşum da evleniyor. Onun prensesler gibi evleneceğine emindim. Şu an bu ortam cidden çok masalımsı bir ortam. Kate Middleton’dan sonra Ezgitoşum da bir hani nasıl derler bir fairytale’e sahip oldu. O yüzden ben onlar için Alexander Rybak’tan Fairytale adlı şarkıyı seslendirmek istiyorum. Enişteeeee kızımıza iyi bak!

Elif Damla: Burada çok güzel açıklamalar yaptı insanlar. Ben şu an biraz farklı hissediyorum kendimi. Benim erkek kısmına tavsiyem, romantik ol ve sevdan için savaşmayı hiçbir zaman ihmal etme. Ve Ezgiciğim sana tavsiyem ise asla ama asla zor kadın olma… Eğer olur da bir gün zor kadın olursan o zaman şimdi söyleyeceğim şarkıyı unutma. Sertab Erener – Zor Kadın.

Elif Damla şarkıyı söylemeye başladığında Yılmaz’a baktı. Hikayeyi okuyan Cem şarkı ile hikaye arasında bir bağlantı olduğunu anlamıştı. O da çaktırmadan Yılmaz’a baktı. Yılmaz sadece önüne bakıyordu. Yüzünde garip bir tebessüm.

Esin: Ben de bu güzel çifti can-ı gönülden kucaklıyor, ve hayatlarında mutluluklar diliyorum.

Gülşah: Ya ben pek beceremem böyle şeyleri ne desem ki bilemedim bak şimdi pek bi tatlı çift oldunuz. Benim size tavsiyem böyle çok yan yana olmayın. Zira sütunlar yan yana olsa binalar ayakta kalamazdı. Ben de size neşeli olan bir şarkı söyleyeceğim. Füsun Önal’dan Senden Başka adlı şarkı gelsin.

Melike: Ayy minnoşum da evleniyooo. Her birinizi evlenirken sanki arkadaşım değil de çocuğum evleniyor gibi hissettim. Şimdi sanki en küçük çocuğumu evlendirmiş gibi hissediyorum. Ayy ben çok heyecanlandım şimdi. Ben şarkı söyleyemeyeceğim ama size bir şarkı armağan edeceğim. 2025 yazına damga vuran Pelinsu Güzelses’ten Mutluluk Ezgisi adlı şarkıyı söyleyeceğim.

Osman: Evet bu güzel günde hepimizi bir arada görmek güzel. Tabii ben şarkımı söyledim başlangıçta o yüzden şimdi bir şarkı söylemeyeceğim. (Kalabalıktan gelen aaaa sesleri) Tabii aşk falan kader kısmet işte. Naparsın arkadaşlardan herkes herkes tek tek evleniyor. Ve tek bir kişi kaldı evlenmeyen… Neyse ben o konuya girmeyeyim pek ne de olsa bu işler kader yani. Mutluluklar

Said: Sakın boşanmayın. Eğer boşanacak olursanız avukatlığınızı yapmam. Bu evlilikte ben hem sevgi hem de mantık görüyorum. İkisinin mükemmel uyumundan sağlam evlilikler çıkıyor. Benim diyeceklerim bu kadar.

Serhat: Mutluluklar… (deyip sahneden kaçarmışçasına indi)

Ömer: Ezgi ve eşine mutluluk diliyorum. Allah iki cihanda da sizleri mutlu etsin.

Özlem: Aşkımmmmmmmmmm…. Bugün resmen aşkımı başka birine kendi ellerimle teslim ediyorum. Sanıyorum yüreğim bunu kaldıramayacak. Zamanında Ezgi’ye demiştim bırakalım Türkiye’yi gidelim Hollanda’ya mutlu mesut yaşayalım. Ama şimdi gitti ellere yar oldu. Enişteye Ezgi’nin ceza hukukçusu olduğunu hatırlatmak isterim. Sizin aşkınız devlerin aşkı adeta. Ezgi Türkan Şoray, eniştemiz ise Kadir İnanır. O yüzden ben size hazırladığım sürpriz slayt eşliğinde Cahit Berkay’dan Devlerin Aşkı şarkısını gönderiyorum.

O sırada sahnedeki sinevizyon sistemi çalıştı. Slaytta Ezgi’nin ve damadın küçüklükten bu yana olan fotoğrafları sıra ile geçiyordu. Bebeklikten şu anki haline hatta bir program sayesinde yaşlılık hallerine kadar gidiyordu slayt.

Yasin: Evli tamam. Görüldüğü üzere de mutlu bu da tamam. Artık sırada çocuklu olma evresi var. Biliyorsun 6 – 18 ay arası çocukların bakıcılığını ben üstleniyorum hem de ücretsiz. O değil de cidden çok hoş bir çift oldunuz. Darısı bekar arkadaşın(!) başına.

Yafes: Benim bu güzel çifte tek tavsiyem Bob Marley’in dediği gibi: Don’t Worry Be Happy. Hayatınızı yaşayın. Ben Bob Marley’den Don’t Worry Be Happy adlı şarkıyı armağan ediyorum.

Yılmaz sahneye ağır adımlarla yürüdü. Sahneye çıktı.

Yılmaz: Şimdi en son konuşma yükümlülüğü her zamanki gibi bana kaldı. Alfabetik kurallar vesaire. Hepimiz birbirimizi dinledik ama ben biraz uzun konuşacağım. Malum bu genç çiftimizin tanışmasında sanıyorum en önemli rol bana ait. Şimdi benim size diyeceğim şudur: Birbirinizi sevin ama aşkı pranga eylemeyin: Bırakın ruhlarınızın kıyıları arasında dalgalanan bir deniz olsun aşk. Yüreklerinizi verin fakat teslim etmeyin birbirinizin eline. Çünkü bir tek Hayat’ın avucuna sığar yürekleriniz. Ve şarkı söyleyip dans edin. Birlikte eğlenin ama yalnız başınıza olun ikinizde. Birbirinizi yaralamayın çünkü onca yaraların ardından yeni bir aşk başlamaz. Aslında sahneye çıkarken aklımda başka bir şarkı vardı ama sonra bu mutlu anı hüzünlü bir şarkı ile bozmak istemedim. O yüzden gelin hep birlikte The Rembrandts’tan I’ll Be There For You’yu söyleyelim.

Tüm herkes hep beraber şarkıyı söylemeye başladılar. Şarkı bittikten sonra kısa bir sessizlik oldu.

Sonra bir anda Por Una Cabeza çalmaya başladı. Tüm çiftler sahnede idi. Elif Damla, Yılmaz’ın yanına geldi.

  • Dans edelim mi?
  • Peki

İkisinin dans ettiğini gören diğer çiftlerin mutluluğuna mutluluk katılmıştı. İkisi dans ederken bir yandan da konuşuyorlardı.

  • Hikâyedeki sırrı anlamışsın.
  • Çok aşikârdı.
  • Bilenler için…
  • Yo Yasin ve eşi bilemedi.

Bu soğuk espri üzerine kısa bir mütebessim sessizlik oldu.

  • Sen şarkımı son anda değiştirdim, dedin.
  • Evet son anda vazgeçtim.
  • Hani şarkıyı söyleyecektin peki?
  • Anlayamadın mı?
  • Tahminim var ama emin değilim. Bu hikâyenin yazarı değilim ki aklını her daim okuyayım.
  • Yeni Türkü – İstersen Hiç Başlamasın idi. Doğru muydu tahminin?
  • Ne yazık ki…

Bunu dedikten sonra Elif Damla’nın gözleri doldu. Biraz daha dans ettikten sonra Elif Damla müsaade isteyip koşar adımlarla salonu terk etti. Yılmaz sahnenin ortasında tek başına etrafında çiftler dans ederek dönüyordu. Dans bitmişti. Herkes bu olay karşısında kısa süreli bir şok yaşamıştı.

Hep beraber bahçeye çıktılar. Ezgi çantasından bir kağıt çıkardı. Yıllar önce grubun her üyesi bir kağıt hazırlamıştı. Böylelikle her düğünde bu kağıt ile yoklama alınıp sonra dilek feneri gökyüzüne gönderiliyordu. Ezgi herkesin ismini tek tek saydı ve kağıdına işaretledi. Ezgiden başka işaretleyen diğer kişi ise Yılmaz idi. Zira evlenmeyenler de kimin düğününde kimler gelmiş not ederdi. Yoklama faslı tamamlandıktan sonra dilek fenerleri havaya uçtu. Hepsi duygulu gözlerle fenerlerin uçuşuna bakarken Cem, Yılmaz’ın yanına geldi.

  • Abi ne oldu öyle?
  • Olur öyle bazen patron…

Cem’e patron diye seslenmesinin sebebi Cem’in gerçekten patron olması idi. Birkaç yıl avukatlık yaptıktan sonra biraz sermaye biriktirerek birkaç da yardım alarak inovasyon üzerine bir şirket kurmuştu. Şirket zamanla büyümüştü. Extreme sporlarla uğraşmayı seviyordu. 2021 de herkesin öngördüğü bir şekilde müstakbel eşi ile evlenmişti.

Artık gelin ve damatla fotoğraf çektirip dağılma faslına gelinmişti. Yılmaz hemen çektirip gelin ve damada ve de arkadaşlarına veda etmişti. Kim bilir bir daha hepsini ne zaman bir arada görecekti.

Sahil kıyısında yürümeye başladı. Kenarda birkaç genç alkol alıyorlardı. Cebinden o meşhur yoklama kâğıdını çıkardı. Kâğıttan bir gemi yaptı. Gençlerin alkolünden biraz geminin üzerine döktü ve denize koydu. Sonra bir kibriti yakarak geminin üstüne bıraktı.

  • Ne gemiler yaktık…

O sırada Elif Damla Ege kasabasına doğru otobüsle giderken kulağında Sezen Aksu’dan Farkındayım adlı şarkıyı dinliyordu.

Yılmaz bir an durdu. Aklına Attila İlhan’ın bir şiiri geldi:

“ne kadınlar sevdim zaten yoktular/ yağmur giyerlerdi sonbaharla bir/ azıcık okşasam sanki çocuktular/ bıraksam korkudan gözleri sislenir/ ne kadınlar sevdim zaten yoktular/ böyle bir sevmek görülmemiştir

hayır sanmayın ki beni unuttular/ hâlâ ara sıra mektupları gelir/ gerçek değildiler birer umuttular/ eski bir şarkı belki bir şiir/ ne kadınlar sevdim zaten yoktular/ böyle bir sevmek görülmemiştir

yalnızlıklarımda elimden tuttular/ uzak fısıltıları içimi ürpertir/ sanki gökyüzünde bir buluttular/ nereye kayboldular şimdi kim bilir/ ne kadınlar sevdim zaten yoktular/ böyle bir sevmek görülmemiştir”

Yılmaz Cemal Usta’dan bir balıklı ekmek daha alıp emektar Mini Cooper’ına bindi. Arabayı çalıştırdı. Tüm bu yaşadıkları bu hengamede İstanbul’daki evine gitmek istemedi. Belki kafasını dinlemek iyi gelecekti. Nereye gitsem diye düşünürken tabelada İzmir yazısını gördü. O an bir kararla Ege’nin bir kasabasına yol almaya başladı. Teybi açtı. Tüm bu dostluğu senaryolaştırma fikri geldi aklına. Acaba dizi olsa adı ne olurdu diye düşündü: Çırağan’da Garip Bir Düğün! Sonra güzel bir şarkı bulması gerekecekti ki… Teypte çalan şarkı kadar güzel bir şarkı:

 

The End!

 

 

 

TAG
RELATED POSTS
2 Comments
  1. Cevapla

    Hatice

    4 Eylül 2015

    Hikayenizi kendi üzerinizden yazmanız bir hayli ilginç olurken cesaretinizi de yansıtmış aslında. Bu güzel hikaye için teşekkürler. Nice güzel hikayeler yazmanız dileğiyle. Allah’a emanet olun.

    • Cevapla

      Şahinzâde

      4 Eylül 2015

      Teşekkür ederim 🙂
      Değişik şeyleri denemeyi seviyorum. Biraz da arkadaşlarım için yazdım denilebilir 🙂
      Güzel temennileriniz için teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın